Dünyanın en büyük metrosunda soluk soluğa bir kovalamaca

Ali Murat Güven
00:009/08/2009, Pazar
G: 9/08/2009, Pazar
Yeni Şafak
Dünyanın en büyük metrosunda soluk soluğa bir kova
Dünyanın en büyük metrosunda soluk soluğa bir kova

Serüven sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Tony Scott, gözde aktörü Denzel Washington ile dördüncü kez işbirliğine gittiği 'Metrodan Kaçış'ta hayranlarının çok iyi bildiği hızlı kurgu numaralarına yine bolca başvururken, oyuncu kadrosunun diğer ağır topu konumundaki John Travolta'dan da anılan türün tarihine geçecek çapta bir 'kötü adam' performansı elde etmiş.


METRODAN KAÇIŞ / The Taking of Pelham 1 2 3

Yapım Yılı ve Ülkesi:
2009, ABD-İngiltere ortak yapımı

Türü ve Süresi:
Serüven-Gerilim / 121 dakika

Gösterim Dili:
Orijinal seslendirmesi İngilizce olan bu film, ülkemizde Türkçe altyazılı kopyalarla gösterime sunulmuştur.

Yönetmen:
Tony Scott

Senarist:
(John Godey'nin “The Taking of Pelham 1-2-3” adlı romanından uyarlamayla) Brian Helgeland

Görüntü Yönetmeni:
Tobias A. Schliessler

Özgün Müzik Bestecisi:
Harry Gregson-Williams

Kurgu Yönetmeni:
Chris Lebenzon

Sanat Yönetimi Ekibi:
David Swayze (Genel Sanat Yönetmeni), Regina Graves (Set Dekorasyonu), Renée Ehrlich Kalfus (Kostüm Tasarımı), Todd Kleitsch (Makyaj Ekibi Şefi)

Oyuncular:
Denzel Washington (Walter Garber), John Travolta (Ryder), John Turturro (Camonetti), James Gandolfini (Belediye Başkanı), John Benjamin Hickey (Belediye Başkan Yardımcısı LaSalle), Luis Guzmán (Phil Ramos), Victor Gojcaj (Baskhim), Michael Rispoli (John Johnson), Ramon Rodriguez (Delgado)

İthalatçı Şirket:
Warner Bros.

Dağıtıcı Şirket:
Warner Bros.

İçerik Uyarıları:
Polisiye filmlere özgü şiddet sahneleri ve argo konuşmalar içerdiğinden dolayı, 15 yaşından küçükler için uygun bir film değildir.

Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı:

Yıldız Puanı:
* * ½

Walter Garber (Denzel Washington), yakın zamanda tenzil-i rütbeye uğratılıp New York metrosunda “hareket memuru” olarak görevlendirilen gururu kırık bir belediye görevlisidir. Gerçekte MTA (Büyükşehir Toplu Taşımacılık İdaresi) bünyesinde uzun yıllar boyunca üst düzey yöneticilik yapmış olan Garber, kendisine yönelik bir rüşvet suçlamasından dolayı soruşturma geçirmiş, alınan karar gereğince de koltuğundan indirilip hareket memurluğuna atanmıştır. Kahramanımız, her ne kadar “Görev görevdir, benim için hiç fark etmez” edâsı içinde yeni pozisyonunda verimli olmaya çabalasa da üstlerinin kendisine revâ gördükleri muamele onu içten içe kahretmektedir.

Derken, hayatın bütün sıradanlığıyla akıp gittiği bir günde New York metrosunda yaşanan şok edici bir eylem, adamımızı yeniden vitrine çıkartır. Baştan aşağı silahlanmış dört kişilik bir çete, metroyu içindeki yolcularla birlikte kaçırmıştır. Çetenin lideri Ryder (John Travolta), kendilerine bir saat içinde 10 milyon dolar tutarında bir fidye ödenmediği takdirde, belediye yönetimini bütün yolcuları öldürmekle tehdit etmektedir.

Olağanüstü bir zekâya sahip olan Ryder, bir an için alabildiğine merhametliyken, saniyeler sonra ise ölümcül öfke krizlerine girebilen son derece dengesiz biridir. Suça yönelmeden önceki hayatında, yani “zimmetine para geçirme” gerekçesiyle hapse düşmeden önce borsada müthiş bir başarı yakaladığı öğrenilen bu psikopat adamın şimdiki en büyük amacı ise kendisini mahvettiğine inandığı New York kentiyle hesaplaşmaktır.

