Vahiy gülleriyle buluşan ülke Habeşistan

Mehmet Ocaktan
00:004/02/2007, الأحد
G: 3/02/2007, السبت
Yeni Şafak
Vahiy gülleriyle buluşan ülke Habeşistan
Vahiy gülleriyle buluşan ülke Habeşistan

Başbakan Tayyip Erdoğan'la birlikte Afrika Birliği zirvesi için Etyopya'ya (Habeşistan) hareket ederken, müthiş duygular içindeydim. Ünlü Habeşistan kralı Necaşi'nin ülkesine gidiyordum. Peygamberler Peygamberi'nin Mekke'den “vahiy gülleri” olarak 14-15 sahabiyi gönderdiği Habeşistan'a...

Bir başka deyişle, Hz. Peygamber'in gözünün nuru ve yüzyıllardır yüreklerde çınlayan 'ezan'ın muhteşem ismi Bilal-i Habeşi'nin ülkesine gidiyordum… Gökyüzünde beyaz bir rüyanın içinde uçarken, kara Afrika'nın işkenceler altında bile “evrensel çağrı”ya koşan Bilal-i Habeşi'nin ezanı çınlıyor kulaklarımda… Addis Ababa havaalanına indiğimde hayaller ve gerçekler birbirine karışıyor. Şehrin içinden geçerken, neredeyse siyahın yoksullukla birlikte anıldığı gibi bir izlenime kapılıyorum.


BİLAL-İ HABEŞİ'NİN TOPRAKLARINDAN KALBİNE GÜL ATIYORUM

Addis Ababa'ya girdiğimde, sanki içimde küçük bir ilahi başlıyor. Bilal-i Habeşi'nin doğup büyüdüğü bu topraklarda, içimde müthiş bir hasret şarkısı başlıyor…

Seninle çok uzaklardayım, Addis Ababa'da gecenin ve Afrika'nın siyahını aydınlatan ışık demetinin kollarında gözlerini özlüyorum. İçime akan inci gibi gözyaşlarının ışığında başka bir Afrika'yı keşfediyorum. Bilal-i Habeşi'nin günde beş vakit yüreklere akan sesinde aşkın vahiy güllerini arıyorum.

Dillerin, dinlerin birbirine karıştığı siyahi insanların ülkesi Habeşistan'da sesindeki ilahi ile uçtum, uzaklardaki siyah güllerde sana ve aşkına yaklaştım. Şimdi Addis Ababa'da gecenin siyahına Afrika ezgileri karışıyor. Bense Boğaziçi'nde kalbine bıraktığım gülün şiirinde uçuyorum.

Ve Habeşistan'da Bilal-i Habeşi'nin rüyası gibi çınlayan her ezanda kalbine yeni güller atıyorum.


AYİN SESLERİ EZANA KARIŞIYOR

Ortodoks Hristiyanlar ve Müslümanlar aynı mahallelerde iç içe… Asırlardır benzerlikleri ve farklılıklarıyla, aynı fotoğrafın içinde birlikte yaşamanın güzelliğini paylaşıyorlar.

Bir büyük kilisenin önünden geçiyoruz, bütün kadınlar kapalı, beyaz giysileri ve örtüleriyle beyaz papatyalar gibi akın akın kiliseye gidiyorlar. Müsülüman kadınlarla, Hristiyan kadınlar nredeyse aynı şekilde örtünüyorlar. Bu ülkedeki Müslümanlarla, Hristiyanlar arasında başka ülkelerde pek görülmeyen ilginç benzerlikler var. Mesela Hristiyanlar, klisedeki ibadet sırasında kıyamda duruyor, rukuya varıyor ve secde yapıyor.

Etyopya'da Ortadoks Hristiyanlıkla İslam arasında şaşırtıcı benzerlikler var. Mesela tesettür… Sokakta Müslüman kadınla, Hıristiyan kadını ayırt etmek güç. Domuz eti haram... Şarap, burada Hristiyan inancının bir parçası değil. Kiliselerde sadece pazarları değil sürekli ibadet ediliyor. Gece veya gündüze bakılmaksızın ayinin sesi hoparlörle dışarı veriliyor.


