Doktor Jivago
01:00, 27/02/2012, Pazartesi
Yeni Şafak
Doktor Jivago
Boris Pasternak
DOKUZUNCU BÖLÜM VARYKİNO'DA HAYAT
I
Uzun kış geceleri en fazla Yuri'ye yaramıştı. Kendisine daha fazla zaman ayırabiliyordu. Yeniden anılarını yazmaya başlamıştı. Yazdıklarında kendisi için, ailesi için çalışmanın güzelliğini, ailesine bir yuva kurmanın önemini anlatıyordu. Yeni bir yaşam üretme çabasını Tanrı'nın yaratıcılığına benzetiyor ve bundan büyük mutluluk duyduğunu belirtiyordu.
Bir işçi gibi emeğiyle geçinmek, kol emeğine dayalı bir iş yapmaktan da büyük zevk duyuyordu, kütükleri yontuyor, bahçeyi belliyordu. Yeni yönetimle ilgili düşüncelerini de yazmıştı. Bunu da bazı konuların iyice anlaşılması için yaptığını belirtiyordu.
Tutmaya başladığı anı defterine. Önce Tvutcheu'den aldığı bir şiiri yazdı:
«Kış olsun yaz olsun
Büyülü bir dünya bu
Soruyorum size
Haketmeden nasıl bulduk
Bu dünyayı biz?»
Büyülü bir dünya bu
Soruyorum size
Haketmeden nasıl bulduk
Bu dünyayı biz?»
Sonra yazmayı sürdürdü:
«Yaşantımız için gerekli bazı sebzeleri ve patatesleri kendimiz yetiştiriyoruz. Ancak bunlar yaşantımız için gerekli olanın küçük bir bölümünü karşılaşabiliyor yalnızca. Diğer gereksinimlerimizi ise çok değjşik şekillerde karşılıyoruz. Örneğin toprağı işlememiz yasalara aykırı. Ancak biz yasaları kendimize uygun bir şekilde yorumluyor, yaptıklarımzı da yönetimden saklıyoruz. Ormandan odun kesmemiz ise tümüyle hırsızlık. Bu ormanın bir zamanlar Krueger'e ait olması, bizim devlete ait olan bir ormandan odun çalmamız için gerekçe olamaz. Mikulitsin bizi koruyor. Aslında onun yaptığı da bizimkinden farklı değil. Tüm bunları kentten çok uzaklarda olmama sayesinde yapabiliyoruz. Buralarda kimse ne bizimle, ne de yaptıklarımala ilgileniyor. Artık doktorluk yapmıyorum. Hatta bunu elimden geldiğince gizlemeye çalışıyorum. Özgürlüğümü sınırlamaya hiç niyetim yok Buna karşın burada bir doktor olduğunu duyup gelenler oluyor. Vizite ücreti olarak da bir tavuk ya da birkaç yumurta, bazen de bir topak tereyağı getirenler oluyor. Çoğu kez almak istemiyordum ama sonunda bunun mümkün olmadığını anladım. Kendilerine karşılıksız olarak yapılacak uyarıların doğruluğuna inanmıyorlar çünkü. Yani doktorluğumun da az da olsa katkısı oluyor geçinmemizde. Asıl dayanağıma ise Mikulitsin ve Samdevyatov.
«Samdeyavtov çok tuhaf bir insan. Karma karışık bir kişiliği var. Onu anlamakta büyük güçlük çekiyorum. Devrime tüm içtenliğiyle bağlı. Yuryatin Belediye Komitesi'nin gösterdiği güveni fazlasıyla hak ediyor. Kendisine verilmiş yetkiler son derece geniş. Varykino ormanlarına el koyup dilediği gibi kullanabilir ve kimse de buna bir şey diyemez. İstese devletin parasını da yiyebilir, hem de istediği kadar. Kimseye rüşvet vermek ya da elindekileri paylaşmak zorunda değil ama gene de bize Mikulitsin 'e istasyon şefine, kısacası bölgede gereksinimi olan herkese yardımcı olabilmek için çırpınıp duruyor. Alelacele kalkıp bir yerlere koşturmadığı, bize bir şeyler getirmediği zaman yok gibi. Komünist düşünceye bağlı olduğu gibi Dostoyevski'nin eserlerini de çok seviyor. Bana öyle geliyor ki bu adam yaşantısını bu kadar karışık bir duruma getirmese sıkıntıdan patlar.»
