
TRT ortak yapımı ‘Pota’ filmi İspanya’dan üç ödülle döndü. Filmin yönetmeni ve senaristi Ahmet Toklu ilk uzun metrajlı filminin yurt dışından ödül toplamasını “gerçek bir hikaye”ye dayanmasına bağlıyor. Doksanlı yıllarda kendi çocukluğundan yola çıkarak kaleme aldığı senaryoyu filme çeken Toklu, ilk filminin ilk katıldığı festivalden ödül almasına hem şaşırıp hem de çok mutlu olduğunu söylüyor. Toklu, ”Sosyal temalı en iyi film ödülünü almak açıkçası beni onore etti ve bir motivasyon oldu benim açımdan” yorumunu yapıyor.
yönetmenliğini ve senaristliğini Ahmet Toklu’nun üstlendiği Pota filmi, İspanya’da düzenlenen Cerdanya Film Festivali’nden ödüllerle döndü. Pota, aynı zamanda bol ödüllü genç yönetmen Ahmet Toklu’nun ilk uzun metraj filmi. Genç oyuncu Alp Akar’ın başrolünde olduğu, sınıf farklılıklarını basketbol üzerinden ele alan film, yaşadıkları mahalleye basketbol potası kuran farklı kültür ve inanca sahip çocukların bir potada birleşmesini anlatıyor.
Kültür Bakanlığı ve Türkiye Sinema Genel Müdürlüğü destekli, TRT 12 Punto ortak yapımlı, Antalya Film Forum Sümer Tilmaç ödüllü, Bosphorus Film Lab Work in Progress finalisti, Dünya’nın en prestijli çocuk filmleri festivallerinden biri olan bu yıl 51.si düzenlenen İtalya Giffoni Film Festivali’nde yarışma filmi olarak da seçilen Pota’nın hikâyesini, hazırlık aşamasını, merak edilenleri filmin yönetmeni ve senaristi Ahmet Toklu Yeni Şafak Pazar’a anlattı.
Benim için karışık bir duygu. Açıkçası filmin içinde bulunduğu süreçten ötürü çok bir beklenti içerisine girmemiştim. Çünkü bir filmin ödül almasının koşulları içerisinde o filmin iyi olması önemli ama başka koşullarda var. Bunları sağlayabilecek şeylere sahip değildim. O yüzden film ödülü aldığında bende şaşırdım tabii ama mutlu oldum. Şöyle aslında: Filmi yaptıktan sonra bir beklentim vardı özellikle yurt dışı festivallerinde sevileceğine ve orada ödül alacağına dair. Çünkü Türkiye›den baktığımızda belki çok alışık olduğumuz meseleleri anlatmaya çalıştım o yüzden bizden seyirci izlediğinde çok sıradan gibi gelebilirdi ama aslında sinemada zor olan, sıradan olanı yapmak. O yüzden yurt dışında insanlara farklı geleceği ve bunu beğeneceklerini düşünüyordum. Zira bu ödülle birlikte bunu bir nebze olsun görmüş olduk. Çünkü festival süreci yeni başladı. İlk yolladığımız festivallerden bir tanesi de bu. İspanya’nın da önemli film festivallerinden bir tanesi, oranın Oscar Akademi ödülleri gibi Goya ödülleri var oranın ayaklarından bir tanesi. O anlamda sosyal temalı en iyi film ödülünü almak açıkçası beni onore etti ve bir motivasyon oldu benim açımdan.
