Dövüş filmleri tarihindeki en gözde tema

Ali Murat Güven
00:0014/11/2009, Cumartesi
G: 13/11/2009, Cuma
Yeni Şafak
Dövüş filmleri tarihindeki en gözde tema
Dövüş filmleri tarihindeki en gözde tema

İngiliz kısa film, belgesel ve TV yönetmeni Scott Mann'in ilk uzun metrajlı draması 'Turnuva', öyküsünün omurgasını oluşturan 'sert çocukların katıldığı gizli spor organizasyonu' temasıyla, bu türün tarihine damga vurmuş 'Ejder'in Üç Fedaisi' (Enter the Dragon), 'Kan Sporu" (Blood Sport), 'Dövüşçü' (Kickboxer) ve 'Ölümcül Dövüş' (Mortal Combat) gibi yapımların izini sürüyor.

Her yıl, dünyanın gözlerden ve yasalardan uzak bir köşesinde, yeryüzünün en tehlikeli 30 suikastçısının katılımıyla son derece kanlı bir turnuva düzenlenmektedir. Sadece bir tek yarışmacı hayatta kalana dek süren bu organizasyonun büyük ödülü ise 10 milyon dolardır. Yüksek bahisli kumar oynamaktan keyif alan bir milyarderler konsorsiyumunun düzenlediği turnuva, katılımcıları tarafından da kapalı devre bir yayınla sonuna kadar takip edilir.

"Oyun"un başlangıcında, yarışmacıların her birine elektronik takip cihazları takılmakta ve rakiplerinin yerini tespit edebilecekleri birer el bilgisayarı verilmektedir. Ancak suikastçılardan biri takip cihazından kurtulmanın yolunu bulur ve alkolik bir rahip olan Macavoy cihazı yanlışlıkla yutar.

Uzakdoğulu güzel bir kadın olan Lai Lai de turnuvanın en gözde katillerinden biridir ve sonuncu hedefini -bu kişinin tamamen masum bir hamile kadın olduğunun farkına varamadan- öldürür. Kendisine işlettikleri anlamsız cinayet için turnuvanın organizatörlerinden intikam almaya yemin eden Lai Lai, milyarderlerin bir araya gelip bahis oynadıkları merkeze ulaşana kadar rahip Macavoy'u koruması altına alır.

Bu ilginç ikili, sırasıyla suikastçıların birçoğunu alt etmeyi başaracak, ancak şampiyonluğu uzun yıllardır kimseye kaptırmayan Joshua tarafından avlanacaklardır. Ölen hamile kadın, Joshua'nın eşi Mary'dir ve büyük bir hiddete kapılmış durumdaki genç adam "neden kendisi yerine karısının öldürüldüğünü" öğrenmeye çalışmaktadır.

Lai Lai Joshua'yı masumiyetine iknâ etmek üzere yaptığı araştırmanın sonucunda, istemeden ölümüne neden olduğu Mary'nin turnuvanın başından beri hedef olduğunu öğrenir. Turnuvayı organize eden küstah ve pervasız kodamanlar, gözde yarışmacıları Joshua'nın turnuvaya katılacağından emin olmak istemiş, yüzden de eşini kobay gibi kullanmışlardır. Gerçeği öğrenen Joshua, güzel rakibi Lai Lai ve yanındaki rahiple uğraşmayı bırakıp, bu vahşi organizasyonun merkezindekileri haklamak üzere kanlı bir intikam yolculuğuna çıkar.


TIPKI ÇOCUKLUK YILLARIMIZDAKİ GİBİ!

