Ne Fransız ne Alman Işıklar şehri Strasbourg

Aysel Yaşa
00:0027/04/2014, Pazar
G: 26/04/2014, Cumartesi
Yeni Şafak
Ne Fransız ne Alman Işıklar şehri Strasbourg
Ne Fransız ne Alman Işıklar şehri Strasbourg

Strasbourg, tarihi beş yüz yılı bulan evleri, tek kuleli katedrali ile Avrupa Birliği'nin ikinci başkenti olarak biliniyor. Fakat sokaklara daldığınızda sizi masalsı bir gezi bekliyor.

Bugünlerde herkes gitmek istiyor/ Küçük bir sahil kasabasına/ Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...' diyor Can Yücel. Mevsim bahar olmuşken, tam da kaçıp gitme zamanı… Başka ülkeler, kültürler, evler, sohbetler, yemekler, insanlar ve yaşamlar bekler bizi. Tam da bu mevsimde sırt çantasını takıp gitmeli. Nereye derseniz, benim ilk önerim Strasbourg. Baharda gidilebilecek, şehir merkezinde yeşile doyulacak ve dahası sakinliğiyle huzur verebilecek bir yer bu kent. Alman mı olsam, Fransız mı olsam diyerek iki arada bir derede kalmış Alsace bölgesinin güzide şehri Strasbourg, 1988'de UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmış. Tarih boyunca Almanya ve Fransa arasında birkaç kez gidip gelmiş ve II. Dünya Savaşı'ndan sonra Fransa sınırlarına dahil olsa da bölgede Alman etkileri hakim. Hatta bölgede Almanca ve Fransızca'nın karışımı yerel bir dil konuşuluyor. Bu kenti, böylesine güzel yapan ne peki? Bir çırpıda, güzel evleri, temiz doğası, korunmuş tarihi ve leylekleri diyebilirim. Tarihi beş yüz yılı bulan Alsace evleri, Ortaçağ ve Rönesans mimarisiyle bezeli kentte, insanı rahatsız edecek unsur yok.

AVRUPA KONSEYİ BURADA

Şehirde planlama hep insanı önceleyerek yapılmış. Geniş caddeler, düzenli bisiklet yolları, bu yollarda bisiklet süren yaşlı insanlarla güzel Strasbourg. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, İnsan Hakları Mahkemesi gibi önemli kurumlar da bu şehirde bulunuyor. Bunların yanı sıra Gutenberg Meydanı, Petite France, Place Kleber de yine kentin görülmeye değer yerlerinden. Strasbourg, ayrıca Avrupa Birliği'nin kurulduğu kent ve şu anda AB'nin 2 başkentinden biri. Böylesine ciddi kurumlara ev sahipliği yaptığı için sıkıcı ve ciddi bir şehir olduğunu düşünmeyin sakın. Aksine estetik ve sıcak… Işıklar şehri olarak bilinen Strasbourg'un gecesi ve gündüzü birbirinden ayrı güzel. Bu yüzden günün farklı dilimlerinde mutlaka gezilmeli. Biz, güneşli bir bahar sabahında gezmeye başlıyoruz şehri. Rehberim Paris'ten gelen bir gazeteci. Otelden yola çıkıp, bilhassa toplu taşıma aracı kullanmadan gezelim istiyoruz. Bu istek Strasbourg'da pekala mümkün. İstanbul'un küçük semtlerinden biri kadar olan kentte kaybolmak isteseniz de bu pek kolay olmuyor. Tüm yollar katedralin de içerisinde bulunduğu 'old town' dediğimiz eski şehir merkezine çıkıyor. Geniş caddelerde yürürken Fransız mimarisini yansıtan binalarda mimar imzalarını okuyarak ilerliyoruz. Yolda genelde yaşlı teyzeler eşlik ediyor bizlere. Toplu taşımayı kullanmak isterseniz solucan tipi tramvayları kullanabilirsiniz. Baştan başa camla kaplı bu tramvaylar sayesinde, şehirle bağlantınızı koparmadan yolculuk edebiliyorsunuz.

Zirveye 330 basamak var

Derken yol bizi Notre Dame Katedrali'ne götürüyor. Gotik mimarinin önemli eserlerinden olan katedral, dünyanın en yüksek altıncı kilisesi. Yorulmam diyenler için 66 metre üç yüz otuz merdiveni çıktıktan sonra artık 'Sana bir katedral tepesinden baktım ey aziz Strasbourg' diyebilirsiniz. Çünkü bu uzun yolculuk sonucu tüm şehre kuş bakışı bakabiliyorsunuz. En üst katta özel bir seyir terası bulunuyor. Kilise çanının hemen dibindeki bu terastan bakınca Almanya bile ufuktan merhaba diyor. Biz on dakikada çıkıp, 5 dakikada indik. Çıkışta merdivenler dar, ama mutlaka görülmeye değer. Katedralin bir diğer özelliği ise içerisinde bulunan astronomik saat. Katedralden ayrılmadan önce şu hatırlatmayı yapmakta fayda var: 'Strasbourg'da kaybolursanız başınızı göğe kaldırmanız yeterli. Her yerden görülebilen bu yüksek katedral, size pusula görevi görecektir.'

Masal değil gerçek: Petite France

Katedralin kanala doğru olan diğer tarafında ise Rohan Sarayı var. Mimarisi ve içerisinde bulunan ufak müzeleriyle görülmeye değer. Rohan Sarayı'nın kanala bakan tarafından Batorama isimli turistik teknelerle kanal turu yapmak mümkün. Hava güzelse şansınıza üstü açık bir teknede, Strasbourg'un tüm tarihini, kültürünü teknede bulunan kulaklıklardan dinleyerek öğrenebilirsiniz. Petite France bölgesi ise bir masal. L'ill nehrinin kanalları boyunca dizilmiş rengarenk ve güzel evler, mor salkımlar içinden geçerken, mini Fransa'nın özetini de geçmiş oluyorsunuz.

Gelelim yemeğe ve alışverişe. Fransız yemekleri herkesin malumu. Leziz peynirler ve ekmeklerin yanı sıra Strasbourg'un tartesini de yiyebilirsiniz. Tarte, kağıttan ince bir hamura yapılan bir nevi pizza. Katedralin yer aldığı meydanda restoran konusunda bir çok alternatif var. Alışverişi ise yine katedralin karşısında bulunan hediyelik eşya dükkanlarından yapabilirsiniz.