Yıllarını metro ağına verdiği için tünel sisteminin her karışını ezbere bilen Garber, halihazırda bu gözü dönmüş ekibi köşeye sıkıştırabilecek en donanımlı kişi olarak gözükmektedir; o yüzden de engin bilgi birikimini suçluları avlayabileceği iyi bir plan kurmak için kullanmaya başlar. Dahası, bu görevde başarılı olup rehinelerin hayatlarını kurtardığı takdirde, üzerine yapışmış olan meslekî kiri temizleme umudu da doğmuştur.

Ancak, deneyimli ulaştırmacı, New York'un altına yayılmış olan bu büyük bulmacanın içinde çok önemli bir parçayı yerli yerine oturtmakta güçlük çekmektedir. Hırsızlar, parayı alsalar bile, bütün çıkışları polis ekipleri tarafından tutulmuş olan bu labirentten nasıl kaçacaklardır? Kafalarından geçen şeytanî plan tam olarak nedir?


POPÜLER BİR ROMANIN ÜÇÜNCÜ UYARLAMASI

Tony Scott'un “Metrodan Kaçış”ı, Amerikalı polisiye roman yazarı John Godey'nin 1973 yılında piyasaya sürülüp kısa sürede best-seller olmuş çok ünlü bir kitabının sinema ve televizyoncular tarafından yapılan üçüncü uyarlaması… Asıl adı Morton Freedgood olan yazar, New York metrosunda geçen bu heyecanlı öyküyü yayımladığında kendisinin bile beklemediği düzeyde bir ilgiyle karşılanmış ve yapımcılar kitabının yayın haklarını satın alarak onu hemen ertesi yıl beyazperdeye aktarmışlardı. Joseph Sargent'in yönettiği 1974 yapımı filmde fidyeci ekibin soğukkanlı liderini Robert Shaw canlandırırken, suçluları durdurmaya çalışan Memur Garber rolünü ise Walter Matthau üstlenmekteydi.

Aradan 24 yıl geçtikten sonra, Godey'nin öyküsü yapımcıların bir kez daha ilgisini çekti ve 1998 yılında, Félix Enríquez Alcalá'nın yönetiminde, kanun adamını Edward James Olmos'un, kötü çocukların başını ise Vincent D'Onofrio'nun canlandırdığı kaliteli bir televizyon filmi daha yapıldı.

Uzun yıllardır Hollywood'u mesken tutmuş olan Britanyalı yönetmen Scott'un aynı öyküyü bazı ufak tefek değişikliklerle yeniden ele alan bu son çalışmasının, daha önceki uyarlamaları, özellikle de günümüzde polisiye alanında gerçek bir klasik olarak kabul edilen 1974 tarihli ilk çevrimi aşmayı başarıp başaramadığı konusu fazlasıyla tartışmaya açık… Ancak, kendince pek güzel bulduğu aşırı hızlı anlatım tekniğiyle filmlerinde “içeriği” gözünü bile kırpmadan “biçim”e feda eden, bu yönüyle hiç de hazzetmediğim bir sinemacı olarak, Scott'un son çalışmasında -en azından- beyin sarsıntısı yaşamadan başından sonuna kadar izlenebilecek bir akış ortaya koyduğunu söyleyebilirim. Âdeta ilerlemiş yaşlarına karşın bir türlü durulmak bilmeyen ve dans pistinden hiç inmeyen aşırı hareketli salon adamları gibi, iyi ya da kötü, sıradan ya da nadide, eline hangi senaryo geçerse geçsin kendisini mutlaka “video-klip” estetiğine bulanmış, en babası üç-beş saniyelik planlardan oluşan baş döndürücü filmler yapmaya mecbur hisseden Scott, anılan yönüyle, kendisinden 7 yaş büyük ağabeyi Ridley Scott'un da tam aksi istikametinde bir hayran kitlesine sahip oldu. Oysa ki dünya çapında üne kavuştuğu ilk filmlerden biri olan 1983 yapımı korku-gerilim klasiği “Açlık”ta (Hunger) son derece oturaklı, sakin, öyküsünü sindire sindire anlatmayı yeğleyen bir sinema diliyle tanımıştık onu. Fakat, hemen ardından çektiği “Uçuş Akademisi” (Top Gun, 1986) ile niyeti bir bozdu, pir bozdu ve bir daha da hiç bir proje onu bu “klip gibi film çekme” alışkanlığından kopartıp eski temposuna geri döndüremedi.

