Sistem-Rejim türü tartışmasının her şeyden önce ''tutarsızlığa'' tahammülü olmayan bir konu olduğu hususunda mutabıkızdır sanırım...
Dünkü yazıda dikkat çekmeye çalışmıştım: Ak Parti''nin önde gelen milletvekillerinden birisi ''başkanlık sistemi''nin gerekliliğini –10 yıldır ayakta duran ve bu gidişle önünde bir o kadar daha iktidar dönemi görünen hükümeti ortada dururken– muhtemel koalisyon hükümetlerinin kaçınılmaz başarısızlığına karşı köklü bir çare olarak savunuyordu...
''Başkanlık sistemi''nin taraftarı olmak için böyle bir gerekçeyi öne çıkarmak bir ''tutarsızlık'' işareti değil miydi?
Benzer şekilde bu ülkede 82 Anayasası''nın cumhurbaşkanına tanıdığı yetkilerin tırpanlanması gerektiği hususunda hemen herkes fikir birliği içinde değil miydi? 82''nin mimarları iktidarı ''sivil yönetim''e devrettikten sonra da –parlamentoya güvensizliklerinden dolayı– ipleri ellerinden kaçırmamak amacıyla cumhurbaşkanının yetkilerini güçlendirmemişler miydi? Ama bakın, bugün (de) bütün bu tartışmalar yaşanmamış gibi cumhurbaşkanının yetkilerinin daha da güçlendirilmesi isteniyor. Bunun adı da ''tutarsızlık'' değil midir?
Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesini düzenleyen Anayasada değişiklik yapılması hakkındaki kanunun ne amaçla çıkarıldığını biliyoruz. 2007 ilkbaharında karşımıza çıkan hukuksal ve ideolojik kılıklı siyasi kriz bu değişikliği zorunlu kılmıştı. Ancak burada unutmamamız gereken husus, bu değişikliğin ''başkanlık sistemi''ne geçişi kolaylaştırıcı bir yöntem olarak benimsenip, yürürlüğe sokulmadığıdır. Yani bu değişiklikten sonra ''Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçimini düzenleyen anayasa maddesini hazır önümüzde duruyorken, bir adım daha atıp başkanlık sistemine seçelim bari!'' gibi bir ''kurnazlık'' söz konusu değildi o zamanlar...
Bu husus ''sivil anayasa taslağı''nı çokça tartıştığımız dönemde de ifade edilmişti. Hem de taslağı hazırlayan heyetin başkanı Ergun Özbudun tarafından. Özbudun, ''Cumhurbaşkanını halka seçtirmeye neden gerek duydunuz? Türkiye Barolar Birliği''nin taslağında yer alan ve bir anlamda sizin önerinizi eleştiren görüşler için ne diyeceksiniz?'' sorusunu şöyle cevaplıyordu:
''Cumhurbaşkanı''nın halkça seçilmesi ise, en son vahim örneğini 2007 ilkbaharında görmüş olduğumuz tıkanmaları engellemeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla, Türkiye Barolar Birliği 2007 taslağında yer alan, Cumhurbaşkanı''nın halkça seçiminin rejim üzerinde ''yozlaştırıcı sonuçlar'' yaratacağı, rejimin ''çoğunluklu demokrasiye kayacağı'' bunun ''ne parlamenter sistemle, ne başkanlık ya da yarı-başkanlık sistemi ile bir ilgisi''nin olduğu yolundaki görüşleri paylaşmak mümkün değildir. Bu eleştiriler ancak, Cumhurbaşkanı''nın bugünkü yetkileri muhafaza edilseydi, doğru olabilirdi. Taslağın öngördüğü hükümet sistemi, parlamenter sistemi, parlamenter modele, 1982 Anayasası''ndan çok daha uygundur.''
Demek ki bir sistemin birkaç yıl içinde bu derece fikir değiştirmesi normal karşılanacak bir tutum değildir. Özellikle de ''yeni anayasa'' tartışmalarının artık tartışma faslından çıkıp yeni bir veçhe kazanmaya başladığının müjdelendiği bir dönemde. ''Anayasa platformları'' düzenleyip halkı medeni kılıklı bir anayasa doğrultusunda umutlandırdıktan sonra ortaya ''başkanlık'' ya da ''yarı başkanlık'' sistemlerine ilişkin öneriler sürmenin emeklemeye başlayan ülke demokrasisine ne gibi bir yararı olabilir? Parlamenter sistemi Avrupa''daki iyi örneklerinden hareketle ihya etmek yerine parıldayan geleceğin mevcut sistemin ''başkanlık'' ya da ''yarı başkanlık''a dönüştürülmesinde yattığını tekrarlamanın demokrasi sürecine nasıl bir katkısı olabilir ki?.. Bir kere her şeyden önce ''parlamenter sistem''den şikayet etmeye hakkı olmayan bir ülkeyiz. Silahlı Kuvvetler tarafından yeterince dağıtılmış olması yetmezmiş gibi parlamentoyu dağıtma yetkisini şimdi de önümüze sürülen seçeneklerden birisi olan ''yarı başkanlık'' sisteminde olduğu gibi cumhurbaşkanına mı tanımak istiyoruz?
Dikkatli okurlarım gibi ben de farkındayım; gerçekten de bir türlü şu ''yarı başkanlık'' sistemine giremedik... Yarın devam etmek niyetiyle...
Başlıklar :

