Bu albümde kendi sözümüzü söyledik

Arzu Akyol
00:002/07/2011, Cumartesi
G: 1/07/2011, Cuma
Yeni Şafak
Bu albümde kendi sözümüzü söyledik
Bu albümde kendi sözümüzü söyledik

Kendilerini, amatör ya da profesyonel tüm sanatçılara kapısı açık bir proje olarak tarif eden 'Kardeş Türküler' Arto Tunçboyacıyan'la birlikte çıkardıkları Çocuk (H)aklı'da geleneksel halk şarkılarından daha çok kendi bestelerine yer vererek, bu defa kendi sözlerini söyledi.

1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü'nde faaliyet gösteren bir grup öğrenci bir konser projesi olarak sahneye koydu 'Kardeş Türküler'i. 1995 yılında bu amatör faaliyeti mezuniyet sonrasında da sürdürmek için 'Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'nu (BGST) oluşturdular. Kardeş Türküler de bu topluluğun bir parçası olarak yoluna devam etti. O günden bugüne, yaşadığımız çok dilli ve çok kültürlü coğrafyanın şarkılarını söyleyerek her daim kardeş olduğumuzu hatırlattılar bize. Şimdi de çoçuklarımızı hatırlatıyorlar. Son albümleri Çocuk (H)aklı'da Roman, Kürt, Ermeni Filistinli çocukların aslında birbirine çok benzeyen hikayelerini. Fehime Çelik ve Feryal Öney'le 'Kardeş Türküler'i ve Çocuk (H)aklı'yı konuştuk...

Kardeş olmanın çok da kolay olmadığı 90'lı yıllarda nasıl karar verdiniz kardeş türküler söylemeye?

FEHİME: Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenciyken Boğaziçi Folklor Kulübü'nde dünya halk şarkıları söylüyorduk. Ama söylediğiniz gibi kimlik çatışmalarının çok yoğun olduğu o dönemde, yüzümüzü öncelikle yaşadığımız coğrafyaya çevirmemiz gerektiğine inandık. Ve Kardeş Türküler bu düşüncelerle 1993 yılında ilk defa Boğaziçi Üniversitesi Sahnesi'nde bir konser projesi olarak başladı. Sonra da Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'nun bir parçası olarak yoluna devam etti.

Siz kendinizi bir müzik grubu değil de bir proje olarak mı görüyorsunuz hala?

FERYAL: Evet, hala bir projedir 'Kardeş Türküler.' Bugün konserlerimize tiyatrocu, dansçı, müzisyen, amatör-profesyonel birçok sanatçı gelir, gider.

Kardeş Türküler'in repertuarındaki diller de giderek çeşitleniyor.

FEHİME: İlk çıktığımız dönemde savaş ortamını en yakıcı olarak yaşayan halkların dilinde oluşturmuştuk konser repertuvarımızı. Türkçe, Kürtçe, Azerice ve Ermenice. Tabii yıllar içerisinde o dillerin sayısı arttı. Hatta inançlar girdi işin içine. Kadın ağzı şarkılar, farklı cinsiyet kimlikleri gündeme geldi.

Bilmediğiniz dillere nasıl çalışıyorsunuz?

FEHİME: Son albümümüzde Kardeş Türküler repertuvarına ilk kez Çeçence girdi. Mesela bu şarkı için Kadıköy'deki Çeçen Mülteci Kampı'nda kalan İbrahim adlı arkadaşımızla Feryal birebir çalıştı. Yani bu dillere çalışırken o dile hakim, anadili olan biriyle çalışmak gibi bir metodumuz var. Tabii söyleyeceğiniz dili dinlemek de çok önemli.


ÇOCUK (H)AKLI!

Yeni albüm Çocuk (H)aklı

6 yıl aradan sonra dinleyiciyle buluştu. Neden bu kadar uzun bir ara?

FEHİME: 6 yıl tabii ki uzun bir ara ama boş durarak geçirdiğimiz bir ara değil. 'Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'nun Kardeş Türküler dışında müzik, tiyatro ve yayıncılık gibi farklı faaliyetleri de var. BGST Yayıncılık'tan 'Kardeş Türkülerle 15 Yılın Öyküsü' adıyla bir kitabımız çıktı. Albümler çıkardık. Boş durmadık yani.

Peki neden Çocuk (H)aklı?

FERYAL: Çocuk bir şey söylediğinde aman çocuk aklı dersin. Ama henüz hasara uğramamış beyinleriyle çoğu kez söyledikleri doğrudur. Kardeş Türküler de yıllardır çocuk aklının tazeliğini, dürüstlüğünü müziğin diliyle birleştirerek barışa dair bir şeyler söylemeye çalışıyor.

Nasıl bir albüm oldu peki? Geleneksel şarkılardan çok beste çalışması var

FERYAL: Türkiye'nin farklı yerlerinden üniversite okumak için şehre yerleşmiş insanlar olarak 20 yılımızı burada geçirdik. Bu arada şehirlerin yapısı da değişti. Yoğun göçler yaşandı. Şehrin ezilmişlerinin hikayesi çıktı ortaya. Bu yeni hikayeleri anlatmak için de yeni şarkılar yapmak gerekti. Arto Tunçboyacıyan'ın da teşvikiyle bu albümde biraz kendi sözümüzü söylemeye çalıştık.