“Gerçek Romantikler” (True Romance, 1993) ve “Casus Oyunu” (Spy Game, 2001) gibi iki-üç istisna haricinde herhangi bir Tony Scott filmine 15 dakikadan fazla tahammül edemeyen biri olarak, Üstad'ın “Metrodan Kaçış”ta yakaladığı -tam anlamıyla olmasa bile- görece dingin tempoya o yüzden fazlasıyla razı gelmiş durumdayım. Sanırım, ortalama izleyici de benim gibi düşünüyor olmalı ki 2005'deki o bunaltıcı “Domino” deneyimi ve ertesi yıl çektiği orta hâlli “Deja Vu”dan sonra, bu yeni film daha şimdiden onları aşan bir beğeni ve gişe hasılatı toplamış durumda…


“REZERVUAR KÖPEKLERİ”NE ESİN KAYNAĞI OLMUŞTU

John Godey'nin şimdiye kadar üç filme kaynaklık eden kitabına ilişkin olarak bir diğer ilginç anekdotumuz da özgün romanda metroyu kaçıran haydutların normal birer isme değil, “Bay Mavi”, “Bay Yeşil”, “Bay Kahverengi” ve “Bay Gri” gibi takma isimlere sahip olmasıydı. Ki 1974 ve 1998 tarihli uyarlamalarda aynen korunan bu espri, bilindiği gibi yıllar sonra Quentin Tarantino'nun beyazperdeye merhaba dediği ilk film, “Rezervuar Köpekleri”nde de yönetmen tarafından tepe tepe kulanılacaktı.

Öte yandan, Scott'un uyarlaması, aslen New York Toplu Taşımacılık İdaresi hizmetinde çalışan bir polis teğmeni konumundaki Garber'ın hem ön ismini, hem de meslekî konumunu değiştiriyor. 1974'deki filmde ismi Zachary olan polis kahramanımız, bu defa Walter ön ismi ve belediyeci kimliğiyle karşımıza çıkmakta. Ayrıca, yine ilk filmde kış arka fonunda geçen öykü, bu kez New York'ta yakıcı bir yaz gününe taşınmış. Onun dışında ise ana omurga yerli yerinde duruyor.

Oyunculuk performanslarına gelince… Scott'un “Denizde İsyan” (Crimson Tide, 1995), “Ateş Üstünde Yürüyen Adam” (Man on Fire, 2004) ve “Anımsıyorum”un (Deja Vu, 2006) ardından dördüncü kez birlikte çalıştığı siyahÎ aktör Denzel Washington, kamera ardındaki ihtiyar kurdun stiline iyiden iyiye alışmış olmanın rahatlığı içinde, birazcık “kendini tekrar” kokan, fakat yine de garantili bir oyunculukla üzerine düşen görevi başarıyla tamamlıyor.

Öte yanda, filmin asıl büyük bombası ise 1997 yapımı “Çılgın Şehir”den (Mad City) bu yana şöyle istediği gibi döktürebileceği ağzına lâyık bir rol bulamadığı için dandik filmler denizinde umutsuzca yüzüp duran John Travolta… Yaşlandıkça oyunculuktaki yetenekleri daha iyi ortaya çıkan sanatçı bu öyküde öylesine etkileyici bir kötü adam profili çiziyor ki Washington'un oyunda dengeyi kurma çabaları onun karşısında hayli sönük kalmakta… Ki bana göre yönetmenin film boyunca yaptığı en iyi iş de bu; gününde olduğunda inanılmaz bir aktöre dönüşen Travolta'yı ondan alabileceği en yüksek verim noktasına ulaştırmak…

Aynı şekilde, kastingin diğer önemli ayaklarını oluşturan İtalyan asıllı iki oyuncu, ezik belediye başkanı rolündeki James Gandolfini ve rehine müzakerecisi dedektifi canlandıran John Turturro da yılların getirdiği pişkinlik içinde, rolleriyle tamamen bütünleşmiş usta işi performanslar sunmaktalar izleyiciye…

Daha önce fazlasıyla tüketilmiş olan bu öyküden bir başyapıt çıkmamış belki; fakat yüksek tempolu bir serüvene katılıp -başta Travolta olmak üzere- bir dizi kalburüstü oyunculuk gösterisi izlemek, arada da dünyanın en karmaşık metro ağının teknik ayrıntılarına vâkıf olmak isteyenler için keyifli bir hafta sonu seçeneği oluşturabilir.