II
Daha ilerdeki sayfalarda Yuri defterine şunları yazmıştı: «Buranın eski sahiplerinin evinin arkasında bulunan iki odalı ahşap bir yapıda kalıyoruz. Anna Ivanovna'nın çocukluğu sırasında Krueger, burayı konuk evi olarak kullanırmış. Çalışanların pek çoğu burada kalırmış. Ancak geçen süre içinde yıpranmış, harap bir hale gelmiş. Biz de çok kısa bir süre içinde burayı yeniden oturulur duruma getirdik İşten anlayanların yardımıyla sobayı onarıp yerini değiştirdik. Soba şimdi iki odamızı da gayet güzel ısıtıyor.
«Sonbaharın kuru ve sıcak geçmesi bizim için çok iyi oldu. Böylece soğuk ve yağmurlar başlamadan patateslerimizi topladık Mikulitsin'e olan borcumuzu ödedikten sonra elimizde yirmi çuval patates kaldı. Bunları bodrumda bulunan kilere yerleştirdik. Üstlerini kuru otlar ve battarniyelerle örttük. Tonya iki fıçı turşu yaptı. Onun yaptığı bu hıyar ve lahana turşularını da kış için kilere koyduk. Taze lahanaları ikişer ikişer bağlayıp tavandaki kirişlere astık. Havuç, pancar ve turplarımızı ise kuru kuma gömdük. Bunlardan başka bol miktarda nohut ve fasulyemiz var. Samanlığa istiflediğimiz odunlar, kışı rahat rahat çıkarmamıza yetecek kadar bol.
«Bazı günler sabah erkenden, ortalık aydınlanmadan odunluğa iniyorum. Burdan çıkarken kapının gıcırdaması, öksürürken çıkardığımız ses ya da karların ayaklarımızın altında ezilirken çıkardığı sesin, biraz ilerdeki lahana tarlasına girmiş olan tavşanları ürküttüğünü görüyoruz. Zıplaya zıplaya kaçışıyorlar. Her tarafta karların üzerindeki ayak izlerini görüyoruz. Horozların ötüşlerini izleyen köpek havlamalarından sonra da güneşin doğuşu görülüyor.
«Uçsuz bucaksız ovadaki karların üzerinde yalnız tavşanların ayak izleri yok. Çok değerli kürkleri olan vaşakların da ayak izlerine rastlıyoruz zaman zaman. Bu izler, ipliğe geçirilmiş boncuklar gibi biribirine yakın küçük delikler halinde ve düzenli bir şekilde uzanıp gidiyor. Vaşakların yürüyüşünün kedi yürüyüşünü andırdığı ve bir gece içinde kilometrelerce yürüyebildikleri söyleniyor. Bunları yakalamak için tuzaklar kuruluyor ama nedense hep tavşanlar düşüyor bu tuzaklara. Zavallılar kara gömülmüş bir şekilde ve soğuktan donmuş bir durumda tuzaktan çıkarılıyorlar.
«Önceleri çok sıkıntı çektik. İlkbahar, yaz ve sonbaharı sürekli çalışarak geçirdik. Hepimiz çalışmaktan bitkin durumdaydık. Bu çalışmalarımızın karşılığını bu soğuk kış günleri ve gecelerinde görüyoruz. Bol bol dinleniyoruz. Samdevyatov bize gaz da buldu. Artık geceleri lamba da yakabiliyoruz. Kadınlar dikiş dikerken ya da örgü örürken Alexander Gromeko ya da ben onlara yüksek sesle kitap okuyoruz. Bir yandan da soba gürül gürül yanıyor. Ateş yakmadaki becerim nedeniyle sobanın idaresi bana bırakıldı. Tutuşturulması, iyice yandığı zaman sıcaklığın çabuk kaybolmasını önlemek için anahtannın kapatılması, yanmayan ıslak odunlar olursa bunun alınıp dışarıya atılması hep benim görevim. Böyle durumlarda yanmamakta direnen odunu kapıp kıvılcımlar saça saça dışarıya koşuyorum. Sonra da bu odunu tüm gücümle ileriye doğru fırlatıyorum. Bir meşale gibi ortalığı aydınlatan ve havada uçuşan odun karların üzerine düşüyor ve cızırdayarak sönüyor.
«Savaş ve Barış'ı, Eugene Onyegin'i ve Puşkin'in şiirlerini birkaç kez okuduk. Stendhal'ın Kırmızı ve Siyah'ı, Dickens'in İki Şehrin Öyküsü adlı kitapları ile Kleist'in kısa öykülerinin Rusça çevirilerini hep okuduk.»
III
İlkbaharın yaklaştığı sıralarda ise Yuri defterine şunları yazıyordu:
«Eğer yanılmıyorsam Tonya hamile. Bazı belirtilerden çıkarıyorum bunu. Kendisine de söyledim ama o bir türlü inanmak istemedi. Kadınlar böyle zamanlarda çok değişiyorlar, özellikle de yüzleri. Tonya'nın yüzü de çok değişti. Çirkinleştiğini söyleyemem ama dış görünüşünü kontrol edemediği bir gerçek. Artık içinde taşıdığı varlığın isteklerine uygun davranıyor. Yüzü parlaklığını yitirdi. Cildi ise kalınlaşmaya başladı. Gözlerindeyse keskin bir parıltı belirdi.
