40 yıllık müzikal yolcuğunda askeri darbelerden fazlasıyla nasibini alan Selda Bağcan yasaklamalara, yargılanmalara ve hapis cezalarına rağmen 40 yıldır dimdik ayakta. Ve kendisine bütün bunları yaşatan 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren'le hesabını ilahi adalete bırakıyor
1971 yılında başladığı müzikal yolculuğunun 40. yılında Selda Bağcan. Üç darbe görmüş. Bir tanesi çocukluğuna denk gelse de diğer ikisinden sanatçı olarak nasibini fazlasıyla almış. Şarkıları 20 yıl yasaklı kalmış. 9 yıl yargılanmış, 4.5 ay hapis yatmış. 7 yıl boyunca pasaportuna el konulmuş. Bütün bunlara rağmen 40 yıldır şarkılarını söylüyor. Sadece Türkiye'de değil başta Amerika olmak üzere tüm dünyada listelere giriyor. The Observer Gazetesi'nin müzik editörü Caspar Lewellyn Smith onun için 'Anadolu'nun Joan Baez'i diyor. Maria Callas, Edith Piaf, Mercedes Sosa gibi isimlerle birlikte dünyanın efsane kadın şarkıcıları listesine giriyor. Bu kadar başarıya rağmen o hep alçakgönüllü. Yalnızca şarkılarını söylüyor. Kimi zaman dünyanın en ünlü salonlarında, kimi zaman herkesin unuttuğu dağ kasabalarında. Sesindeki çığlık bütün dünyayı dolaşıyor ve adaleti arıyor…
1971-2011… Gerçekten tam 40 yıl oldu. İnanamıyorum…
'Halkım' tipik bir Selda Bağcan albümü. 'Erzincanlı' diye çok sempatik bir türküyle başlıyor. Sonra Aşık Mahzuni Şerif'in Atatürk için yaptığı bir şarkıyla devam ediyor. 'Nenni Balam' diye bir Tunceli türküsü var. Muhteşem bir ağıt. Bir de tasavvufi formda bir beste var. Tevhid Tabibi.
O da bayıla bayıla söylediğim bir parça. Hepsi kültürümüzün bir parçası. Bir polis memurunun yazdığı bir şarkı da var albümde…
Evet, Çorum-Sivas-Maraş-Gazi diye bir türkü. Bu katliamların her biri ben yaşarken oldu. İnsanlar komşularını öldürdü. Bu şarkıyı da alevi bir polis memuru Hacı İsa Özbay yazdı.
Yok değilim. Alevi deyişlerini çok güzel okurum ama. Ondandır. Benim baba tarafım Manastır, anne tarafım da Kafkas göçmeni.
1948 yılında Muğla'da doğdum. Ama çocukluğum annemin ve babamın memuriyeti nedeniyle Van'da geçti. Annem öğretmen, babam ise veteriner hekimdi. Van'da 7 sene kaldık. 1957 yılında babam hayvanları aşılamaya giderken tifoya yakalandı ve hayatını kaybetti. Öldüğünde daha 44 yaşındaydı. Teyzem Ankara'da çok iyi konumdaydı. 'Çocukları benim yanımda okut' diye bizi yanına çağırdı. 69 yılında da Ankara Fen Fakültesi Fizik Bölümü'nü kazandım.
Kendi kendimi keşfettim desem yeridir. Ankara Radyosu'na dört türküden oluşan bir 45'lik plak verdim. İçinde 'Katip Arzuhalin Yaz Yare', 'Mahpushanelere Güneş Doğmuyor', 'Mahpushane İçinde Mermerden Direk' ve 'Tatlı Dillim' vardı. Bu 45'lik acayip ses getirdi. Millet plakçılara hücum etmiş. Plakçılar da gelip beni buldu. İki 45'lik aynı gün çıktı.
15 Temmuz 1971… Hiç unutmuyorum… O plaklar çıktıktan sonra da Allah 'Yürü ya kulum' dedi. Gitar çalarak türkü söylemem değişik geldi insanlara.
1972'den 1992'ye kadar 20 yıl boyunca yasaklıydım.
Beni daha hırslı yaptı bu süreç.