HİCRET'E KUCAK AÇAN KRAL, NECAŞİ…

Etiyopya, Necaşi'nin memleketi, yani Habeşistan... Necaşi, İslam'ın ilk yıllarında çok önemli bir tarihî şahsiyet, İslam'a katkısı dünya durdukça unutulmayacak. Müslümanların işkencelerle yıldırılmaya çalışıldığı ilk yıllarda Mekke'de müşriklerin zulüm ve işkencelerinden bunalan Müslümanlar, Peygamberimiz'in yol göstericiliğinde ilk hicreti Habeşistan'a yaptı. Adil hükümdar diye nam salan Necaşi, Müslümanları bağrına bastı. Müşriklerin baskılarına aldırmadı. Öldüğünde cenaze namazını gıyabında bizzat Peygamber Efendimiz kıldırdı.

Ayrıca İslam'ın en güzel sesi Bilal Habeşi de bu topraklardan... Necaşi'nin mezarı da Bilal Habeşi'nin köyü de başkent Addis Ababa'ya çok uzak, 800 kilometre mesafede.


OSMANLI SEFİRİNİN HÜZÜNLÜ TORUNU

Addis Ababa turumuzun bir başka durağı ise Necaşi Türk okulu. Bir 'hicret' coğrafyası olan Habeşistan aynı zamanda bir Osmanlı mirası… Türk okulunda, Osmanlı'nın son sefiri Mazhar Efendi'nin torunu 9 yaşındaki Nesrah Mazhar'la tanışıyoruz.

Necaşi Türk okulunun 120 öğrencisi var. Öğrencilerin yarısı Müslüman, yarısı Hristiyan… Okulun müdürü Barbaros Batır, bizi minik öğrencileriyle tanıştırıyor. Hemen hepsi, yanımıza yaklaşıp Türkçe, “senin adın ne” diye soruyor. Bu arada son Osmanlı sefirinin torunu Nesrah, yanıma yaklaşıp bir Osmanlı nezaketiyle, “ismin ne” diye soruyor ve beni adeta uzak bir Osmanlı rüyasına götürüyor. Sanki yüzünde, gurbetin derin hüznü var…

Osmanlı sefiri Mazhar Efendi, İstanbul'a dönerken yolun başında Cibuti yakınlarında hayatını kaybeder. Ailesi de İstanbul yerine Etyopya'ya geri döner. Necaşi Türk okulu yöneticileri, Osmanlı torunu Nesrah'ı arayıp bulmuş, babasını da okulda işe almış. Nesrah, şimdi okulda burslu olarak okuyor.


BİLAL HABEŞİ'NİN MEMLEKETİNDEN

Teneke evlerin arasına sıkışmış Leopol oteline yerleşiyoruz. Gece boyunca etrafımızdan, biraz mevlidi ve ezanı andıran ilahiler yükseliyor. Sabah kaltığımızda, bu ilahilerin komşu kiliseden geldiğini öğreniyoruz. Güneşle birlikte Addis Ababa sokaklarında, üç semavi dinin mensupları arasına karışıp, Afrika'nın hüznünü ve umudunu seyrediyoruz. Addis Ababa'yı tanımak için, bütün mahallelerini karış karış dolaşıyoruz. Müslümanların ilk hicreti burası… Müslümanların ilk camisi bu ülkede bulunuyor. Aynı zamanda binlerce yıllık kaya kiliseler de…


BİLAL HABEŞİ'NİN MEMLEKETİNDEN

Şehirde neredeyse siyahın yoksullukla birlikte anıldığı gibi bir izlenime kapılıyorum. VeBilal-i Habeşi'nin rüyası gibi çınlayan her ezanda kalbine yeni güller atıyorum.