«Tonya'yla çok uyumlu bir birlikteliğimiz oldu. Hem maddi hem de manevi bakımdan her zaman birbirimizi destekledik. Son bir yıllık çalışmaysa bizi birbirimize daha da yakınlaştırdı ve ben bu bir yıllık süre içinde onun ne kadar güçlü, becerikli, çalışkan ve zamanını boşa geçirmeyen biri olduğunu daha iyi anladım.
«Doğum anında ve sonrasında kadında bir yalnızlık duygusu vardır. İşte bu sırada erkeğin yapabileceği bir şey yoktur. Kadın içgüdüsel olarak doğurduğu çocuğunu korumaya, beslemeye, yetiştirmeye çalışır.»
«Eugene Onyegin'i birkaç kez okuduk. Her şiiri tekrar tekrar okuyoruz. Samdevyatov dün gene geldi. Birçok armağan ve gaz getirdi. Bize getirdiği armağanların en iyisinin gaz olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu sayede lamba ışığında uzun süre oturma, okuma ve tartışma yapma olanağı buluyoruz. Sanatla ilgili tartışmalarınız bitmek, tükenmek bilmiyor.
«Sanat yapıtları bizi çok değişik şekillerde etkiler. Konusu, teması, kişileriyle ayrı ayrı etkiler bırakırlar üzerimizde. Sanan, üzerinde derin düşüncelere dalınabilecek sınırlı bir şey olarak görüyorum. Biçimden çok öz olarak düşünüyorum. Her çeşit sanat yapıtına uygulanan ilkeler ve onları sanat yapıtı konumuna yükselten bir güç vardır. İşte bu güçtür bizi büyüleyen, kendimizden geçiren. Bir okuyucu Suç ve Ceza'nın sanat gücünü Raskolnikov 'un işlediği, cinayetin etkisinde kalarak duyumsar.
«Sanatı; Yunan sanatı, Mısır sanatı, ilkel sanat gibi şekillere ayırmak da yanlıştır. Bunların hepsinde de sanat aynıdır. Yüzyıllardan bu yana kendini koruyagelmiştir. Sanatı bir düşünce olarak nitelendirebilirsiniz ancak şu ya da bu parçalara ayıramazsınız.»
«Baş ağrılarım giderek artıyor. Gece pek uyuyamadım. Uyanır uyanmaz unutulan cinsten bir düş gördüm. Gördüklerimi anımsayamadım ama uyanmama neden olan kadın sesini çok iyi anımsıyordum. Bu sesin kime ait olduğunu ise bir türlü çıkaramadım. Derinden gelen, yumuşak ve kalın olan bu sesin sahibini bulabilmek için yaşantıma şu ya da bu nedenle girmiş kadınları bir bir düşündüm. Ancak hiçbirinin sesi değildi Yoksa Tonya 'nın mı sesiydi diye düşündüm. Sürekli birlikte olduğumuz için bir giz olarak kaldı.
«İnsanların düşlerinde gördüklerinin, gündüz yaşayıp etkisinde kaldıkları şeyler olduğu söylenir. Ben bu konuda daha farklı düşünüyorum. Bana göre insanlar düşlerinde zamanında değer vermediği, üzerinde durmadığı şeyleri görür. Gündüz önem vermediğiniz, dikkate almadığınız şeyler sanki gece bunun acısını çıkarmak için düşünüzde karşınıza çıkmaktadır.»
«Hafifçe bir gribe yakalandım. Hem öksürüyorum. Hem de ateşim var. Boğazıma yumruk gibi bir şeyin takıldığını hissediyorum. Pek iyi belirtiler değil bunlar. Kalp hastalığının belirtileri Annemden bana miras kalan. Annem de tüm yaşamı boyunca yakınmıştı kalbinden. Bu kadar erken mi rahatsız edecek beni Eğer öyleyse pek fazla yaşamayacağım demektir.
«Odada hafif bir duman kokusu var. Ütü yapılırken çıkan kokuyu andırıyor. Ütüyü ısıtmak için kadınlar arada bir sobadan yanan bir kömür parçası alıp bunu ütünün içine koyuyorlar. Ütünün kapanması çenenin kapanmasına benziyor. Ben bunu bir şeye benzetiyorum ama nedense anımsayamıyorum. Rahatsızlığım belleğimi de etkiliyor.
