25 yıl içinde foto muhabirliği, televizyonculuk yapıp belgesel çeken 23 kitabı 800 belgeseli bulunan Nebil Özgentürk'ün daha once hiç bahsetmediği bir yönünü, Kaan ve Yiğit adındaki ikizlerin babası olmasını konuştuk. Özgentürk “İkizlerime baba değil arkadaş gibiyim” diyor ve ekliyor;
İyi bir hoca, ilk büyük adam, ilk abi… Babalık sahiplenme duygusu ve karşılıksız sevgi. Güzel bir cümledir; 'çocuğum büyüsün, okusun, adam olsun.' adamlık illa mühendis olsun anlamında değil. İyi bir yurttaş ve insan olsun.
Onun benim üzerimde uyguladığı yöntemi çocuklarıma uygulayamazdım. Çünkü kuşaklararası farklar var. Babam 1915 doğumlu. Ben ondan elli yıl sonra dünyaya gelmişim. Bu tarihte 1940'lara dayanıyor.
Başımızı okşayan bir baba olmadı hiç bir zaman. Ama bu sevgisizlikten değildi, okşayacak vakti olmadığı ve öyle öğrendiği için. Eski cumhuriyet kuşağı babaları gibi.
Çocuklarına biraz daha mesafelidirler. Çünkü kendileri de böyle büyümüş insanlar. Bugün çocuklar babalarıyla daha şakacı, daha arkadaşça, ilgi ve sevgi görüyorlar.
Babam iyi bir anlatıcıydı. Okumayı yazmayı sonra öğrenmesine rağmen eğitimi önemsiyen bir adamdı ve sosyal de biriydi. Kendi semtine üç okul yaptırdı. Ben evde adeta bir okulda gibi büyüdüm. Çok okuyan ve iyi hikâye anlatan adamın oğluyum. Bu kısmı babamdan aldığımı düşünüyorum.
Evet. O yüzden Kaan ve Yiğit'i sosyal olmaları, çok okumaları konusunda bilinçlendirdim. Mesela; bu hafta içinde üç gece düzenliyoruz. Benimle ilgilisi olmayan bir kitap ama tanıtımının organizasyonunu yapıyorum. Babam da böyle bir insandı. Ben de çocuklarımın bu tarz şeyleri yapmasını çok isterim.
Kuşaklararası farklar var. Mesela; onlar mühendislik okumak istediler. Bense sosyal bir eğitim aldım. Babamın bana anlattıkları hayatımda çok işime yaradı. Bir mühendis için benim söyleyeceğim yöntemler işe yaramayabilir. Ama buna rağmen ikisi de inanılmaz edebiyat ve sinema meraklısı.
21 yaşımda baba oldum.
Zordu gerçekten.
Çocuğun büyütülmesi sadece hastalandığında hastaneye götürmek, yedirmek içirmek değilmiş. Hakikaten o dönemde ben de çocuktum. O zamanlar baba olmanın şimdiki gibi muhteşem birşey olduğunu anlamamıştım. İş konusunda sıfır noktasındaydım. Babalığı ve işi aynı anda öğrendim. Düşünün benim dönemimde PKK katliam yapıyor ve ben haber için oralara gidiyordum.
Biraz öyle. Şimdi babalık muhteşem birşey.
Günümüzde ikiz babası olsaydım bana daha zor gelirdi. Yaşım büyük olduğu için değil, birine daha çok emek vermek için.
Bence bu demokrasinin başladığı noktaydı. Özellikle 15 yaşına kadar övülecek ya da azarlanacaksa bunun için evde demokrasi gerekiyor. Bu da zaman zaman baba ya da annenin hata yapmasına neden olabilir. Evde sevdiğiniz aynı yaşta iki çocuk var. Sinirlendiğinizde birisine kızdığınızda diğeri de 'bana kızacak mı' diye düşünebiliyor. İkizlerin böyle ilginç yönleri var. Onu dengelediğinizde iyi bir baba oluyorsunuz.
Yapmaya çalıştım.
Beraber okula uğurlamayı çok isterdim. Benim için bu bir dilekti. Bu olmayınca adım adım gelişmeleri de takip edemedim. Hırslı ve genç bir gazeteciydim. Bu hırs çocuklarımın önüne geçti. Sonuçta bugün benimle röportaj yapıyorsanız, o zaman çocukları daha az görmemden dolayıdır. Haber için PKK'ya, Libya'ya, Körfeze gittim ve onları az gördüm. Ama şimdi 23 tane kitabım, 800 belgeselim var.
Birinden birini tercih etmek gerekiyordu. Ben iyi iş yapmak, iyi insan olmak, iyi insanları anlatmak istiyordum.
İyi insanları örnekleyip o insanları 'örnek alın' demek için. Eserler biriktiren, iyi oyuncuları anlatıyorsunuz ki iyi insanlar farketsin. Hatalar zulümler varsa buları ibret olması için anlatıyorsunuz. Bu işlerin içerisinde kendime bir misyon edindim.
