Ortadoğulular için iki tane cazip şehir var; sağlık ve eğitim merkezi olarak Amman, ticaret, finans ve eğlence merkezi olarak ta Beyrut. Şimdi bunlardan bir tanesi Beyrut yok ve 20 sene belini düzeltemez. Beyrut'un ticaret, finans, alış-veriş yükünü Antep alabilir.
Evet, derin bir siyasi geçmişim yok. Siyasete girdik ve hemen kaçtım. Parti iktidardayken il başkanlığını bırakan tek adam benim.
İl başkanlığına biraz paraşütle inmiştim, parti tabanından gelmiyordum. Hasan Celal Güzel kuzenimdir. Özal'ın ricasıyla il başkanı oldum. Gördüğüm bazı yanlışlar ve anti demokratik davranışları sayın Özal'a anlattım. Bunları değiştirmesinin mümkün olmadığını ifade edince bende ayrıldım, mesleğime döndüm. 89'da beni tekrar aradı, Belediye başkanlığına aday olmamı istedi, 'olmaz' dedim, Ankara'ya avdet etti, 'neden hayır dediğimi anlatmayla" gittim. Antep'te Anap dördüncü parti dedim, yanlışları anlattım. "Biz Türkiye'nin hiçbir yerinde dördüncü parti değiliz" dedi. Seçimlerden sonra Anap Antep'te 5. parti oldu.
Benim hayatım hep planlıdır. Mesleğe başlarken 30 sene doktorluk yapacağım demiştim. 2003'ün sonunda 30 senem doldu. Son beş sene hekimliğin yanında yöneticilikte yaptım, Sanko Hastanesi'nin genel müdürlüğünü yapıyordum. 2003'ün sonuna doğru çalıştığım kuruma "bu yılın sonunda hekimliği bırakacağım, yöneticilikte yapmayacağım" dedim. Ak Parti'nin kuruluş aşamasında kurucu il başkanlığı teklif edilmişti, 30 yılım dolmadığı için kabul etmemiştim. Ak Parti'nin teklifi devam etti, hekimliği bırakınca siyaseti düşünmeye başladım. Partinin muhafazakarlık ve demokratlık söylemi bana cazip geldi. Anap için dört eğilim birleşti denir ama kalıcı bir birleşmenin olmadığını sonra gördük. Dört eğilimin dördü de ayrı ayrı yerlere dağıldı, geride bir şey kalmadı.
Hayır. Parti örgütünden birisi aday olsaydı belki teşkilata daha sempatik gelebilirdi, ama partiler seçilebilecek adayla yola çıkmayı tercih ederler.
Kesinlikle hissetmedim. Belediye başkanları içinde parti örgütü ile ilişkisi en iyi olanlardan birisi benim. Şartlarımı baştan koydum; Partide muhatabım il başkanıdır. Seçildiğim andan itibaren ben bu şehrin belediye başkanıyım ve herkese eşit mesafedeyim. Kimseye ayrımcılık yapmama ama parti işlerine de karışmamam. İl kongresi oldu, bir çok arkadaş delege avına çıktı, "kim seçilirse başımın tacı" dedim, karışmadım. Ayda bir gider bilgi veririm, bizde herkes birbirinin sınırlarını biliyor.
Başkan olunca kendime iki kural koydum; Bir, Antep sınırları dahilinde bir metre kare de olsa yer alıp satmıyorum. Ne kendin ne birinci derecede yakınlarım nede belediyede benimle beraber çalışan arkadaşlarım. İki; kendi yakınlarıma ne iş verme konusunda nede işe alma konusunda hiçbir tavizim yok. Bir oğlum var, bilgisayar mühendisi. İzmir'de yaşıyor. "Oğlum bayramdan bayrama Antep'e gel, İzmir'de yaşa, senden başka bir şey istemiyorum" diyorum. Çünkü siyasilerin başını en çok ağrıtan eş, dost, çocukları ve yakınlarıdır.