«Samdevyatov bize sabun getirdi Bunun keyfini çıkarmak için evde tam iki gün temizlik yaptık. Bu da en fazla Sasha'ya yaradı. Bol bol oynuyor ve yaramazlıklar yapıyor. Ben bunları yaparken de masanın altında ayaklarımı dayadığım tahtaya oturmuş. Kızağa binmeyi taklit ediyor, beni de yanına çağırıyor. Samdevyatov her geldiğinde onu kızakla dolaştırmayı alışkanlık haline getirdi Sasha da ona öykünüyor.
«İyileşir iyileşmez kütüphaneye gidip bölgenin etnografyasını inceleyeceğim. Belediye kütüphanesinin çok zengin olduğu söyleniyor. Yazı yazmayı da çok istiyorum. İlkbahar gelmek üzere. O zaman çalışmaktan ne okumayı ne de yazmaya zaman bulabiliyor insan.
VI
«Apaydınlık bir gece. Buzlanma nedeniyle her şeyde, her yerde müthiş bir canlılık ve parlaklık var. Don öylesine güçlü ki, etkisinden yer, gök, ayla yıldızlar da birbirine kenetlenmiş sanki. Bahçenin yolu üzerine ağaçların uzun gölgeleri vuruyor. İnsan yoldan sürekli birileri geçiyor duygusuna kapılıyor. Geceleri Pushkin'le ilgili konuşmalar yapıyor, tartışıyoruz.
«Bir yandan doktorluk yapar, bir yandan da toprak üzerinde çalışırken, güzel bir eser yazmayı da ne kadar çok istiyorum. Bunun bilimsel bir eser ya da sanat eseri olması da o kadar önemli değil.
«Muhteşem diye niteleyebileceğimiz şeyler bile, dahi bir beynin ürettiği şeylerdir. Bunun en güzel örneği de Pushkin 'dir. Dürüst, namuslu çalışmayla ilgili ne güzel bir şiir yazmıştır. Günümüzde bir küfür yerine geçen burjuvalığı savunmuştu. Aile Ağacı'nda 'Bir burjuva, bir burjuvayım ben', Onyegin 'in Yolculuğu ndaysa;
'İdeal bir ev kadınıyım.
En büyük isteğim sakin bir yaşam
En büyük isteğim sakin bir yaşam
Ve koca bir kâse lahana çorbası'
dizeleriyle daha o zamandan eleştirilere karşı koymaya çalışmıştı.
«Rus edebiyatı en sevdiğim yönü Puşkin ve Çehov'un Ruslar' a özgü saflıklarıdır. Çekingen, utangaç bir yönleri var. İnsanlığın en önemli sorunlarına bile hiç ilgileri yokmuş gibi eğilirler. Bu onların felsefi konulara eğilmekten kaçınan, güçlü düşünürler olmadıklarını göstermez. Yalnızca bu tür konulara eğilmenin kendi görevleri olmadığını düşünürler. Tolstoy, Dostoyevski ve Gogol ise yaşamı kavramaya, ölümü anlatmaya çalışırlar.
«Puşkin ve Çehov tüm yaşamları boyunca; günlük olaylardan edindikleri izlenimleri, başkalarını pek' ilgilendirmeyen dertleri ve sevişmeleri anlatmışlardır. Onların değindiği bu konular ise aslında tüm insanlığı ilgilendirdiğinden zamanla olgunlaşmış, ağaçların koparılan ham meyveler gibi zamanla tatlanmıştır.»
VII
«Bahar kendini göstermeye başladı. Buzlar erimeye, uyumakta olan orman uyanmaya başladı. Güneş donuk donuk parıldıyor. Doğa; esneyen, gerinen, sonra da diğer tarafa dönüp yeniden uyumaya başlayan bir genç kızı andırıyor.
«Varykino'ya geldiğimizde bu bahar yeni başlıyordu. Kısa süre içinde her taraf yeşilliklere bürünmüş, ağaçlar tomurcuklanmış, bülbül sesleri ortalığı kaplamıştı,
«Bu kez de öyle olacak; Shutma ve Mikulitsin'in evinin alt taraflarında kalan ormanlık yeşilin her tonunda renklere bürünecek, gene bülbüllerin ötüşleri duyulacak. Bülbüllerin sesiyle diğer kuşların sesleri arasındaki farkı araştırmaya çalıştım. Tanrı onları diğer kuşlardan çok farklı yaratmış, bunu özellikle yapmış kanısına vardım sonunda.
«Sonunda bahar geldi. Kısa süre sonra tarladaki çalışmalarımız başlayacak. Artık anılarımı yazmaya bile zamanım olmayacak. Oysa bundan ne kadar zevk alıyordum. Herhalde defterimi bir dahaki kışa değin kaldırmam gerekecek. (s. 254-260)
Başlıklar :