Benden onlara, onlardan da bana büyük bir sevgi var. Delikanlılık yıllarına kadar ilgilenemedim bu doğru ama neden medyadan nefret etsinler? Öyle birşeyin peşinde değiliz artık.
'Benim gibi yazı yazmak ister misiniz çocuklar' diye sorduğumda 'hayır biz mühendis olacağız' demişlerdir. Beni çok strestli tanıyorlar çünkü işim çok stresli. Bu işin namuslu, ahlaklı yapılması için olduğundan daha stresli yapıyorum işimi. Böyle zamanlarda çocuklarımın 'merhaba'sını farketmeyebilirim. Ama sadece aksi, sinirli bir adam da değilim. Yeri geldiğinde çok neşeliyimdir. Stres, sinir, susmayan telefonları gördükçe bu 'iş yapılmaz' demiş olabilirler. Buna onlar karar verecekler.
Yeniden doğsam yine yirmili yaşlarımda ikiz çocuklarım olsun isterim. Yine bu hayatı yaşamak isterim. Hayatımda hiç pişman olduğum birşey yok. Ama üzüldüğüm ve yapamadığım şeyler var.
Yirmi yıldır işime değil, hayatıma gidiyorum. İnsanların hobi diye yaptığı şeyleri biz 'iş' diye yapıyoruz. Bir dünya yaratıyoruz, para kazanıyoruz. Sinemaya gidiyoruz, biriyle sohbet ediyoruz ertesi gün bunu programda anlatıyoruz. Bu çok güzel birşey. Ben bunun oğullarıma geçsin isterim. Ama belki kömürcü olsaydım aynı mesleği yapmalarını istemezdim. İşini iyi yapıyor ve zekiysen çok para kazanabilirsin. Hem konforlu bir iş hem de itibarlı.
Tabi. Programlarımızın yıl dönümlerinde, kutlamalarda hep varlar.
Ben klasik gördüğünüz model babalardan değilim. 'Büyümüşte oğlum olmuş' gibi söylemleri sevmiyorum. Övgünün ve yerginin daha sakin gitmesinden yanayım. Hatta babalar ya da anneler gününde samimi fotoğraf verenler vardır. Bu bana korkunç geliyor.
Bakıyorsunuz biri her gece alemlerde ama ertesi gün gazetede mutlu aile fotoğrafı çektiriyor. Bu bana hiç samimi gelmiyor. Ya da sevgililer gününde eşiyle poz veriyor. Ama bir gece öncesinde o kişi en aşağlık şeyi yapmıştır. Sahtekarlıktan nefret ediyorum.
Gurur duyduğum şeyler var. Kaan ve Yiğit çok zarif insanlar. Bu kadar bozulmuş genç arasında İstanbul'da zarif ve efendi kalması çok hoşuma gidiyor. Mesela; çok güzel metinler yazıyorlar. Bu da kitaplar arasında doğan insanların biribirine geçirdiği özelliklerden biri. Babam olağanüstü yazardı, abim film yönetmeni, bir başka abim ressam. Biz de sosyal olana, dünyaya karşı bir eğilim var.
Kötü örnekleri unutalım, iyi örnekler de var. Türkiye'de babalar ve oğullar, anneler ve kızları gibi grupça öne çıkmış insanlar var. Çetin Altan ve oğulları yetenek fabrikası adeta. Baba ve çocuklar arasında büyük sorunlar yok ama büyük çelişkiler olabilir. Baktığınızda Çetin Altan ilk romancılarımızdan, iki kuşağı yerinden oynatacak yazılar yazmış. Ahmet Altan Türkiye'nin yazı sihirbazı. Bir yazı adamının en büyük gururu bu olsa gerek.
Benim hayalim çocuklarımla arkadaş olabilmek ve bundan sonra da hep öyle kalmak. Kan bağı olduğun insanlarla arkadaş olmak bana daha olumlu geliyor. Çoğu arkadaşından kazık yersin, ama baba ve oğul olduğunda öyle olmuyor.
Olmuştur o kadar. Sırttan karıştırdığım oluyor.
Herkes bir gün yaşlanacak gerçeğine çok yakın duruyorum. Şimdi seksen yaşımdaki halimi düşünüyorum. Herşey konforla bitmiyor, hayat sizi yoruyor. Başarının zirvesinde olup aranmayabilirsin. Birçok adı geçen şöhretli yazar, çizerin yaşlılık yıllarının bizzat tanığıyım. Çok trajik hikayeler var. İnsanın en mutlu olmak istedikleri zaman o yaşlı hallerdir. Kişinin sahip olduğu oğlu ya da kızı bir güvendir. Bu anlamda aynı anda iki çocuk sahibi olmak, bana bir hayal kurduruyor. İnsanlar onlar için 'aa ne kadar benziyor' dediklerinde hoşuma gidiyor. Parçan olduğun kişilere tatlı övgüler söylenmesi hoş bir duygu.
Yiğit: İlişkileri. Babam sayesinde bu camiadan çok insan tanıdım. İnsan ilişkilerini bu kadar iyi yönetmesi, herkes tarafından sevilebilen biri olması beni çok etkiliyor. Benim de insanlarla aram iyidir. Bu yönümün gelişmesini istiyorum.