Abartılı düzeyde kan ve şiddet içeren yapımları, hele de şiddeti ölçüsüz bir biçimde kullanıp izleyici nazarında gitgide olağanlaştıran "düşük ahlâklı" filmleri öteden beri hiç sevmiyor ve bunları -genç kuşakların hayatı algılama yeteneğine verdikleri ciddi zararlardan dolayı- son derece tehlikeli buluyorum. Ki yazılarımızın düzenli takipçileri iyi bilirler; bu istikamette sinsice ilerleyen öykülere karşı puanlarım da -tıpkı sevgi sözcüklerim gibi- alabildiğine kıttır. Kendi adıma, dünyanın günümüzde bundan elli yıl öncesine göre "kişisel güvenlik" açısından çok daha tehlikeli, tehditkâr ve yaşanması zor bir gezegene dönüşmesinde, sözünü ettiğim ölçüsüz şiddet gösterilerinin yadsınamayacak bir katkısı olduğuna inanmaktayım çünkü…

O yüzden, "Turnuva" gibi, izleyiciye pek çok sahnesinde resmen "kan banyosu" yaptıran bir filmi topyekün olumlamam oldukça zor…

Ancak, şunu da gayet iyi bilmekteyim ki sıkı sinemaseverlerin önemli bir bölümünün "hayatlarının baharı"na travmatik bir biçimde damga vurmuştur anılan kategorideki filmler… Hele hele, sinema sevgisini -Türk toplumunun medya ve sanat alanında günümüzle kıyaslanmayacak kadar bilinçsiz, sinema salonu işletmecilerinin de şu yaşadığımız döneme rahmet okutacak ölçüde pervasız oldukları- 1970'lerde kazanmış benim kuşağımın hatıralarında böylesi "turnuvalı" filmler öylesine derin izler bırakmıştır ki…

Sözgelimi, türün zirvesi sayılan, Robert Clouse'un yönettiği 1974 yapımı "Ejder'in Üç Fedaisi"ni henüz ilkokul çağlarında izlerken duyduğum o müthiş heyecanı şu anda bile aynı canlılıkta hatırlamaktayım. Gizli polis Bruce Lee'nin Hong Kong yakınlarındaki küçük bir adada düzenlenen dövüş sporları yarışmasına "sporcu" kisvesi altında katılıp uluslararası bir uyuşturucu şebekesini çökerttiği o film, sonradan pek çoğumuzu kenar mahallelerdeki derme çatma binaların bodrum katlarına kurulan "karate salonları"na doğru savurmuştu!

Ben tam da "karate filmi izledikten sonra çıkışta arkadaşlarıyla kafa göz yaran yeniyetme" modundan kurtulup üniversiteye adım atarken, bu kez Belçikalı Jean-Claude Van Damme'ın benzer çizgideki filmleri girdi devreye. Bizden bir sonraki kuşak da "Kan Sporu"yla, "Dövüşçü"yle coştu loş salonlarda…

İlk karesinden son karesine kadar her ânıyla şiddetin yüceltildiği sakat bir sosyolojik mesaja hizmet eden bu tür yapımların insanlık açısından belki de tek hayırlı yönü, senaristlerinin son kertede "iyiler"i ve "iyiliği" kazançlı çıkartmasıydı. Kötüler ve kötülük "dövüş sineması"nda ancak geçici zaferler kazanıyor, öykünün cesur ve dürüst kahramanları bir süre sonra dizginleri ellerine almayı başarıyordu.

O yüzden, frenklerin "martial arts movies" (Uzakdoğu dövüş sanatlarıyla ilgili filmler) dediği bu sorunlu sinemasal janrı hiç bir zaman bir çırpıda silip atmaya gönlüm razı gelmedi, bugün de gelmiyor doğrusu…

Anılan kategorideki filmler, bana öteden beri İsmet İnönü'nün tarihe geçmiş şu ünlü sözünü hatırlatır: "Bir memlekette iyiler de kötüler kadar cesur olmadıkça, o memlekette hiçbir hayırlı iş yapılamaz."

Sözün sahibi hayattaki en büyük idollerim arasında yer almasa da içerdiği yüksek doğruluk payına hep hayran olmuşumdur.