Aday olduğum ilk dönemlerde tereddütlerim vardı. Çünkü Celal bey, vitrini iyi kullanan, medyada yer almayı bilen bir insandı. Onun arkasından aday olmak cesaret isterdi. Sokağa inip mahalleleri dolaşmaya başlayınca endişelerim kayboldu. Oy potansiyeli yüksek olan yerlerde ne CHP'yi nede Celal Doğan'ı görmedim ve çok rahat bir süreç geçirdim. Yüzde 58'le kazandım.
Burada ikisi birbirine dengele gitti. 25 sene Antep'te doktorluk yapmış olmamın seçimlerde çok büyük avantajını gördüm. Çünkü farklı bir hekimlik yaptım, çoğunlukla serbest çalıştım, devletle işim olmadı, ama vatandaşa elimden geldiğince yardımcı oldum.
Herkesin ne düşündüğünü bilemiyorum, ama doğru bildiğimi yaparım, kimseye taklit etmem. Kendimi denemek için altı ayda bir anket yaptırıyorum.
Büyükşehir'in yaptığı hizmetlerden memnun musunuz? Bugün seçim olsa bana oy verir misiniz? Birinci soruya olumlu cevap verenlerin oranı yüksek, oy veriri diyenlerin oranı biraz düşük. Her memnun olan oy veririm demiyor. Arada yüzde 25 civarında fark var. İlginç bir durum. Siyaset bilimcilerine incelettim. Su sonuca vardık, seçmen diyor ki; sen iyi çalışıyorsun, ama bugün seçim yok. Bundan önceki seçim Antep'te iki kutupluydu, bende o gün sana oy vermiş olabilirim. Celal Doğan mı, Asım Güzelbey mi? Ben MHP'liyim, önümüzdeki seçimde niye sana oy vereyim, kendi partime veririm. Ama yine iki kutuplu seçim olursa düşünürüm… Anketleri bağımsız kuruluşlara yaptırıyorum, anketörlerin tamamı Antepli olmayan çocuklardan seçilmiyor, sonuçlar beni tatmin ediyor.
Her şeyi yerinde ve zamanında konuşmak lazım. Şu anda seçim yok. Aday olduğumda, uzun süre belediye başkanlığı yapmayacağımın sözünü zaten verdim, en fazla iki dönem dedim. Bu bir dönem de olabilir. Vaat ettiklerimi gerçekleştirip gerçekleştirememem bunu belirler, seçilip seçilememe endişesi değil. Ciddi sözler verdim, bir kısmı benim boyumu aşıyor. Mesele ne yaparsam yapayım, Gaziantep'in serbest şehir olma konusunda statüsünü değiştiremem. Raylı sistem konusunda belli bir noktaya geldik, yine merkezin desteğine ihtiyacımız var. Vaatlerimizi yerine getiremezsek bir daha seçilmek çok önemli değil. Mesela, bizden önceki belediye "Antep'te alt geçip yapmak mümkün değil, kazmayı vurduğunuzda trafik alt üst olur, sular kesilir, şehir karanlığa gömülür" Ama biz geldik, kazmayı vurduk ve kaç yere alt geçit yaptık. Ne sular kesildi, ne de başka bir şey oldu.
Seçilen insan dönüp Antep'e bakarsa el üstünde tutulur. Sayın Tüzmen bir Gaziantepli bakandan daha fazla ilgileniyor, gidip geliyor Gaziantep'le. Antepli olduğu halde, buradan milletvekili seçildiği halde, kurtuluş bayramımıza dahi gelmeyenleri gördük. Mesela Hikmet Çetin. Burada şoven milliyetçiliği olmaz. Gidin Urfa'ya, Urfalı olmayan birisini, -bu Süleyman Demirel'de olsa- aday etmezler.