ÇOCUKLUK HİKÂYEMİZDEN YOLA ÇIKTIM
Bir kurmaca hikâye bu. Tabii ki benden birçok şey var. Benim çocukluk anılarımdan yola çıkarak oluşturduğum bir hikâye. Pota, 1999 yılında bir grup ilkokul öğrencisi çocuğun kendi gecekondu mahallesine basketbol potası yapma hikâyesini konu ediniyor. Bu gerçekten benim çocukluk arkadaşlarımla doksanlı yıllarda yaptığım bir şeydi. O zaman biz Ümraniye’de bir gecekondu mahallesinde yaşıyorduk ve basketbol yeni yeni hayatımıza girmeye başlıyordu. 99 yılında ilk defa Mirsat Türkcan NBA’ye seçilmişti ve haberlerde, televizyonlarda o zaman basketbolla ilgili haberleri görmeye başlıyorduk ama şöyle bir durum vardı. Kola tenekesini ezip top oynayan bir arkadaş grubumuz ve bir sosyal çevremiz vardı. Dolayısıyla basketbol oynayabilmek için o fiziki şartları oluşturmak bizim o zamanki dönemimiz içerisinde lükstü. Çünkü bunun için bir potaya ihtiyacınız var, o topu sektirebilecek bir zemine ihtiyacınız var dolayısıyla okuduğumuz okulda ve yakın çevredeki herhangi bir yerde basketbol potası yoktu. Bizde kendi imkânlarımızı, kendimiz yapmaya çalıştık. Pota’nın çıkış noktası da bizim o zaman yaptığımız şey. Tabii bu sadece bir çıkış noktası. Bunun bir filme dönüşmesi için bir yapı kurulmak zorundaydı. Ben o kendi çocukluk hikâyemizden yola çıkarak bir dramatik yapı kurmaya çalıştım ve potanın da hikâyesi, senaryosu bu şekilde var olmuş oldu.
İKİ GECEDE YAZDIM FİLMİ
Yazım kısmı çok kısa sürdü. İki gecede yazdım filmi ve daha sonra noktasına, virgülüne dokunmadım. Bazı ufak tefek değişiklikler yapmıştım ama kurgu aşamasında o değişiklikler aslında kendisini kustu diyebilirim ve onları çıkarmak zorunda kaldık. Dolayısıyla benim o iki gecede yazdığım versiyonu kurguda tam halini almış oldu. Tabii ki iki gece uzun metraj bir filmin senaryosunu yazmak için çok kısa bir süre aslında ama benim şöyle bir yapım var. Maalesef çok çabuk sıkılıyorum. O yüzden filmin o yazım kısmında, zihinsel hazırlık kısmında zihnimde bayağı bir izliyorum o filmi, izlemeye çalışıyorum. Dolayısıyla o yazma kısmına geldiğinde de benim için birazcık daha kolay oluyor. Daha sonra bu senaryoyu zaten film haline dönüştürmüş olduk.
TRT’DEN ALDIĞIM DESTEKLE ÇEKTİM
Çekim kısmı da bizim için birazcık sancılı oldu. Çekim sürecinden önce destek bulma, fon bulma kısmı biraz uzun sürdü. Çünkü bağımsız bir film yapmaya çalışıyorsanız arkanızda bir yapımcı ve buna para sağlayan bir yapım yoksa bu kaynakları kendiniz bulmak zorundasınız. Ben filmi 2014-2015 gibi yazmıştım ve 2020’de ancak tamamlayabildik ve pandemiden sonra bir süre beklemek zorunda kaldık. Film festivalleri ve vizyon olmadığı için ve bugün 2021 ortasındayız artık sonlarına doğru giriyoruz ve filmle ilgili somut geri dönüşleri anca alabiliyoruz. Dolayısıyla 6 yıllık bir süreç var. Burada Sinema Genel Müdürlüğü’nde aldığımız yapım desteği, Antalya Film Forum’da aldığımız Sümer Tilmaç Senaryo Ödülü ve en önemlisi TRT’den aldığımız ortak yapım, filmin gerçekleştirilmesini sağladı. Bu anlamda TRT’nin aslında bağımsız sinemacıları özellikle ilk filmini yapan sinemacılara vermiş olduğu destek bağımsız sinemada bir domino etkisi yapıyor. Dolayısıyla TRT’nin yapmış olduğu 12 punto gibi fon projeleri bence bağımsız sinemacılar için ve Türk sineması için çok önemli. Bu anlamda TRT Genel Müdürü, TRT 1 Koordinatörü Cemil Yavuz Bey, TRT Sinema Müdürü Faruk Güven Bey’in çalışmalarını ben çok değerli buluyorum. Benim gibi işte, Pota hikâyesinde olduğu gibi Türkiye’nin daha böyle alt ekonomik sınıfından gelip film yapmasını sağlayan bu sistemin kendisidir. O yüzden bir fırsat olarak görüyorum bunu.