Dünyayı her geçen gün biraz daha azgın bir cüretle kuşatan kötülük dalgasına karşı, "iyiler" ve "iyilik" Gandhivari bir pasif direnişle nereye kadar direnebilirler ki? Bu tür bir siniklik hâli, din kurumunun zulüm karşısındaki önermelerine ters olduğu gibi, çağdaş hukuktaki "meşru müdafaa" seçeneği de mazur görüyor kişinin kendisine yöneltilen tehditleri bertaraf etme hakkını…

O yüzden, tıpkı kötülük gibi iyiliğin temsilcilerinin de cesur, (ne cesuru, düpedüz gözükara!) ve yetenekli olduğu bazı kalburüstü "dövüş filmleri"nin, ister istemez yaydıkları şiddet övgüsü kadar derinlemesine olmasa bile, gençleri olumlu yönde güdüleyen ikinci bir cephesi daha var. Aynen, bizleri büyüten "Cüneyt Arkın sineması"ndan kazandığımız kimi erdemlerde olduğu gibi…

Yeter ki bu noktada senaristler "Farklılık yaratacağız" diye saçmalamasın, kalemlerinin ibresi "büyük final kavgaları"nı tasvir ederken kötülükten yana dönmesin…

"Turnuva", son birkaç yıldır çekmekte olduğu kısa filmler, TV yapımları ve belgesellerle geniş perdeye yavaş yavaş ısınmakta olan genç İngiliz yönetmen Scott Mann'in ilk uzun metrajlı draması… Yönetmen, ilk kez eli yüzü düzgün bir bütçeyle çalışma fırsatı elde ettiği bu çalışmasında, türün olmazsa olmazları arsında yer alan ustalıklı kareografi ve hızlı kurgu oyunlarını tepe tepe kullanıyor; hattâ bazen bunların zirve noktasına çıktığı anlar yakaladığı bile söylenebilir.

Bu hafta sonu, eğer "yüksek sanat filmi" modunda değil de "eğlencelik sinema" arayışında olursanız, başınızın üzerinde de iki saatliğine "çocukluğunuza dönme" yönünde bir nostalji rüzgârı esiyorsa rahatlıkla tüketebileceğiniz, sonunda her zamanki gibi iyilerin kazandığı hızlı ve zevkli bir serüven "Turnuva"…

Bilet parasını güçlükle ayarlamış, yol boyunca perdede izleyeceği aksiyon sahnelerinin hayâlini kurarak sinema gişesine ulaşmış genç bir ruh, bundan daha fazla ne ister ki?


TURNUVA / The Tournament

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, İngiltere yapımı

Türü ve Süresi: Dövüş sanatları konulu serüven / 112 dakika

Yönetmen: Scott Mann

Senaristler: Gary Young, Jonathan Frank, Nick Rowntree

Görüntü Yönetmeni: Emil Topuzov

Özgün Müzik Bestecisi: Laura Karpman

Kurgucu: Robert Hall

Oyuncular: Robert Carlyle, Kelly Hu, Ving Rhames, Ian Somerhalder, Liam Cunningham, Sebastien Foucan, Craig Conway, John Lynch, Nick Rowntree, Rachel Grant, Andy Nyman, Iddo Goldberg

İthalatçı Şirket: Horizon International

Dağıtıcı Şirket: Pinema Film

İçerik Uyarıları: Yoğun şiddet, yanı sıra da argo diyaloglar ve kısa süreli çıplaklık içerdiğinden dolayı, 15 yaşından küçükler izleyiciler için uygun bir film değildir.

Yıldız Puanı: * * 1/2


BU HAFTA SONU GÖSTERİME GİREN DİĞER FİLMLER


'Çağdaş' gençliğin hâl-i pür melâline yürek acıtan bir bakış

BORNOVA BORNOVA

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, Türkiye yapımı

Yönetmen: İnan Temelkuran

Oyuncular: Kadir Çermik, Öner Erkan, Damla Sönmez, Erkan Bektaş

İçerik Uyarıları: Yoğun biçimde argo diyaloglar ve birkaç bölümünde de yüzeysel cinsellik içerdiğinden dolayı, 15 yaşından küçükler için uygun bir film değildir.

