Malazgirt Zaferi Anadolu’ya ruhunu vermiştir

Semiha Kavak
04:0022/08/2021, Pazar
G: 22/08/2021, Pazar
Yeni Şafak
Mustafa Alican
Mustafa Alican

Malazgirt Günlükleri kitabının yazarı Prof. Dr. Mustafa Alican, “Anadolu Türkiye’sinin başlangıç noktası olarak Malazgirt, sadece 1071 yılında burada gerçekleşen bir savaşa değil, bin yıl boyunca bütün Anadolu’ya rengini veren bir ruha tekabül ediyor ve bu ruhun temas ettiği her alanla birlikte ele alınabilmesi lazım” diyor.

26 Ağustos 1071 günü Büyük Selçuklu hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında yapılan Malazgit Savaşı Türkler için zaferle sonuçlandı.
Bu zaferle Anadolu’nun kapıları Türkler için açıldı. Bu yıl bu büyük zaferin 950. Yılını kutluyoruz.
Prof.Dr. Mustafa Alican’la Ketebe Yayınları arasında çıkan Malazgirt Günlükleri kitabı üzerine konuştuk.


“Malazgirt Günlükleri” adlı kitabınız okuyucuyla buluştu. Sizce, Malazgirt Zaferi’nin tarihimiz içindeki yeri ve önemi nedir?
Malazgirt Zaferi, yalnızca Türk tarihi açısından değil, aynı zamanda İslam ve dünya tarihi açısından da son derece önemli sonuçları olmuş bir zafer. Öyle ki bu zaferden sonra tarihin eskisinden çok daha farklı bir şekilde ilerlemeye başladığı söylenebilir.
Örneğin Malazgirt ile birlikte Türkler İslam dünyasının mutlak manada askeri ve siyasi liderleri olmuşlardır, İslam dünyasında Sünni eksenli varolma biçimi bugün halen devam eden kesin zaferini ilan etmiştir ve Bizans İmparatorluğu 1453 yılında İstanbul’un düşüşü ile sonuçlanacak kademeli bir gerileme sürecine girmiştir.
Yine Haçlı Seferlerini hazırlayan süreç de Malazgirt’in ürünüdür. Meseleye bu noktadan temas edildiğinde, Malazgirt’in ikinci bin yılı şekillendiren olayların başında geldiğini belirtmek yanlış olmaz.

  • Malazgirt Zaferi gibi uzun erimli ve köklü sonuçları olan büyük olaylar tarihin derinliklerinde kaybolup gitmezler.
    Bunların yankıları sosyal, siyasal ve kültürel hatlar üzerinden yüzlerce yıl boyunca varlıklarını devam ettirirler. Malazgirt Günlükleri, esas itibarıyla zaferin 950 yıl sonra bile coğrafyamızda duyulabilen yankılarını işitmeye ve kayda geçirmeye odaklanmış bir metin.
    Bir başka ifadeyle, ben bu metni kaleme alırken Malazgirt Zaferi’ni salt tarihi bir hadise olarak değil, aynı zamanda bugünü ve yarını da belirleyen etkileri ile Anadolu’ya kök salmış bir moment olarak okumak istedim.
Malazgirt Savaşı’nın meydana geldiği yeri tespit amacıyla çıktığınız yolculukta oldukça ilginç anılarınız olmuş. Bunlardan da bahseder misiniz?
2020 yılı yazında kalabalık bir ekiple araziye inerek başladığımız ve yürütücülüğünü Prof. Dr. Adnan Çevik Hoca’nın yaptığı “Malazgirt Savaş Alanının Tespiti Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi” kapsamında ilgi çekici deneyimler yaşadığımız doğru.
Bunların öykülerini kitabımda detaylı bir şekilde naklettim. Fakat benim bireysel olarak en çok etkilendiğim şey, Malazgirt şehir mezarlığında ölüm tarihleri 1970’li yılların ortaları olarak kaydedilmiş birçok Gümüşhanelinin mezarının bulunduğunu görmemizdi.
Hepsi de terk edilmiş, unutulmuş ve bakımsızlıktan harabe haline gelmişlerdi. Bu mezarlarda yatanların çocukları ve torunları Batı’daki büyük şehirlere göç etmiş, muhtemelen onlar tarafından da bir süre sonra unutulup gitmişlerdi.
  • Yaptığımız araştırmalarda terör öncesi dönemde yalnızca Gümüşhanelilerin değil, aynı zamanda başka Anadolu şehirlerinden ve I. Dünya Savaşı sırasında Kafkasya’dan da gelmiş birçok ailenin uzun yıllardır Malazgirt’te yaşadıklarını, fakat 80’li yıllar itibarıyla malum nedenlerle şehri terk etmek zorunda kaldıklarını öğrendik.
    Malazgirtliler, örneğin bazı binaları göstererek “burayı Rizeli bir komşumuz yapmıştı” gibi şeyler söylüyorlardı. Öte yandan Malazgirt’ten ayrılanlar arasında sadece şehrin içerisinde yaşayanlar değil, aynı zamanda çevre köylerde yaşayan ve Osmanlılar döneminden beri buraları yurt bellemiş olan Çerkezler, Karakalpaklar ve başka topluluklar da vardı.
    Doğrusu ben terörün Anadolu’ya neler yaptığını, bölgenin toplumsal yapısı üzerinde nasıl bir mühendislik faaliyeti olduğunu ilk kez Malazgirt’teki bu manzara karşısında fark ettim. Maalesef yakın zamanlara kadar önemini yeterince idrak edemediğimiz Malazgirt’in görkemli mirası birileri tarafından adeta payimal edilmişti.