1977-1985 yılları arasında 9 yıl yargılandım şarkılarımdan dolayı. 3 kez hapse girdim ve toplam 4.5 ay cezaevinde kaldım. Çok değil ama hırpalayıcı bir süreçti. Sadece hapis de değil, 20 yıl yasaklı kaldım, 7 yıl pasaportuma el konuldu. Albümlerim toplatıldı. Sonunda hep beraat ettim. Ama olan oldu tabii. Maddi manevi kayba uğradım. Yıprandım.
Hayır, hiç küsmedim. Bu ülke insanı ülkesini çok sever.
Zülfü Livaneli, Cem Karaca ve ben bir turnedeydik. 19 Nisan'da Berlin'de son konserimizi yaptık. ve 27 Nisan'da döndüm. Dönmeyenler için de kolay değildi tabi. Gurbet kahrı çektiler.
Korkmadım, çünkü legal bir sanatçıydım. Albümlerim ortadaydı ve 'Benim başıma bir şey gelmez' diye düşündüm. Ama yanılmışım.
1980 yılının Şubat ayında Etiler'deki evimde otururken 'yurda dön' çağrısı aldım. Böyle bir durumda ne yapar insan? Gider ve 'Ben zaten buradayım' der, değil mi. Dışarda kalan insanlar bunu kullandı. Selda Bağcan teslim oldu diye Köln'de aleyhimde bildiri dağıttılar. E ne yapacaktım? Militan olsam dağa çıkayım. Ben bir sanatçıyım.
1971'de ilk plağımda 'Katip Arzuhalim'i söyledim. Pir Sultan Abdal türküsü. O bile protest bir tavır gibi geldi insanlara. Oysa ben sevdiğim bir türkü olduğu için söylemiştim. Bir de ben bu türküleri söylerken Deniz Gezmişler içerideydi. 12 Mart 1971 darbesi olmuştu. 'Mahpushanelere Güneş Doğmuyor'u onlar için söylüyormuşum gibi algılandı. 1976'da Aşık İhsani'nin Kızıldere türküsünü de söyledikten sonra ben iyice protest bir figür haline geldim. Ama zaten benim içimde öğrencilik yıllarımdan beri muhaliflik var. 68 kuşağı da çok etkilemiştir tabii.
Hiç olmam. Tam tersine. Yaptığım müzikten hiç pişman değilim. Başka türlü de anılmak istemem.
Olmadım. Ne bir örgüt, ne bir parti… Bırakın bir örgütü ya da partiyi bir sivil toplum kuruluşuna dahi üye olmadım hayatım boyunca. Sadece sanatımla var olmak istedim.
Evet, görüşlerimden dolayı Türkiye'de uzun yıllar yasaklı kaldım ama halkım bana hep sahip çıktı. Aralarında Maria Callas, Edith Piaf gibi kadın şarkıcıların olduğu efsane sesli kadın şarkıcılar listesine girdim. Gesi Bağları Amerika'da listelere giriyor.
İspanyol müzik araştırmacısı Vicente Fabuel, 'Selda Bağcan gibi sanatçıların içlerinden çıkarmaya çalıştıkları şey nedir? diye sormuş bir yazısında. Bu yazıyı okuduktan sonra ben de sorguladım bunu. Ve sonra çığlık çığlığa şarkılarımı söylerken içimden çıkarmak istediğim şeyin dünyadaki adaletsizliğe isyan olduğunu fark ettim. Adaleti sesimle arıyorum ben.
Ben ilahi adalete inanıyorum ve onu da ilahi adalete havale ediyorum!
Gerçek değil ama ne kadar hoş bir yakıştırma. Kendisiyle hiç tanışmadım. Olsaydı söylerdim. Ayrıca prim yapardı.
Gizli tutmuyorum aslında ama ortalıkta da yaşamıyorum. Şimdiki artizan takımı ortalıkta yaşıyor. Bir de birbirileri için ölüp biten o insanlar ayrılırken akla hayale gelmeyecek hakaretlerle birbirilerine giriyorlar. Ben bunlara akıl sır erdiremiyorum. Onun için de kendimi dışında tutuyorum.
1991 yılında Özal hükümeti 12 Eylül sonrasında konulan Kürtçe yasağını kaldırrınca Kürtçe okuyan ilk şarkıcı olan Selda Bağcan, "Şimdi açılıma destek veren sanatçılar o zaman neredeydi, merak ediyorum" diyor.