Orada biraz kıskançlık oluşuyor, neden bir Antepli yok diye…
İnsani ilişkilerimiz çok iyi. Büyük bir borç yükü devraldık, ama enkaz edebiyatı yapmak iyi bir şey değil. Hasım değiliz, ama Celal bey benim gibi birine yenilmiş olmayı hazmetmiş midir bilemiyorum.
Son dönemlerde azalmakla birlikte Antep 20 senedir yoğun göç alıyor. Teşvik kapsamından çıkınca cazibesi biraz azaldı. Beli mahallelerde yoğunlaşmalar var ve kendi kültürlerini yaşıyorlar ama İstanbul'daki kadara bariz değil. Bizde şehirle entegrasyon daha fazla söz konusu.
Önemli sorunlarımızdan bir tanesi. Birkaç büyük projemizden birisi sokak çocukları sorununu çözmeye dönük. Göreve geldiğimizde tabloyu görelim dedik: 3 binin üzerinde sokakta çalışan çocuk vardı. Bunlar evsiz değiller. 8 yüze yakını madde bağımlısıydı. Bu konuda yoğun çalışmalarımız oldu, bağımlı sayısında büyük düşüşler yaşandı. Bu konuda farklı çalışmalarız devam ediyor.
Trafik sorunu yaşıyoruz, alt yapı çalışmalarımız sürüyor. Alış-veriş merkezlinin çokluğu Antep'te canlı bir ticaret hayatının varlığının simgeliyor. Alış-veriş merkezini ve nitelikli konaklama merkezini yan yana yapmak lazım. Güneyimizde 4 milyon nüfuslu Halep var. Onun hemen güneyinde Şam var. Ortadoğulular için iki tane cazip şehir var; sağlık ve eğitim merkezi olarak Amman, ticarete, finans ve eğlence merkezi olarak ta Beyrut. Şimdi bunlardan bir tanesi Beyrut yok ve 20 sene belini düzeltemez. Beyrut'un ticaret, finans, alış-veriş yükünü Antep alabilir. Şu anda hazırız diyemem ama hazırlanıyorum. Şu anda üç büyük projemiz bu
istikamette yürüyor.
O projeyi bir yabancı firmaya ihale ettik. Fakat ülkede "ben bunu nasıl yaparım da yaptırmam" zihniyeti var. Bu CHP'nin klasik zihniyeti, yapmazlar, yanana da mani olurlar. İdari yargıya gittiler. Mülkiyet sahipleriyle sorun yaşadık. İdari yargı davanın iki yıl sürebileceğini söyledi, iki sene beklemeye tahammülümüz yok. Projeden vazgeçmedik, ama başka yerler arıyoruz.
Türkiye'nin Kocaeli'den sonra en borçlu belediyesiyiz, bir buçuk katrilyon borcumuz var. İki tane sosyal demokrat belediye, ortada hiçbir şey yok, ne alt yapı sorunu çözülmüş, ne raylı sistem var, ama bir buçuk katrilyon borç.
Taşıdık. Fazla ödenen paralar var. Açtığımız davalardan birisi netleşti. Uluslar arası tahkimden davayı kazandık, parayı bugünlerde almak üzereyiz.
25 sene öncesinde Gaziantep denilince akla üç şey gelirdi; kebap, lahmacun, baklava. 80'li yıllardan itibaren sanayi öne çıkmaya başladı. Bu gün ciddi boyutlara ulaştı. Şimdi bir şeye daha ihtiyacı var Antep'in; kültür ve turizm. Bu konuda henüz hak ettiği yeri almış değil. Antep'te 528 tane sivil mimarlık örneği tarihi eser var. Ama bunların hepsi ya tinercilerin işgalinde ya da sahipleri tarafından kaderine terk edilmiş. Şu anda şehir sanayi şehri mi, kültür şehri mi, ikileminde bir kimlik bunalımı yaşıyor.
Yoğun çalışıyorum, yıprandığımı hissettiğim için üç yıl önceki fotoğraflarıma bakmaktan çekiniyorum.