MALAZGİRT ANADOLU TÜRKİYESİ’NİN BAŞLANGICIDIR

Malazgirt Zaferimiz çerçevesinde birçok kitap yazıldı, belgeseller, filmler yapıldı. Sizi bu kitabı yazmaya iten ana neden neydi?
Birkaç kitap yazıldı, bazı belgeseller, diziler ve filmler yapıldı. Öncelikle bunların gayet olumlu ve fakat henüz ziyadesiyle yetersiz olduğunu, bir başka ifadeyle Malazgirt’e ilişkin yazılı ve görsel çalışmaların henüz emekleme aşamasında olduğunu söyleyelim. Çünkü Malazgirt Zaferi gibi büyük ve belirleyici bir hadisenin, temsil ettiği anlam ile kendisinden sonraki bin yılı kuşatan bir varoluş referansının hem tüm sosyal bilim alanlarının hem de sanatın konusu haline gelmesi gerekiyordu.
Yavaş yavaş daha da yoğunluk kazanacağı anlaşılıyor. Bu, Türkiye’nin şu ya da bu şekilde üstlenmesi gereken tarihî rol göz önüne alınacak olursa, yalnızca doğal değil, aynı zamanda da gerekli bir şey.
Anadolu Türkiye’sinin başlangıç noktası olarak Malazgirt, sadece 1071 yılında burada gerçekleşen bir savaşa değil, bin yıl boyunca bütün Anadolu’ya rengini veren bir ruha tekabül ediyor ve bu ruhun temas ettiği her alanla birlikte ele alınabilmesi lazım.

950 YILLIK MİRASIN RESMİDİR

  • Malazgirt nerede? Savaşın burada olmasının özel bir nedeni var mı? Başta Malazgirt Savaşı olmak üzere tarihî devirlerden kalan somut ve soyut izlerin ne kadarını bugünkü Malazgirt’te görebiliyoruz? Halkın dimağındaki Malazgirt öyküleri, tarihî efsaneler ve anlatımlar, yeme-içme ve düğün adetleri, ölüm gelenekleri vb. Bütün bunları ve mümkün olabilecek başka her şeyi bilgi haline getirmek ve bu bilgiyi Malazgirt Zaferi’nin ve bu zaferin Anadolu Türkiye’sinin oluşum sürecinde üstlendiği rolün doğru bir biçimde tarif edilerek anlaşılabilmesi için bir kavrayış kalıbına dönüştürmek gerekiyor. Bu şimdiye kadar henüz yapılmadı. Benim kitabımın, esas itibarıyla biraz da bu alandaki boşluğa dikkat çekeceğine inanıyorum. Çünkü ben Malazgirt Günlükleri’nde Malazgirt Savaşı’na ya da bu savaşta elde edilen zafere değil, savaşın izlerini takip etmek için bölgeye gelerek aylarca burada kalan, her gün 35-40 derecelik sıcaklık altında kilometrelerce yürüyüp Sultan Alparslan’ın askerleri ile empati yapan, yerli halkla iyi ilişkiler kuran, dağlarda ve nehir yataklarında dolaşarak tarihî buluntular toplayan, Malazgirt ilçe merkezinde ve Malazgirt’e bağlı köylerde anlatılagelen efsaneleri kaydeden, 150 kilometrekarelik ovaya yayılan tarihî mezarlıkları, eski zamanlardan kalma yerleşim kalıntılarını ve antik höyükleri kayıt altına alan bir bilim adamı topluluğu tarafından ortaya konan bilgi birikimine odaklandım. Dolayısıyla kitabımın nasıl bir boşluğu dolduracağını önümüzdeki dönemlerde hepimiz göreceğiz, fakat Malazgirt Günlükleri, dileyenler için hem bir coğrafyanın hem de 950 yıllık bir mirasın resmini çekmeye çalışan bir metin olarak tasarlandı.