Yıldız Puanı: * * 1/2

Günümüzden bir İzmir Mahallesi… Mahalle bakkalının önünde "Ah bize de hayatta bir şans verilse" diyerek günlerini geçiren Salih ve Hakan, birbirlerine ağabey-kardeş kadar yakın iki arkadaştır.

Sakatlık yüzünden futbolculuk kariyeri başlamadan biten Hakan, askerden yeni dönmüştür. Hem işsiz hem de vasıfsız durumdaki genç adamın tek çıkış yolu taksici olmaktır. Mahallenin psikopatı Salih ise onu dinleyen ve kendince öğütler veren tek kişidir. Seçkin bir aileden gelen Salih, kendi hayatında bu çizgiyi sürdürememiş ve pek çok yasadışı işe bulaşmıştır. Çevresindeki herkes ondan korkmaktadır. Hakan'ın içten içe vurgun olduğu, fakat konuşmaya cesaret edemediği lise öğrencisi Özlem de buna dâhildir…


Tarihin en büyük bilmecesi üzerine entelektüel bir egzersiz

KIYAMET / 2012

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, ABD yapımı

Yönetmen: Roland Emmerich

Oyuncular: John Cusack, Amanda Peet, Danny Glover, Oliver Platt

İçerik Uyarıları: Bilim-kurgu filmlerine özgü şiddet sahneleri içerdiğinden dolayı, 15 yaşından küçük izleyiciler ve bu tür temalardan hoşlanmayanlar için uygun değildir.

Yıldız Puanı: * * *

Güney Amerika kıtasının tarihine binlerce yıl boyunca damgalarını vurmuş olan Mayalar, yalnızca savaşçılıkta değil, tarım, madencilik, astronomi, matematik ve mimaride de yaşadıkları çağa göre son derece ileri bir topluluktu. Bu gizemli uygarlığın ürettiği ve savaştan tarıma kadar her adımını ona bakarak attığı ünlü "takvim"i de yaşanılan dönemin ilerilerine uzanan son derece ilginç bir zaman sınıflandırma tekniğine sahiptir. Binlerce yıllık büyük döngülerden oluşan Maya takvimini yoğun uğraşlar sonucunda çözmeyi başaran çağdaş araştırmacılar, onun 13'üncü ve son döngüsüne 21 Aralık 2012'de ulaştığını saptadılar. Ancak, Mayalar "tarihin sonu" dedikleri o günden sonrası için takvime hiçbir şey yazmamışlardı. Yani, 21 Aralık 2012'nin bir tür "kıyamet günü" olduğunu düşünüyorlardı…

(Bu filmin ayrıntılı bir analizini yarınki sinema sayfamızda okuyabilirsiniz.)


Ulusal sinemamızda teknik açıdan öncü bir deneme

SULUBOYA

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, Türkiye yapımı

Yönetmen: Cihat Hazardağlı

Oyuncular: Haluk Bilginer, Sarp Alemdaroğlu, Savaş Dinçel, Cansel Elçin

İçerik Uyarıları: "Suluboya", bir Türkiye yapımı olmakla birlikte, uluslararası dağıtım ağı göz önünde bulundurularak İngilizce seslendirilmiştir ve ülkemizde de Türkçe altyazılı olarak gösterime sunulmuştur. Çocuklarıyla birlikte izlemeyi düşünenlerin bu noktayı dikkate almaları gerekir. Öte yandan, kısa ve yüzeysel bir çıplaklık dışında, içeriğinde çocuklar ve gençler için uygunsuz bir bölüm yoktur.

Yıldız Puanı: * * *

Resme çok yetenekli olan 12 yaşındaki Marco'nun hayâlleri ve hedefleri, babasının bir gün onu üç sokak ressamıyla tanıştırmasının ardından bambaşka bir boyut kazanır.

Yalnızca üç ihtiyar ressam değildir Marco'yu büyüleyen; bir de bu ressamların ortaklaşa bakıp büyüttüğü, 18 yaşındaki Lorella vardır. Genç kız kısa sürede küçük adamın hayatının merkezine oturur. Lorella'nın ona resim dersi vermesiyle de sürer bu ilişki…