
Osmanlı döneminde her yıl devlet iki büyük resmi hac kafilesi düzenlerdi. Bunlar, biri Şam’dan, diğeri Mısır’dan yola çıkan Şam ve Mısır mahmilleriydi. Söz konusu kafileler padişah adına kutsal topraklara giden resmî kervanlardı. Bunlardan en kalabalık ve en önemli olanı ise Şam mahmiliydi, çünkü Kâbe’ye götürülen hediyeler bu kafileyle taşınırdı. Osmanlı, “Hadimü’l-Haremeyn” yani Mekke ve Medine’nin hizmetkârı ünvanını taşıyor, bu yüzden hac yollarının güvenliğini sağlamak ve organizasyonu yürütmek büyük bir manevi sorumluluk olarak görülüyordu. Bu yıl hac farizasını yerine getirmek için ilk kafilelerin yola çıktığı bugünlerde gelin Osmanlı’da hac yolculuğu serüvenine birlikte bakalım.
Hac ibadeti sağlık ve maddi durumu yerinde olan her Müslüman için yerine getirilmesi gereken bir vazifedir. İslamiyet’in doğuşundan kısa bir süre sonra geniş bir coğrafyaya yayılan Müslümanlar, bu ibadeti tüm zorluklara rağmen yüzyıllar boyunca düzenli bir biçimde yerine getirdiler. İslam medeniyetinin en önemli devletlerinden Osmanlı’da ise hac, sadece ferdi bir ibadet değil aynı zamanda devletin sahiplendiği önemli bir görevdi.
Osmanlı, berhayat olduğu çağlarda İslam dünyasının en güçlü devleti olarak “Hadimü’l-Haremeyn” yani Mekke ve Medine’nin hizmetkârı ünvanını taşıyor, bu yüzden hac yollarının güvenliğini sağlamak ve organizasyonu yürütmek büyük bir manevi sorumluluk olarak görülüyordu. Bu yıl hac farizasını yerine getirmek için ilk kafilelerin yola çıktığı bugünlerde gelin Osmanlı’da hac yolculuğu serüvenine birlikte bakalım.
İki büyük hac kafilesi: Şam ve Mısır mahmilleri
Osmanlı döneminde her yıl devlet iki büyük resmi hac kafilesi düzenlerdi. Bunlar, biri Şam’dan, diğeri Mısır’dan yola çıkan Şam ve Mısır mahmilleriydi. Söz konusu kafileler padişah adına kutsal topraklara giden resmî kervanlardı. Bunlardan en kalabalık ve en önemli olanı ise Şam mahmiliydi, çünkü Kâbe’ye götürülen hediyeler bu kafileyle taşınırdı. İstanbul, Anadolu, Balkanlar ve Kafkaslar'dan gelen pek çok hacı adayı da bu kervana katılırdı. Rumeli’den gelenler ise İstanbul üzerinden toplanır, kara yoluyla Üsküdar’daki Ayrılık Çeşmesi’nden yola çıkarlardı.
İstanbul’dan Mekke’ye 8-9 ayda gidilirdi
Hac yolculuğu, belirli güzergâhlar ve konak yerleri (menazil) üzerinden yapılırdı. Karayı kullanan hacı adayları genellikle Şam yolu, Mısır yolu ve diğer bazı yolları izlerdi. Bu yolların en önemlisi, Şam’dan Mekke’ye uzanan güzergâhtı. Şam, Osmanlı hac yolculuklarının en kritik duraklarından biriydi. Kervanlar yol boyunca su ve erzak temin edilebilecek merkezlerde mola verirlerdi. İstanbul’dan yola çıkanlar için bu yolculuk yaklaşık 8-9 ay sürebiliyordu. Orta Asya, Kırım ve Balkanlar’dan gelenler içinse bu süre neredeyse tüm yılı kaplayabilirdi. Şam’dan Mekke’ye olan yolculuk ise ortalama kırk beş günde tamamlanırdı.

Orta Asya hacılarının durağı hilafet merkezi İstanbul’du
Orta Asya’dan gelen hacı adayları yolu uzatma pahasına hilafetin merkezi olan İstanbul’a uğrar ve buradan hac yolculuğuna devam ederdi. Bu nedenle Üsküdar Sultantepe’de yer alan Özbekler Tekkesi, özellikle Orta Asya’dan gelen hacı adayları için hayati bir duraktı. Bu tekke, diğer tekkelerde olduğu gibi hac yolcularına ücretsiz barınma imkânı sunar, özellikle Buhara’dan İstanbul’a ulaşan hacılara aşeviyle yemek temin ederdi.
Osmanlı devleti, tekkeleri halkla doğrudan temas kurduğu yerler olarak görür, hac yolculuğunda karşılaşılan sorunları bu yapılar üzerinden öğrenirdi. Özbekler Tekkesi'nin ihtiyaçları da bu nedenle ciddiye alınır, gerekli destek sağlanırdı. Aynı zamanda bu tekke, Osmanlı’nın Orta Asya’daki nüfuzunu pekiştiren ve padişahın tüm Müslümanların hamisi olduğu mesajını güçlendiren önemli bir yapıydı. Bu yönüyle hac organizasyonunun ayrılmaz bir parçası hâline gelmişti.
Yol güvenliği nasıl sağlanırdı?
