Hâlâ nasıl yazacağını öğrenememiş biriyim ben.
Rivayete bakılırsa gelecek yıl yazıya başlamamın 60. yıldönümü...
Şimdi desem ki, ne yazacağını bilmeden yazmaya başlayanlara imreniyorum, inanılır mı?
Çünkü ben, hiçbir zaman ne yazacağını bilmeden elime kâğıt, kalem almadım.
Yıllardır bilgisayar kullanıyorum, ne yazacağımı bilmeden bilgisayarın başına geçmedim. Değil, kâğıt kalem kullandığımız günler... Marguerite Duras "Ne yazacağımı biliyorsam, niye yazayım ki?" diyordu.
Benim ilkemse bunun tersi: "Ne yazacağımı bilmiyorsam, ne yazabilirim ki?" diyorum.
Yazmak, biraz da cehenneme göz dikmektir.
Bu cümle kimilerine irkiltici gelebilir, biliyorum.
Ama açıklamaya değer. İlkin, yazarın –elbette sorumluluğunu iliklerinde duyan birinin- taşıması cüret isteyen bir veballi yanı var. Fikir bir kez kâğıda geçirildi mi, artık onu ne unutman seni o fikrin vebalinden kurtarır, ne inkâr etmeye açık kapı bırakılmış olur. Buradan hareketle o yazıyı doğru anlayan da, yanlış anlayan da yazana bir vebal yüklemiş olur. Ben o vebali kabul etmiyorum demenin değeri yok. Vebal kabul etmiyorsan, arabanı başka garaja çekeceksin. Bu kadar basit...
İkincil olarak yazı biraz da cehennemliklerle haşır neşir olmak demektir.
Kimse sıradan insanın yaşamını merak etmez. Üstelik sıradan dediğimiz olay ve kişi, bir kez, yazarının eline düştü mü artık sıradan olmaktan çıkar. Bakmayın siz kimi eleştirmenlerin: "Yazar sıradan kişileri anlatıyor, her gün çevremizde gördüğümüz bize benzeyen insanları..." dediğine... Yakın dönemlerin iyi yazarlarından Sait Faik"i örnek gösterirler sıradan insanları konu edinenlere... Gerçekten sıradan kişiler mi onlar? O kişiyi sıradan yapan belki yazarının ona bakışıdır. Ama yazar bir kez o sıradan denen kişiyi yazısına aktardı mı, o kişi artık sıradan olmaktan çıkar.
Sait Faik, dedik. Onun Havuz Başı öyküsünü anımsayın bir. Orada, taşradan gelmiş bir karı kocanın o günün Beyazıt Alanındaki havuz kenarından yaptıkları bir İstanbul muhaveresi aktırılır. Karı kocanın, aralarındaki sempatik konuşmaları... Biz o kişileri veya onların yaşantı tarzını biliyoruz diye onlar sıradanlaşmış mı oldu? Yoksa o öykü kişilerinin öyküdeki kişilikleri dolayımında ölümsüzleştiler mi? Her gün rastladığımız kişiler sıradan mı sayılmalı?
Cehennemlikler dedik, öyle mi? Cehennem betimlemeleri her zaman daha etkili olmuştur. Kuran"da da cehennem betimlemeleri ürperticidir. İnsan elinden çıkmış betimlemelerin cehenneme ilişkin (cehennemî) olanları etkileyicidir. Esasen sonsuz hareketsizliğin öyküsü olmaz; öykü tarihsel olanın anlatımıdır; öncesiz ve sonrasız olanın betimi de zordur, hem imkânsız ölçüde...
Başlıklar :

