Çalkantılarla dolu sıradışı hayatı ve politik görüşlerinden dolayı Yılmaz Güney'in kişiliği üzerine eleştiriler getirmek, onu "insan" boyutuyla tartışmak her zaman için mümkün; dahası böyle eleştiriler bir noktaya kadar haklı ve gerekli de. Ancak tartışma kaldırmayacak bir tek gerçek var ise o da Güney'deki benzersiz sinema yeteneği…
Türkiye'nin bu çok tartışılmış müteveffa sanatçısının olgunluk dönemi ürünlerinden olan "Umut" da söz konusu sinema yeteneğinin zirveye çıktığı gerçek bir başyapıt. İngiltere'nin başkentinde bulunan yeryüzünün en önemli sinema müzesi MOMI'nin (Museum of Moving Images) "Üçüncü Dünya Sinemaları" başlıklı teşhir galerisinin duvarını, bu unutulmaz filmin dev bir posteri süslüyor bugün. Sefalet içinde sürüklenip giden karısı, kaynanası, dört çocuğu ve kaburgaları tek tek sayılabilen cılız atlarıyla Adana'nın varoşlarında sıkışıp kalmış gariban paytoncu Cabbar'ın acılarla dolu hayatını izleyip de etkilenmeyecek bir sinemaseverin sinema bilgisinden de merhametinden de kuşku duyarım doğrusu...
Türk sinemasının, her biri bir diğerinin kopyası görünümdeki salon filmleriyle tarihinin en yüzeysel örneklerini verdiği son derece kısır bir dönemde (1970'lerin başları) hem senaryosu, hem çekimleri, hem de oyunculuklarıyla böylesine yetkin bir çalışma ortaya koyabilmiş olması, onu ebediyete kadar, bütün günahları ve sevaplarıyla birlikte, bu halkın gönlünde taht kurmuş büyük sanat insanları arasında tutmaya yetecektir.
Benim için Yılmaz Güney sineması, her ne kadar onun "Sürü" ve "Yol" gibi filmleri vaktiyle politik açıdan çok daha fazla gürültü kopartmışsa da daima "Umut" demektir. Her karesinden içtenlik ve inanmışlık akan, tek kelimeyle "saf sinema" örneği sayabileceğimiz bu muhteşem filme Tuncel Kurtiz ve rahmetli Osman Alyanak gibi iki ustanın da oyunculuk anlamındaki müthiş katkılarını unutmamak gerekiyor elbette. Ama hepsinin ötesinde, faytoncu Cabbar'ı etten kemikten, düpedüz yaşayan bir karaktere dönüştüren Yılmaz Güney'in sinemasal dehası var.
Bu filmi ilk kez, 1980'li yılların ortalarında, gencecik bir üniversite öğrencisiyken, o dönemin sansür yasaklarından dolayı Türkiye'ye mecburen "Alman filmi" statüsünde getirilip gösterildiğinde izleme fırsatı bulmuştum. O güne kadar hemen hiç tanımadığım, ama başkalarından apartma bilgilerle "ısmarlama" biçimde nefret ettiğim (daha doğrusu, ettirildiğim) Güney sinemasına ilişkin, birinci elden ilk tanıklığımdı bu film. Final sahnesindeki o hüzünlü müzik ve "Umut" yazısıyla birlikte gözlerimden dökülen yaşlar hâlâ aklımdadır. Ülkesinin gerçeklerini bu denli başarıyla anlatan bir sinemacıya, kendisini ve sanatını hiç tanımadan, kimi kanaat önderlerinin dayattığı politik ezberle savurduğum onca küfür için o an kendimden çok utanmıştım.
Bir Türk sinemaseveri olarak bu yürek paralayıcı filmi hâlâ izlememişseniz, Yılmaz Güney hakkında henüz hiç bir şey bilmiyorsunuz demektir. Gala Film, başından bin bir türlü badireler geçen, 12 Eylül rejimi tarafından (Güney'in diğer bütün filmleri gibi) fırınlarda yok edilme tehlikeleri yaşayan ve eldeki son kopyaları güç bela Almanya'ya kaçırılarak kurtarılabilen bu eşsiz filmi yine Almanlar tarafından özel bakımdan geçirilmiş çok temiz bir kayıtla hem DVD hem de VCD formatında piyasaya sürdü. DVD formatında fazladan yabancı dilde altyazılar ve bir de Yılmaz Güney belgeseli mevcut.
Siz sinemasever gençler, "Umut"u tez elden görün; özellikle de Cabbar'ın otomobil tarafından ezilen cılız atına öfke ve çaresizlik içinde son bir bakış fırlattığı o unutulmaz sahneyi tekrar tekrar başa sarıp izleyin. Aynı şekilde, iki garibanın -açlık ve çaresizlikten dolayı soymaya kalktıkları- Amerikalı iri kıyım bir zenci tarafından eşek sudan gelinceye kadar dövülüşünü, Cabbar'ın polis karakolundaki iç karartan sahipsizliğini, dağın başında hayâlî bir definenin peşinde toprağı eşeledikçe "Gelirken eve 40 Lira bırakmıştım, açtır şimdi çocuklar" diye mırıldanıp yavaş yavaş kafayı yediği diğer bütün unutulmaz sahneleri de elbette. Ve bu topraklardan nasıl da büyük bir sinemacının gelip geçtiğini -benim gibi başkalarının dolduruşuna gelmeden- bizzat kendi gözlerinizle görüp, Güney'in daha bundan kırk yıl önce ulusal sinemamızı taşıdığı sanatsal düzeyle doyasıya gururlanın.
(Fiyatlar farklı satış noktalarında küçük değişikliklere uğrayabilir)