GERÇEK BİR HİKAYE OLMASI BAŞARISIYDI
Gerçek bir hikâyeden çıkıyor olması olduğunu düşünüyorum ve dünyanın en iyi filmini yaptığımı düşünmüyorum. Bu arada yaptığım şeye de hiç aşık değilim. Bütün filmi tekrar izleyemiyorum çünkü izlediğimde bana o kadar eksik ve hatalı geliyor ki, başarı dediğimiz şey aslında ödül maalesef. Ödül üzerinden değerlendiriyoruz ve bu ödül de oradaki başka insanlar geldiğinde aslında başka bir sonuç ortaya çıkacağı için çok değişken bir şey. Ödül kısmı sadece anlatmaya çalıştığım hikâyenin samimi bulunması ve insanlarda karşılık bulması. Çünkü eğer ödül veriyorlarsa filmdeki bütün zaafları görmezden gelip oradaki samimiyeti ve duyguyu görüyor olmalarından kaynaklı bence. O yüzden insan yapımı olan bir işin bütün hatalarına rağmen o hataları görmezden gelip, duygusunu almaları ve hikâyeyi sevmeleri beni çok mutlu ediyor. Yani başarı dediğimiz şey benim açımdan bu.
BENİM İÇİN SABIR SÜRECİYDİ
Çekim kısmı, ön hazırlık kısmı ve cast kısmı da biraz uzun sürdü çünkü çocuk oyunculardan oluşuyor ana castımız ve fazlaca diyalog var. Türkiye’de ne kadar çocuk oyuncu varsa herhalde hepsini izlemiş, çalışmış olduk. Çünkü iyi çocuk oyuncular seçmezsek ve iyi atmosfer kuramazsak sadece konuşan kafalardan ve dolayısıyla derinliği olmayan bir piyesten öteye geçemezdik. Yine mekanlar da çok önemliydi. O 99 atmosferini yaşatabilmek için mekân seçim ve arama süreci oldukça uzun sürdü ve Tuzla’da bir yer bulduk ve bizim için gerçekten çok eşsiz bir yerdi. Site kısmını da Esenyurt’ta bulduk. Çünkü o kontrastı iyi yapmak zorundaydık. Bir tarafta gecekondu mahallesinde yaşayan çocuklar, diğer tarafta ise e o sitelerin geniş yerleri. O kasveti iyi yansıtabilirsek ancak o kontrastı ortaya çıkarabilirdik. Çekim kısmında da talihsizlikler tabii peşimizi bırakmadı. Yani normalde ilk filmi yapmak zaten zor ama bizimki ekstra bir zor oldu çünkü filmin tam yarısında, ikinci haftasında 4 haftalık bir çekim planımız vardı. Korona patladı ve martın ikinci haftası yasaklar girdi hayatımıza. 4 ay filme ara vermek zorunda kaldık. Normalde ikinci aydan sonra bazı yasaklar gevşetildi ama biliyorsunuz 18 yaş altı çocukların sokağa çıkması bir süre daha devam etti ve bizim bütün cast çocuklardan oluşuyor ve öyle bir yaş grubu ki o 4 ay içerisinde büyüyorlar ve sizin elinizden hiçbir şey gelmiyor. Olağanüstü bir durum ve siz hayatınızda belki bir çıkış noktası yapacağınız ilk filminizde böyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz. Tabii benim için bir sabır süreci idi.













