Düşünce Günlüğü Yaradılışla bahşedilen akıl ve bilim

Yaradılışla bahşedilen akıl ve bilim

Kâinatın ‘ol’ emrine tabi oluşu, İlahî bilginin yansımasından başkası değildi. O bilgi, yaradılışı kapsayan ama onunla sınırlı olmayan bir nihayetsizlikle galaksiyi, gezegenleri, yer küreyi ve bu yer küreyi insan için yaşanılır kılan her bir zerreyi kuşatmıştı. Hepsi bir zerreydi; ama insanın daha bu yüzyılda bile erişemediği olağanüstü bilginin de yegâne membaıydı. Rabb’in kâinatı şaşmaz bir sistemle var etmesi insanlığa bahşedilmiş bilimleri fısıldıyordu.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Yaradılışla bahşedilen akıl ve bilim
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Ahsen İlhan / Yazar - Sanat Tarihçisi

Din (İslâm) ile bilimi, akıl ile imanı zıt kutuplarda varsaymak; ya kötü niyet barındırmayan bir cahillik ya da art niyetli bir taarruzdur. Halbuki hepsi birbirinden doğan ve girift mefhumlar.

İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Kâinatın ‘ol’ emrine tabi oluşu, İlahî bilginin yansımasından başkası değildi. O bilgi, yaradılışı kapsayan ama onunla sınırlı olmayan bir nihayetsizlikle galaksiyi, gezegenleri, yer küreyi ve bu yer küreyi insan için yaşanılır kılan her bir zerreyi kuşatmıştı. Hepsi bir zerreydi; ama insanın daha bu yüzyılda bile erişemediği olağanüstü bilginin de yegâne membaıydı. Rabb’in kâinatı şaşmaz bir sistemle var etmesi insanlığa bahşedilmiş bilimleri fısıldıyordu. Önceleri tekerleği bile bilmeyen insanın, bir zaman sonra aklıyla eriştiğini sandığı tüm o pozitif bilimler; bulunması, keşfedilmesi için yaradılışla birlikte her yere yayılmıştı. Sadece bir inanç sistemini ve günah-sevap bildirisini ihtiva ettiği yanılgısında kabullenilen mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, Yaradan’ın şöyle buyurması da -haşa- boşa değildi: “Güneş ve Ay bir hesaba bağlı olarak hareket ederler.” (Râhmân/5.)

SİSTEMATİK BİR YOK SAYMA

  • Bütün varsayımlar ve kutsal kitaplardaki bilgilerden yola çıkan âlimlerin sınırlı gözlemleme imkânıyla ortaya attığı idealar bir yana; Güneş Sistemi’nin bilimsel anlamda kabulü 17. yüzyıldaydı. Tabii o zamana dek büyük İslâm âlimlerinin Kur’an’dan yola çıkarak eriştiği bilgiler ispatsızlık iddiasıyla ekarte ediliyor, bir müddet sonra Avrupalı bir bilim insanının keşfi olarak dünyaya ifşa ediliyordu. Miladî 1399’da inşa edilen Bursa Ulu Camii minberindeki kabartmalarda Güneş, çevresindeki gezegenler ve galaksi sistemi işlenmiş, hatta Plüton da bu kabartmalarda yerini almış; fakat Güneş Sistemi kavramının doğrulayıcısı olarak 17. Yüzyıl’da Emanuel Swedenborg ve ardılları anılırken, en fazla antik filozofların düşünce dünyalarından mülhem görülmekte ve Plüton’un keşfi için 1930 tarihi verilirken kâşif adı olarak Clyde Tombaugh zikredilmekteydi. Vaveyla! İnsanı ilme öteleyen ayetlerle, yeryüzündeki bilimin fark edilişi İslâm’ın ve öncesindeki değiştirilmemiş hâlleriyle diğer kutsal kitapların ve Peygamberlerin ışık tuttuğu yoldaydı oysa…

İNSAN BİLİMDİ

Güzergâh daha en baştan belliydi. İnsan bilimdi… Toprak, güneş, ay, sular, dağlar, bitkiler, hepsi bilimdi. Yaradan, bilimi insanın kendinde ve var olduğu her yerde nakşetmişti. Bir bilgiden bin bilgiye erişmede aklı var etmiş, insan beynini tonlarca bilgiyi alıp işleyecek olağanüstü bir organizmanın eşsiz bir parçası olarak bahşetmişti.