Kaan: Birdan fazla işi yapabilme becerisi. Bu işlerin hepsini birarada ama kaliteden ödün vermeden yapıyor.
Yiğit: Matematiğim çok iyidir. Ama bunun yanında her zaman sanata ve edebiyata düşkündük. 4 yıldır mühendislik okulunda okuyorum. Belki de içlerinde en sosyali benim.
Yiğit: Tabiki. Bu yaşamınızla ilgili birşey. Birlikte projeler yapıyoruz. Okuldan arta kalan zamanlarımızda babamın yanında çalışıyoruz.
Kaan: Biz babamın işinin ucundan tutmaya çalışıyoruz. Ona layık olmak ve babamın yaptığı güzel işleri ileriye taşımak isterim.
Yiğit: Çünkü babam toplum tarafından benimsenen biri. Bizim de onun gibi olmamızı her baba gibi o da ister. Babamla zıt işler yapıyoruz ama bu bizim ileride aynı işi yapmayacağımız anlamına gelmez.
Yiğit: Farklı okullar. Elektrik Elektronik Mühendisliğini okuyorum.
Kaan: Ben okuyacağım bölümle ilgili karar verirken 17 yaşındaydım. Şimdiki birikimim olsa daha farklı bir karar verirdim. Benim için Makine Mühendisliği bölümü çok bilinçli bir tercih değildi. Belki matematik olabilirdi.
Yiğit: Orta okuldayken laboratuvarda ders görüyorduk. Biz küçüklüğümüzde çok yaramazdık. Öğretmen bizi uyarırken 'ikizler lütfen konuşmayın' dedi. Orada ikiz olduğumuzu anladım. Biraz da üzülmüştüm.
Kaan: Kıyas bence iyi birşey. Rekabeti beraberinde getiriyor. Biz birbirimizi kıskanmıyoruz. Bencilliğin ne demek olduğunu da bilmiyorum. Çünkü hiç yaşamadım.
Yiğit: Bunlar küçük şeyler. Biz atlattık o dönemi. Bazen karşı taraf karıştırıyor ve bizim bozmadığımız dönemlerde oluyor.
Yiğit: Biz tipik bir ikiz değiliz. İkizler genelde birbirinden kopamaz. Biz birbimizden farklıyız.
Yiğit: Çok sık karşılaşıyoruz.
Kaan: Çevremizdeki insanlar veya arkadaşlarım bana Yiğit'in olumsuz yanlarını anlatmazlar. Anlatsalar bile zaten ona söyledikten sonra bana da söylüyorlardır. Hatamı gelip bana söyleyebilen insanlar var çevremde.
Kaan: Bütün sırlarımı kardeşime anlatmıyorum. Hatta yeni tanıştığım birine anlattığım ama kardeşime anlatmadığım çok olmuştur.
Yiğit: Birbirimize anlattığımız çok şey vardır. Ama dost ile kardeşin konseptleri farklı. Kardeşin ve arkadaşın karıştırılmaması lazım. Bazen ailenize söyleyemediğiniz birşeyi arkadaşınıza söylersiniz onun gibi birşey.
Yiğit: Bir anda aynı şeyi düşünebiliyoruz. Ağızımızdan aynı kelimeler dökülüyor.
Kaan: Mesela; bir konuda aynı anda 'hadi ya!' diyebiliyoruz. Sıfır yaşımızdan beri beraberiz ondan da kaynaklanıyordur.
Kaan: Tabi.
Yiğit: İkimiz aynı ortamdaysak biri birşey söylemişse, aynı anda birbirimize bakar göz kırparız. O anda konuşmamıza gerek kalmaz, bakışla halletmişizdir zaten.
Kaan: Çocukken çok kavga ederdik. Kardeşimin dışında kimseyle kavga etmişliğim yoktur.
Kaan: Genelde ilgi alanlarımız ortak. Ama kişiliklerimizde çok farklar var.
Yiğit: Ben Kaan'a göre daha çabuk parlıyorum. O daha sakin.
Kaan: Ben huzursuz olduğum bir ortam da daha sabırlı davranabilirim.
Yiğit: Aynı bireyden bir tane daha olması, aynı giyindirmeler.
Kaan: Yolda hiç tanımadığım bir insan bana selam veriyor. Belli ki o Yiğit'in bir arkadaşı. O durumda ne yapacağımı düşünüyorum. Bu olumlu yoksa olumsuz mu bilmiyorum.
Yiğit: Nötr tarafları var. Çünkü ikizliğin farkını çok iyi bilmiyorum. Çünkü başka bir abim ya da kardeşim yok.
Yiğit: Bence bir zararı yok yararı daha fazla. Kendimde değil ama başkasında hoşuma gidiyor.
Kaan: Bence tam tersi ikizliğin artması zarar değil ama yarar da değil.
Kaan: Hayır hatırlamıyorum.
Yiğit: Her zaman görüyorsun gerek kalmıyor söylemeye. Ama belki abim ya da ablam olsaydı söylerdim.






