Şaban Abak İslam medeniyetinin zirve isimlerinin birer birer İslamsızlaştırıldığını, ardından kimliğinin ve temsil ettiği idealin en tali unsurunun ana bir sıfatmış gibi o isme eklenerek adeta yeniden üretilmiş bir kimlikle yine bize sunulduğunu söylüyor ve örnek olarak Nasrettin Hoca''yı gösteriyor
Nasreddin Hoca'yı hemen hemen herkes biliyor. Onun kıvrak zekâya sahip bir nüktedan olduğuna dair genel bir kanaat var. Sözünü alışılmışın dışında, kendine has bir metotla muhatabına ulaştırmada eşi benzeri yoktur. Herkesin aynı manayı anladığı bir sözden o farklı anlamlar çıkarabilen söz ustasıdır.
Peki, yüzyıllardır nüktelerini, sözlerini okuduğumuz, dinlediğimiz bu söz ustasının söyledikleri bihakkın anlaşılmış mıdır? Bizim ilim geleneğimizin ufuk açıcı şerh metodu Nasreddin Hoca'nın sözlerinde, nüktelerinde tam manasıyla dikkate alınmış mıdır? Buna olumlu cevap vermez zor. Sözlü ve yazılı geleneğimizi unutturmaya matuf çabaların eksik olmadığı zamanlarda Nasreddin Hoca'nın sözleri, nükteleri de bundan ziyadesiyle nasibini almıştır. Onun bir 'komedyen' olarak yeni nesillere sunmanın hafifliği sahipleri tarafından bir ehlileştirme hareketi olarak yapılmıştır. Hâlbuki Nasreddin Hoca bundan fersah fersah uzaktır; tam manasıyla bir ilim ehli ve sözü gediğine koyan bir bilgedir o.
Nasreddin Hoca'nın öğretilmiş, alışılagelmiş bir 'tipleme' olmadığını, onun aslında büyük bir ilim geleneğin kendine mahsus zekâ ürünü bir âlim olduğu kıymetli şair ve yazar Şaban Abak'ın Vadi yayınları tarafından yayımlanan Tarifi Bende -Bir İslam Aydını Olarak Nasreddin Hoca- adlı kıymetli çalışmasında ele alınmıştır. Arı duru bir Türkçe ile Nasreddin Hoca'nın nüktelerini şerh geleneğimizi yaşatarak büyük bir yetkinlikle ele alan Şaban Abak'ın çalışması her türlü takdirin ötesindedir. Nasreddin Hoca'yı bir mizah ustası, bir komedyen derekesine düşürmeye çalışanların bu çalışmayı gördükten sonra ne söyleyeceklerini merak ediyorum doğrusu. Bu bağlamda yazarımızın şu tespiti büyük önem arz ediyor: 'İslam medeniyetinin ilim, kültür ve sanat dünyasının zirve isimleri birer birer seçilip önce İslamsızlaştırılıyor, ardından kimliğinin ve temsil ettiği idealin en tali unsuru ana bir sıfatmış gibi o isme eklenip adeta yeniden üretilmiş bir kimlikle yine bize sunuluyordu. Hoca'ya komedyen, Yunus Emre'ye 'ümanist' vb. demek gibi.' (S. 8.)
Bu durum öyle bir hal alıyor ki, UNESCO tarafından 'Nasreddin Hoca ve Kahkaha Yılı' ilan edilebiliyor. Yazarımız haklı olarak bu 'kaba' adlandırmaya içerliyor, vaktiyle yazı yazdığı gazetelerdeki köşelerinde bu konuya eğiliyor. Kasıtlı olarak Nasreddin Hoca'yı farklı şekilde betimlemek isteyenlere yazarımız şu önemli tespiti yaparak cevap veriyor: 'Hoca evet, güldürür, fakat asla 'gülünç' değildir. Komedyenin ise bizzat kendisi gülünçtür'.
Şimdi dilerseniz Nasreddin Hoca'nın çok bilinen nüktelerinden birkaçını Şaban Abak'ın yaptığı şerhlerle birlikte okuyalım: 'Hoca, kaybolan eşeğini aramaya çıktığında bir yandan da yüksek sesle hamd ve şükür ile dualar etmektedir. Eşeğini kaybettiği için neden şükrettiğini soranlara cevabı, hem dervişçe hem filozofçadır: 'Ya ben de eşeğin üstünde olsaydım!' Şerh: 'Cevapta komik olan hiçbir şey yoktur. Mizah unsuru, belki zamanın yıpratıcılığına karşı koruyucu bir zarf ve taşıyıcı bir vasıta işlevi görmektedir, ama mazruf başkadır. Eşek burada dünya malını ve dünya malına bağlılığı temsil ediyor. Dünya malına bağlılık, insanı mal sahibi olmaktan çıkardığı gibi, malın insana sahip olması gibi trajik bir sonuç doğurur. Oysa insan dünyayı ve dünyalıkları terk etmeyi başardığı oranda kendisi olacak ve kendini bulacaktır. Aksi durumda kaybolan eşeğiyle birlikte kendi de kaybolup gidecektir.' (s.50).
Hoca'nın bir başka hikâyesi de şudur: 'Hoca bir gün düzdeyken yoğurt ekmek yemiş. Kaşığıyla yoğurt torbasını da gölde yıkamış. Oradan geçen biri sormuş ki ne yapıyorsun? 'Göle yoğurt mayalıyorum' demiş Hoca. Adam, hiç göl maya tutar mı diyince de 'Ya tutarsa!' demiş.' Şerh: 'Bu hikâyedeki 'göl'ün Anadolu; göl suyunun ise topluma karşılık geldiğini baştan söylemeliyim. Hoca ve çağdaşlarının o dönemde bir avuç aydın kişi olarak sürdürdükleri mücahedenin, Anadolu'da karşılaştıkları insan unsurunun özellikleri sebebi ile hiç de kolay ilerlemediğini tahmin etmek zor değildir. (...) 'Ya tutarsa' ifadesi ise hem asla ümit kesilemeyecek daima açık bir kapının bulunduğuna hem de elde edilecek büyük bir sonucun her zahmete değecek güzellikte oluşuna işaret eder. O sonuç, insanın ve toplumun aydınlanması, ruh ve gönül planında saflaşıp dünyanın ruhu zehirleyen süslü hilelerine ve kirlerine karşı tam bir panzehirle donanmasıdır.' (s.71).
Nasreddin Hoca'nın diğer hikâyelerini kitaptan okumanızı salık veriyorum. 'Samanlıkta iğne aramak', 'Ciğer hikâyesi', 'Doğuran kazan', 'İlla yüz altın isterim', 'Minare'. Vb. hikâyeler Şaban Abak'ın büyük emek vererek şerh ettiği kıymetli kitabından okunmalıdır. Okunmalıdır zira büyük bir medeniyetin âlimlerinin, bilgelerinin, filozoflarının, marifet ehlinin ağızlarından, kalemlerinden damlayan incileri görebilelim. Biz düzgün bakabilirsek, bizi şaşı hale getirmek isteyenlerin oyunlarını bozabiliriz. Onlar yanlış anlamamızı istedikçe bir doğruda sebat kılar, bütün planlarını boşa çıkarırız. Tarifi Bende kitabı, tüm okullarda okutulmalıdır. Edebiyat derslerinde talebelere metin çözümü için fevkalade faydalı olabilecek bir eser. Okuyunca bana hak vereceksiniz!
Tarifi Bende -Bir İslam Aydını Olarak Nasreddin Hoca
Şaban Abak
Vadi Yayınları
2012






