Birçoğunuzu gülümsettiğinden emin olduğum bu sözler Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu''na ait. Çevre Bakanı Eti Gümüş A.Ş''nin Kütahya''daki maden işletmesinin başına gelen felaket karşısında "millet"i teskin etmek için yapıyor bu açıklamayı.
Bakan''ın bu açıklamasının içinde başka "gülümsetici" bölümler de var. "Felaket"i birkaç açıdan değerlendirmeye başlamadan önce bunlar içinden de birkaç örnek vereyim:
"Bazı insanlar gidiyor, orada şehir efsaneleriyle birtakım balonlar uçurmak suretiyle iddialar ortaya atıyor. Bunların hiçbirinin aslı astarı yoktur."
Gerçekten "gülümsetici" değil mi? Bakın şu "Bazı insanlar"ın yaptıklarına! Ortada "Devlet neyi söylüyorsa doğru söyler" gibi bir hakikat dururken "şehir efsaneleri" üreten bu "Bazı insanlar"a da bakın… Çevre Bakanı''nın (gazete ve TV ekranlarında resmini mutlaka siz de görmüşsünüzdür) 25 milyon metreküp siyanürlü suyun tutulduğu "havuzlar"ın başında yapıyor. Bu "havuzlar"ın tek başına ne derece büyük bir çevre felaketinin resmi olduğunu unutarak.
Yine Çevre Bakanı: "Şu anda problem, havuzların kendi aralarındaki problemdir:"(!) Alın size -yine "gülümsetici"- bir "havuz problemi" daha… "Havuzların kendi aralarındaki problem" olarak tarif edilen "problem"i anlatmaya gerek yok herhalde, çünkü biliyorsunuz durumu. "Havuzlar" aralarındaki setlerin yıkılmasıyla tek havuz haline gelmiş (yani artık "çoğul" değiller!) ve bu tek havuzun setinin de -bariz şekilde ıslanmış olmasından dolayı- yıkılmasına az kalmış. Ama neyse ki bu büyük tehlikenin önüne geçebilmek için "5. havuz"un yapımına hız verilmiş.
Çevre Bakanı''nın olayın geneline ilişkin bir açıklama da şöyle: "Devlet olarak inceliyoruz ama hepsini derinlemesine girmemiz mümkün değil. Bu konuda bütün işletme sahiplerine, bilhassa zehirli ve zararlı atıklarla çalışan fabrikaların müdürlerini, yönetim kurulu başkanlarını, sahiplerini ikaz ediyorum. Çünkü bu konularda cezalar çok ağır…"
Peki -maazallah- diyelim ki 4. havuz da yıkıldı ve 25 milyon metre küp siyanürlü su çevresinden başlamak üzere etrafı kapladı. Müdürlere, sahiplere verilecek cezalar bu büyük felaket karşısında ne ifade edecek? Felaketten doğrudan etkilenecek yüz binlerce insan "Yaptılar ama sonunda buldular" diyerek teselli mi bulacak?
Gelelim "sahip"e: İnterneti açar bakarsanız önünüze çıkacak. Eskiden KİT konumunda olan Eti Gümüş işletmeleri 2004''de özelleştirilince TMMOB konuya ilişkin ciddiye alınması gereken açıklamalar yapmış, sorular sormuş. En başta da 41 milyon dolara giden bu işletmeyi alan firmanın kim olduğunu sorgulamış. TMMOB''nin dile getirdiği özellikle dikkatimi çekti: "Söz konusu firmanın madencilik deneyimi nedir? Daha önce gümüş ya da benzeri işletmeciliği olmuş mu?" Sorunun cevabı "Hayır. Firmanın madencilik deneyimi bulunmamaktadır" şeklindeymiş.
Demek ki mesele dönüp dolaşıp şuraya geliyor: "Özelleştirme"ye kategorik olarak karşı olduğum sanılmasın. Ama özelleştirme "devir-teslim"le bitmiyor ki. Devlet olarak siyanür kullanılan bir gümüş madenini özelleştirdikten sonra da etrafında yaşayan canlıların geleceğini düşünerek sıkı bir denetim altında ulundurmak zorunda değil misin? Hiç değilse "havuz hesapları"nın doğru tutulup tutulmadığını sıkı biçimde denetlemek senin görevin değil mi?
