'Sisle Gelen Yolcu' birden kaybolursa

Leyla Marankoz Doğramacı
00:0025/07/2012, Çarşamba
G: 24/07/2012, Salı
Yeni Şafak
'Sisle Gelen Yolcu' birden kaybolursa
'Sisle Gelen Yolcu' birden kaybolursa

Fransız yazar Jean-Christophe Grangé'ın son romanı olan Sisle Gelen Yolcu polisiye gerilim sevenlerin nefes nefese okuyacağı bir roman. Ancak benim gibi baskı hatası yapılmış ve aradan 30 sayfalık bölümün atlandığını bir kitaptan okurken kafanız karışabilir.

Sisle Gelen Yolcu, Fransız yazar Jean-Christophe Grangé'ın son romanı olarak raflardaki yerini aldı. Yazarın, diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de polisiye-gerilim severlerinin beklentilerini karşıladığını söyleyebiliriz. Kitabı elinize aldığınızda olayların birbirini sistematik bir şekilde takip etmesi, ipin nerede nasıl kopacağını yahut nerede kimin eline geçeceğini merak ettirmesiyle Grangé sizi etkisi altına alıyor. Kitabın maksimum 4 veya 5 sayfalık bölümlerle ilerliyor olması kuşkusuz okunmasını kolaylaştıran bir başka etken. Bu bölümler genellikle sırayla iki ana karakterin gözünden anlatılarak ilerliyor. Bu karakterlerin ilki, çocukluğunu babasıyla Bordeaux burjuvalarına mensup olarak geçirmiş ve babasının Şili'de siyasi tutuklulara işkence ettiğini öğrendikten sonra kendisiyle tüm bağlarını kopartarak aldığı hukuk eğitiminin ardından baş komiser olan Anais Chatelet. Diğeri ise, düz ve sakin hayatında Pierre-Janet Hastanesi'ndeki hastalarından başka kıpırdanmaların olmadığı psikiyatr Mathias Freire.

Mitolojik cinayetler dizisi

Sisli bir Bordeaux gününde, Saint-Jean Garı'ndaki bir çukurda başına boğa kafası geçirilmiş -Minotauros mitindeki gibi- bir cesedin bulunmasıyla bu iki karakterin yolları kesişir. Usta mizansenlerle hazırlanmış bir dizi mitolojik cinayet arasında, dış dünyadan ziyade iç dünyalarının karmaşasında kaybolmuş insanların sıkıntılarını midenizde duyuracak kadar ince, fakat gözünüze sokmayacak kadar yalın vermeyi bilmiş yazar. Ustaca kurgulanmış olaylar ağının içerisinde kendinizi kimi zaman Akitanya'da, kimi zaman Marsilya'da, kimi zaman Bordeaux'da, kimi zaman Nice'da buluyor olmanız kitabın başka bir özelliği. "Kitap bu özelliği ile Fransa için bir anti-gezi rehberi niteliği de taşımıyor değil" desek, sanırım abartmış olmayız.Psikoloji, yunan mitolojisi, resim gibi alanlarla ilgilenenlerin kitabın zengin kurgusundan oldukça lezzet alacağını söyleyebiliriz. Mitolojik cinayetlerden birinin mizansenini oluşturması bakımından kitabın bir bölümünde boğalar ve boğa güreşleri hakkında verilen ayrıntılı bilgiler de dikkat çekici.

Matruşkalar arasında eksik olanlar

Kitabın bir iki teknik detayına değinmeden geçemeyeceğim. Birincisi, bir matruşkayı andıran bu hikayede, baskıdan kaynaklanan bir sıkıntının eseri olarak kitabın ortalarından 30 sayfa eksik olması, bir polisiye kitap için çok ciddi bir sorundu. Zira olaylar o kadar birbiri ardına ekleniyorken, 30 sayfa tolere edilebilecek bir şey değildi ki, yayınevi imdadıma yetişti. Yenisini hemen göndereceklerini söylediler. Fakat bu yazıyı yazarken matruşkalarımdan biri eksik demeden geçemezdim. Diğer bir detay ise, kapağın tasarımı. Kapakta gereksiz bir boğuculuk ve renklerde sansasyonel ve üzerine çok da düşülmemiş bir renk harmanı söz konusu. Bir kapağın okuru kitaba çekme noktasında ne kadar önemli olduğunu hatırlatarak bu konuyu da eklemek istedim. Son olarak, Grangé'ın kitaplarının en ciddi handikaplarından biri olarak –okuyucu kitlesinin geneli açısından değerlendirecek olursak- giriş ve gelişmeyi çok iyi kurguladığı fakat finali zayıf yaptığı gösterilmekte. Fakat son kitabında sanırım bu sorunun çözüldüğünü düşünenler çoğunluktadır. Şöyle bir durum da var ki, giriş ve gelişmedeki heyecanın final beklentisinin çıtasını çok yükselttiğini göz önüne alırsak, bu bir üslubu da yansıtıyor olabilir. The Departed (2005) filminde başrol oyuncusunun –Leonardo DiCaprio- asansörden çıkarken uğradığı akıbeti hatırlamayanınız var mı?