  • Bir dönüşle bütün bilimlerin kapısı aralanıyordu. İnsan evvela tekerleği fark etti. Dönen bir cismin güce ve enerjiye dönüşebildiğini ders ders okudu. Bir dönüş hareketiyle bütün bilimler şaha kalktı, teknoloji doğdu ve gitgide büyüdü. Bilim şöyle diyordu; “Güneş manyetik bir alana sahiptir ve kendi çevresinde dönen bir gök cismidir.” Peki Yüce Yaradan insana bu bilimden bahsetmiş miydi?

“Güneş kendisine ait yerleşik bir düzene göre (yörüngesinde) akıp gider (…)” (Yasin/38.) “Ne Güneş’in Ay’a yetişip çatması uygundur ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzüp gider.” (Yasin/40.)

Cisimlerin hareketi, yörünge kavramı çok sonraki yüzyılların keşifleriydi. Ama hepsi bir bir zikredilmişti ayetlerde. Yaradan, kullarına ‘İKRA’ diyordu. Güneş, Ay ve bütün gök cisimleri O’nun ayetiydi, okunmalıydı.

  • Nebe Suresi 6 ve7. ayetlerde “Biz, yeryüzünü döşek, dağları da (yeri dengede tutan) kazıklar yapmadık mı?” ve Nahl Suresi 15. Ayet’te “O, sizi sarsmaması için yere sağlam dağlar yerleştirdi.” buyuran Allah (cc) insanlığı, yüzyıllar sonra keşfedeceği bir bilgiyi araştırmaya yönlendiriyordu. Bilim de anladı sonra; depremlerin fazla olduğu yerlerde dağlar da fazlaydı. Dağların yeryüzündeki vücutlarından çok daha fazlası yer altında tekrar ediyordu. Jeoloji bunu henüz yeni keşfetmişti. Ama dağlar çoktan beridir tıpkı bir kazık gibi çakılmışlardı. Sarsılmaktan helâk olacakken güvenle var olmaya devam ediyorlardı.

“Hubble’ın genişleme yasası” evrenin genişlediğine, gök cisimlerinin birbirlerinden uzaklaştığına vurgu yaptığında 19. yüzyıldı ve tartışmalarla birlikte bilim tarihinde yerini almıştı. Ne var ki; İlahî bilgi Kur’an’da şöyle buyrulmuştu bile: “Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz genişletmekteyiz.” (Zariyat/47.)

AKLETMEZ MİSİNİZ?

Tatlı suyla tuzlu suyun arasındaki berzahtan bahseden Rabb’in, Ay’ın zamanı ölçmede bir kıstas olduğunu da Bakara 189. Ayet’te bildirmişti. Oysa hep şöyle diyordu Kur’an; “Akletmez misiniz?”

Akıl; düşünme gücüydü. Kavrama ve kavramlardan bir hükme varma yolunda birincil sistemdi. Akıl, bilmeyi sağlayan düşünme, analiz edip bir sebep-sonuç ilişkisine varma yoluydu. Akıl, bilimden önceydi. Çünkü o olmadan bilimin bütün yöntemsel süreçleri çökerdi. Ama akıl; bir lütuftu evvela. İlahî bilgiyi kavramada ve o bilgiden alınan bütün mutalarla bilime varmada aracıydı. Âlemde bilinen ne varsa akılla kavrandı; ama akıl var olan bütün bilgiye sahip değildi. Ve imansızlık; henüz keşfedilmemiş bilgiye inanmayan iptidai insanın yoksunluğuna benziyordu.

Tüm bilimler içinde erişilmiş bütün değer ve denklemler, aklın varabildiği menzillerdi. Varamadıkları ise kabulüne almayıp da aldandığı bir alan olarak; imansızlığı doğurmakta ve insanın, kendini yaratan gücü hissedecek fıtratına iftira atmaktaydı.

Akletmeliydi insan; Yaradan, keşfedilmesi için var ettiği bütün bilimlerden fazlasının; cennetin, cehennemin, yaradılış ve ölüm mucizesinin ve daha nicelerinin tek sahibiydi.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.