İnterneti açıp bakarsınız önünüze çıkacak: Şirketin iki fotoğraf ve üç satır açıklamadan ibaret sitesi "Bir milletin teâlisi yer altı zenginliklerinin işlem ve değerlendirilmesine bağlıdır" özdeşiyi çıkıyor. Özdeyişin altındaki imza (tabii ki!) Atatürk.
Şimdi de gelelim meselenin ülke sınırları içinde kalmadan değerlendirilmesine:
Biliyorsunuzdur muhakkak; açık altın ve gümüş madeni işletmelerinde siyanür kullanılmasına karşı yeryüzünün hemen her yerinden (halkın sesini çıkarabildiği yerlerinden tabii ki) çok ciddi tepkiler yükseliyor. Madencilik sektörünün dünyadaki "patronu" olarak niteleyebileceğimiz Kanada bu tür işletmelerden vazgeçmesi için gücü giderek artan toplumsal hareketler ve kararlarla sıkıştırılıyor. Çünkü bu işletmeler tek kelimeyle birer felaket. Toprakları siyanürle kirlenmiş, toprakları köstebek yuvasına dönmüş Güney Amerika ve Afrika ülkelerini hatırlayın.
Siyanür kullanan altın ve gümüş madeni işletmeleri Avrupa''da da vardı. Dikkat ederseniz "vardı" diyorum, çünkü bütün canlılarıyla doğaya büyük zarar veren bu işletmelerin sonu gelmek üzere. (Belki de geldi de haberim yok.) Bu çerçevede atılan en önemli adım hiç kuşkusuz Avrupa Parlamentosu''nun 2010 Mayısı''nda aldığı karardır. Avrupa Parlamentosu 2011''den önce madencilik sektöründe siyanür kullanılan teknolojiyle üretim yapan işletmelerin yasaklanması kararını aldı. Bu kararın alınmasında 2000 (Ocak) yılında Romanya''da faaliyette bulunan bir altın madeninden siyanürlü 100.000 metreküp suyun Tuna Nehri ile birleşen bir ırmağa verilmesi etkili oldu. (Hesap edin: Söz konusu siyanürlü su 100. 000 metreküp idi, oysa Kütahya''da setleri aşabileceği söylenen siyanürlü suyun miktarı 25 milyon metre küptür.)
Avrupa Parlamentosu''nun aldığı bu karar önümde duruyor. Bu karar için dile getirilen gerekçelerin bazıları şöyle:
Avrupa Parlamento''su, Avrupa Parlamentosu ve Konsey''inin çevrenin korunmasına ilişkin kararlarını; Çek Cumhuriyeti''nin madencilikte siyanür kullanılmasını yasaklayan 2000 tarihli kararını; Macaristan''da benzer bir yasayı 2002''de yürürlüğe koymasını; Çek, Macar, Polonya ve Slovakya çevre bakanlarının siyanür kullanımına ilişkin kaygılarını dile getiren açıklamasını; on yıl önce (2000) 100.000 metreküp siyanürlü suyun Romanya ve çevre ülkelerde yol açtığı çevre felaketini; (…) göz önüne alarak, madencilikte siyanür bazlı teknolojilerin kesin olarak yasaklanması için Komisyon''u göreve çağırır. Komisyon''u ve birliğe üye alan devletleri söz konusu teknolojileri doğrudan veya dolaylı olarak desteklememeye çağırır.
Son olarak, dün itibariyle biraz canlılık gözlense de, Kütahya konusunun hak ettiği ölçüde medya dünyamızın ilgisini çekmediğini de hatırlatayım. Niçin acaba? Medya dünyasının siyanür bazlı teknoloji kullanan madencilik ile ne gibi özel bir ilgisi olabilir ki? (Şimdi aklıma geldi: Bu firmanın gazetesine bakmayı unuttum bu arada; Kütahya konusu nasıl işleniyor acaba?)
Neyse belki de çok kaygılanmaya gerek yok. Nasıl olsa AB''ye tam üyelik yaklaşıyor. O gün geldiğinde bizim siyanürlü maden işletmelerinin de kapısına kilit asmak gerekecek. Şimdilik Kütahya''daki 4. havuzun setinin arkasındaki 25 milyon metrekare siyanürlü su karşısında yenilmemesi için dua edelim biz.
Başlıklar :