Hac yollarının güvenliği, Osmanlı devleti için hayati öneme sahipti. Arap Yarımadası’nda tam egemenlik sağlanamaması ve bağımsız yaşamaya alışkın bedevi kabilelerin denetim altına alınmasının zorluğu, hac kervanlarını sürekli tehdit altına sokuyordu. Bu kabileler zaman zaman kervanlara baskınlar düzenliyor, yağmalamalarda bulunuyordu. Devlet bu tehlikelere karşı pek çok önlem almıştı. Bedevilere sürre adı altında ödemeler yapıldı, saldırıları önlemek için bazı siyasi düzenlemelere gidildi, kervanlara refakat etmesi için Emirü’l-Hac atanıp jandarma ve zaptiye birlikleri görevlendirildi.
Yol üzerindeki karakollar güçlendirildi, su ihtiyacını karşılamak için gerekli noktalar oluşturuldu. Ancak jandarma sayısının azlığı ve maaşların yetersizliği gibi sorunlar güvenliği tam anlamıyla sağlamayı güçleştiriyordu. 20. yüzyıl başında inşa edilen Hicaz Demiryolunun amaçlarından biri de bu tehdidi azaltmak ve hacıların güvenliğini artırmaktı. Güvenlik kadar zorlu iklim koşulları, salgın hastalıklar ve doğal afetler de hac yolculuğunu oldukça tehlikeli kılıyordu.
“Tarik-i hacda vefat eden…”
Zorlu şartlarıyla bilinen hac yolculuğu bazı müminler için hayatlarının son yolculuğu oluyordu. Ağır yol koşulları, sert iklim ve çetin coğrafya özellikle yaşlı, hasta ve güçsüz hacılar için ciddi riskler taşıyordu. Bu yüzden yolda vefat edenlerin sayısı az değildi. Böyle durumlarda miras işlemleri, borç-alacak meseleleri gibi hukuki sorunlar ortaya çıkmaktaydı. Hacı adayları bu ihtimale karşı genellikle vasiyetname hazırlar, vasiler tayin ederdi. Kadı sicillerinde “tarik-i hacda vefat eden” şeklinde geçen pek çok kayda rastlanır. Ölüm yerleri arasında Şam, Cidde, Mekke, Medine ya da çeşitli konak yerleri bulunmaktaydı.
Hac ibadetinin maddi boyutu
Hac, maddi açıdan külfetli bir ibadetti ve Osmanlı’da hacca gidenler genellikle masraflarını kendileri karşılardı. Gidilecek yolun uzunluğu, konaklama süresi ve dönemin ekonomik şartlarına göre bu maliyet değişmekteydi. Özellikle paranın değer kaybettiği dönemlerde hac bedelleri ciddi şekilde artmıştır. Ayrıca Şer’iyye sicillerinde yer alan bazı vasiyetler, hacca gidemeyen kişilerin yerlerine para karşılığı vekil gönderdiklerini göstermektedir. Bu vekillerin “salih, dindar ve haccın gereklerini bilen” kişiler olması gerektiği vasiyetnamelerde özellikle belirtilmiştir.

Sürre alayı
Hac organizasyonunun önemli bir parçası olarak Osmanlı padişahları her yıl Mekke ve Medine’ye “sürre” adı verilen hediyeler gönderirdi. Bu sürreler, padişahın, sarayın ve halkın bağışladığı değerli hediyelerle dolu olurdu. Sürre alayı, sürre emini, kâtibi, hazine muhafızı, kaftancıbaşı, müjdecibaşı gibi görevliler ile ulemadan ve imamlar arasından seçilen kişilerle birlikte törenle yola çıkardı. Sürre alayı önce Kabataş’tan gemiyle Üsküdar’a geçer, burada mutasarrıf tarafından karşılanırdı. Alay Paşakapısı’na getirilir, sürre de burada teslim edilirdi.
Hac hakkındaki eserler
Hac yolları ve konak yerleri hakkında bilgi veren birçok eser kaleme alınmıştır. Menazil-i Hac ve Menasik-i Hac gibi el kitapları, güzergâhlar, duraklar, mesafeler ve hac ibadetinin kuralları hakkında pratik bilgiler sunar. Hibri’nin Menasik-i Mesalik’i ve Kadri’nin Menazilü’t-tarîk ilâ beyti’llâhi’l-atîk’i gibi rehber niteliğindeki eserler ise yolculuğun detaylarına dair zengin bilgiler içerir. Bu metinler genellikle kişisel anlatımdan uzak, bilgilendirici bir dille yazılması itibariyle Batı’daki seyahat günlüklerinden farklıdır. Osmanlı hacıları ve yolculukları üzerine yapılan araştırmalar ise fermanlar, mühimme defterleri ve özellikle kadı sicilleri gibi arşiv belgelerine dayanmaktadır.
Osmanlı’nın klasik döneminde hac, bireysel bir ibadetin çok ötesinde, devletin dini ve siyasi sorumluluklarıyla iç içe geçen, iyi planlanması gereken, ama bir yandan da yol güvenliği, zorlu iklim koşulları ve salgın hastalıklar gibi pek çok risk taşıyan zahmetli bir süreçti. Sürre alayları, alınan güvenlik tedbirleri, altyapı çalışmaları ve tekkeler aracılığıyla sağlanan yardımlar, bu meşakkatli yolculuğu biraz olsun kolaylaştırıyor, imparatorluğun dört bir yanından gelen Müslümanların kaynaşmasına katkı sağlıyordu. Bugün Hac ibadeti modern ulaşım imkânlarıyla çok daha kısa sürede ve konforlu biçimde yapılabilse de Osmanlı’nın asırlar boyunca inşa ettiği bu hac tecrübesi, İslam dünyasında ortak bir hafızanın ve birlik duygusunun taşıyıcısı olmaya devam ediyor.