Araştırmalarda ilginç veriler topladık

Malazgirt Muharebesi Bölgesinde yaptığınız araştırma ve incelemelerde ilginç olabilecek bulgularınız neler?

Muharebe bölgesinde yaptığımız çalışmalar sonucunda elde ettiğimiz en ilginç bulgu, doğrusu Malazgirt ile ilgili bilgilerimizin ne kadar da sınırlı ve yetersiz olduğu noktasındaki temel bulguydu.
Bunun dışında yukarıda da sözünü ettiğim mezarlar dolayımında Malazgirt’te yaşandığı anlaşılan demografik farklılaşma oldukça ürkütücüydü. 1980’li yıllarda şehirde yapılan kanalizasyon kazılarında bulunan büyük hazine ile ilgili rivayetler ve bunları doğrulayan veriler, şehrin metrelerce altında neredeyse olduğu gibi korunmuş halde bekleyen tarihî Malazgirt şehrinin heyecan verici fiziksel kalıntıları, Malazgirt Ovası’nın bilim adamları tarafından henüz keşfedilmemiş gizemli köşeleri, çöküntü ve yükseltileri, mağara ve tepeleri, arazinin şu ya da bu köşesinde bulduğumuz çeşitli kalıntılar (ok uçları, Selçuklu ve Bizans sikkeleri, metal kalıntıları), Türbe Tepe’deki kutsal alanda yapılan heyecan verici mezar kazıları, buralarda bulunan ve aslında Filistin coğrafyasına ait olup buralarda bulunmaması gereken Kenan tipi kemik ok uçları başta olmak üzere birçok ilgi çekici buluntu projenin çıktıları arasında
. Şimdiye dek bilim dünyasında bilinmeyen birçok bulgu elde ettiğimizi ve her geçen gün de bunların sayısının arttığını burada belirtmiş olayım.

Malazgirt neresi bilmeyen çok

  • Öte yandan Malazgirt’e ilişkin veri dağarcığımızın henüz yeterince derinlik ve genişlik kazanmış olmadığını da belirtmek gerekir. İlkokul sıralarından itibaren 1071 yılında Malazgirt adlı bir yerde Selçuklular ile Bizanslılar arasında bir savaşın gerçekleştiğini öğreniyor olmamıza rağmen, bunu üzülerek ifade ediyorum ki yapılan anketlerde gençlerimizin önemli bir bölümü Malazgirt’in bir il mi yoksa bir ilçe mi olduğunu ya da hangi ilimizin ilçesi olduğunu bile bilmiyorlar.
    Sultan Alparslan’ın Bizans İmparatoru’nu mağlup ederek esir aldığı savaş zamandan ve mekândan koparılmış mitolojik bir öykü gibi anlaşılıyor ve psikolojik bir tatmin kaynağı olmanın ötesinde çok bir anlam ifade etmiyor.
    Meselenin bu yönünün sosyal ve kültürel sebepleri vardır ve sosyal bilimciler bu sebepleri incelemelidirler. Fakat biz şunu açık bir şekilde ifade edebiliriz ki Malazgirt’e ilişkin veri dağarcığının savaşın ötesine geçen bir bilgi birikimini kuşatması gerekiyor.
#​Malazgirt Zaferi
#Anadolu
#Mustafa Alican