Çocukları anlatan çok etkileyici şarkılar var…

FERYAL: Evet, 'Haydo' var, Ermeni bir çocuğun hikayesini anlatan. Arto'nun bestesi. İstanbul'da Tarlabaşı'nda yaşayan bir Kürt çocuğun hayata tutunma çabası. 'Nazar' bir Çingene çocuğun hikayesi üzerinden Çingeneleri, anlatan bir şarkı. 'Yoyo' Arapça-Kürtçe bir şarkı. Kürt ve Filistinli olsun taş atan çocukların hikayesinin benzer olduğunu söylüyor. Diğer şarkılar da memleket hikayeleri. İnsanımızı anlatıyoruz.

Peki Arto Tunçboyacıyan'la nasıl kesişti yollar?

FERYAL: Arto'yla Hırant Dink'in kırkında karşılaşmıştık. Ama ilk kez 2009'da Kuruçeşme Arena'da birlikte sahne aldık. Sonra pek çok ortak noktamız olduğunu fark ettik. Beraber çalışabileceğimizi hissettik ve öyle başladı.


Hepiniz Boğaziçili misiniz?

FEHİME: Bu proje Boğaziçi Üniversitesi'nin bahçesinde şekillendi ama sadece Boğaziçililer yok.

Başka işleriniz var mı?

FEHİME: E tabii, farklı branşlarda okuduğumuz için bir süre branşında çalışmayı devam ettirenler oldu. Mesela Feryal ve ben edebiyat öğretmeniyiz ve bir süre öğretmenlik yaptık. Ama bir süre sonra bir tercih yapmanız gerekiyor.

Peki, Boğaziçililer biraz snob, biraz ukala olur derler. Var mı böyle bir şey?

FERYAL: Öyle bir önyargı var. Oysa Boğaziçi, özellikle dil barajı kalktıktan sonra Anadolu'dan gelen insanlarla doldu. Kardeş Türküler projesi de bu yüzden oradan çıktı.

Tamamıyla ön yargı yani…

FEHİME: Evet, önyargıları kıralım… (Gülüyoruz)

Bu kadar kalabalık çalışmak zor mu? Sanatçı egosu diye bir şey de var çünkü FEHİME: Mutlaka zaman zaman egoların devreye girdiği ve çatıştığı dönemler oluyor ama paylaşımcılığı ve katılımcılığı teşvik ederek bunu aşmaya çalışıyoruz.

FERYAL: O egoların fazla törpülenmesi de bireysel özelliklerin paspas altına saklanması gibi bir riski içeriyor. Çünkü sanatçılık biraz cesaret, özgüven, biraz şımarıklık, adı her neyse, onu gerektiriyor. Fazla törpülendiği zamanlar da oluyor bence. Bu da riskli...


Müzikal yolculuğunuz boyunca sizin tarzınızda müzik yapan bir proje için çok da büyük baskılarla karşılaşmadınız aslında. Bu dokunulmazlığı neye bağlıyorsunuz?

FERYAL: Öyle bir şey var ama otosansürde çok tehlikeli. Mesela televizyonlarda hala görünür değiliz. İlk klibimiz Kürtçe-Türkçe 'Kara Üzüm Habbesi'ile çıkış yapmaya çalıştık. Doğru dürüst hiçbir yerde yayınlanmadı. Diğer klibimiz 'Mirkut' için Kalan Müzik ilan vermek zorunda kaldı. Allahtan bizim belirli bir kitlemiz var, onlar asla bırakmadılar Kardeş Türküler'in peşini. Aslında memlekette ne yaşanıyorsa herkes payına düşeni alıyor.

FEHİME: Mesela Mirkut dönemlerinde bizi televizyon programlarına çağırıyorlardı ama 'Kürtçe söylemeyin' diye şart koşuyorlardı. O dönem 'Hülya Avşar gibi apolitik bir insanın programına nasıl katılırsınız?' diye tepkiler geldi. Ama işte o dönem de o cesareti gösterebilen bir kadındı. Programına çıktık ve çatır çatır Kürtçe ve Ermenice de söyledik. Niye çıkmayalım?

Biz Türkiyeli insanlar kavga ettikten sonra çocuklar gibi barışmayı ne zaman öğreneceğiz?

FEHİME: Çetin Altan'ın deyimiyle enseyi karartmamak gerekiyor.

FERYAL: Şarkılar türküler bir yere kadar. Kardeşçe yaşamanın bir yolunu bulmak zorundayız. Yoksa hep beraber çok üzüleceğiz.


Feryal Öney henüz Kardeş Türküler'i Türkiye sınırları dışına taşıyacak bir projeleri olmadığını söylüyor. Öney, "Arto'nun o yönde teşvikleri oluyor ama bunun için ciddi sponsorluklar, ciddi bütçeler gerekiyor. Tamamen ekonomik sebeplerle o anlamda öğrenci projesinden çok ileri gidemedik" diyor.