
İstanbul'un ara sokaklarındaki gri ve kirli duvarlara imzalarını atan ya da resim çizen grafiti sanatçısı bir grup genç birkaç yıl önce Avrupa'ya giderek trenleri de boyamaya başladı. Grup üyelerinden Pars, "Türk graffitisini dünyaya tanıtmak için birçok Avrupa ülkesine gittik ve Türklerin de grafiti yaptığını kanıtladık" diyor.
Hip-Hop kültürünün bir parçası olan graffiti sayesinde artık sokaklar daha renkli. Bu sanat, sosyal medyanın da sayesinde şimdilerde birçok gencin ilgi odağı haline geldi. Günümüzde İETT, ODTÜ başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlar yapılarını süslemek, daha renkli hale getirmek için artık boyacı değil graffitici tutuyor. Festivallerde, okullarda atölye çalışmaları düzenleniyor. Dünya'daki en yaygın grup olan 'Karanlık Sokakların Çocukları', duvarlara DSK (Dark Street Kids) imzasını atıyor. DSK'nın Türkiye temsilcisi olan 4 gençten biri "Pars" takma adlı graffitici. Avrupa'da trenleri boyamış, yurt dışından birçok kişiyle graffiti aracılığıyla tanışmış. 15 yıldır yaptığı sanata 4 yıl önce farklı bir boyut getiren Pars, amacının Türk graffitisini dünyaya tanıtmak olduğunu söylüyor.
Graffitinin yaygınlaşmasıyla birlikte basketbol sahaları Michael Jordan, halı sahalar Totti, arka sokak duvarlarıysa Bruce Lee, 2pac gibi çeşitli alanlardan kişilerin portreleriyle doluyor. Arka sokakların öne çıkan çalışmaları ise imzalar ve soyut çizimler. Bu sanat, hâlen tam olarak "izinli" şekilde yapılmıyor. Belki de hiçbir zaman tamamen izinli olmayacak, çünkü bu durum graffitinin ruhuna aykırı duruyor. Çalışmalar kapitalizm, savaş ve açlık gibi konulara karşı tepki gösterme yolu olarak da görülüyor. Karaköy, Taksim, Beyazıt ve Kadıköy'ün ara sokaklarında görmeye alışık olduğumuz graffiti grupları, boya parasını ortak ödeyip mekanı birlikte seçiyorlar, birbirlerine omuz verip yüksek yerlere tırmanırken de geç saatte birbirlerinin arkasını kollarken de aynı dostluk duygusuyla hareket ediyorlar.
Gri duvarları renklendiren bu gençlerden Pars, sokaklarda rastladığı yazıları merak ederek graffitiye başlamış. 'DSK/Pars' imzasını yıllardır boş gördüğü duvarlara yazıyor. Dükkân kepenkleri ve duvarlardan sonra Sirkeci-Halkalı hattının kapanması onun için bulunmaz bir fırsata dönüşmüş. Raylar üzerinde çürümeye terk edilen tran vagonlarını herkesin önünde selfie çekmeye özendiren sanat eserleri için tuval olarak kullanmış. Pars, "Bu ilk büyük deneyimimdi ve yakalanıp nezarete atıldım. Her türlü riske rağmen graffiti yapmaya devam edeceğim" diyor. "Yasak olması ve güvenlik korkusu benim bu alana yönelmemi sağladı. Risk bağımlısı oldum. Ne kadar zor yere yaparsam o kadar heyecanlanıyorum. Boyamaya genellikle geceleri çıkıyoruz, graffiti aslında bir strateji oyunu" diyor. İstanbul'daki graffiti sanatçılarının 15 kişilik bir grup olduğunu haberleştiklerini de sözlerine ekliyor. Grup üyeleri ve diğer graffiticiler arasındaki hiyerarşiden de şöyle bahsediyor: "Bazı imzalı duvarların üstü, saygıdan dolayı diğerleri tarafından boyanmaz."
İstanbul'da başladığı graffitiyi yaklaşık 4 yıl önce Avrupa'ya taşıyan Pars birçok ülkenin metro ve duvarlarını boyamış. Pars, Umre ziyaretinde Mekke'deki bir duvarı boyadığını ve iki hafta sonra gideceği Mescid-i Aksa'da da aynısını yapacağını söylüyor. Avrupa'daki graffiticilerle de bağlantılarının olduğunu söyleyen Pars, "Türkiye'yle sınırlı kalmak istemedik. Türk graffitisini dünya da tanısın istedik. Trenlere, duvarlara imzalarımızı attık, resimlerimizi yaptık. Görenler 'Türkiye'de grafiti mi var?' diye şaşırıyordu. Her gittiğimiz ülkede iyi şekilde karşılanıyoruz. Bu sayede hayatıma birçok dost katıldı" diyor. Gruplar, yazı sayılarının fazlalığına göre de ayrılıyor. DSK'dan sonra büyük gruplardan biri olan Gang Alternatives Program'ın üyesi Houk ise, "Birçok ülkeye graffiti yapmak için gittiğimde aslında hayatımızı, sokaklardaki duvarların renklendirdiğini gördüm" diyor.
Türkiye'de sağ-sol çatışmalarının olduğu 70'li yıllarda grafitinin boy gösteriğini söyleyen Pars, "İnsanlar kaos ortamında duvarlara bambaşka şeyler yansıttı. O zamanlarda sadece yazı yazılıyordu ama biz bu tabuyu kırdık. Boyamaya ilk başladığımızda sokaklara korkarak çıkıyorduk. Avrupa'da graffiti yapanlara hâlâ kötü gözle bakılıyor. Haksız değiller, graffiti yapanlar sadece zarar vermek için spreyi ellerine alıyorlar. İnsanların dükkan camlarını asitli boyalarla boyuyorlar. Biz insanların malına zarar vermiyoruz" diyor. Avrupa'daki bu önyargının kırılmayacağını belirtip ekliyor: "Avrupa'daki graffiticiler sosyal hayatlarını da illegal yaşıyor. Parası olduğu halde sadece zarar vermek için zarar veriyor. Türkiye'dekiler ise sadece sevdikleri için graffitiyle uğraşıyor. Sicilleri temiz."
Okul ve sokak duvarlarına yaptığı feminen çalışmalarla tanınan 'Mies' imzalı Şeyma Evgin, "Bu işi benim gibi tesettürlü olan arkadaşlar da yapabilir. Kötü bir şey yapmıyoruz. Hatta çirkin yazıların üstünü resim ve imzalarımızla kapatıyoruz" diyor. Türkiye'de kadın olarak grafiti yapanlar parmakla gösterilecek kadar az. Evgin, "Yazı yazmak yerine resim yapıyorum. Legal olan çalışmayla illegal olan hemen anlaşılıyor. Legal olanda bir emek ve uğraş var fakat bu işi izinsiz yapanlar sadece birkaç dakikada imzalarını atıp kaçıyorlar. Graffitiye ilk başladığım yıllarda çeşitli sataşmalar ve olumsuz sözlerle karşılaştım. Sonra güzel işler yapabildiğimi görünce takdir etmeye başladılar. Kadın olarak graffitiyi az kişi yapıyor. Bu işin zorluğunu biliyordum. Gelen tepkiler başka kadınların hemen pes etmesine sebep oluyor. Ama ben pes etmedim. İstedikten sonra her şey yapılabilir" diyor.









