
Tarım devriminin gerçekleştiği ve "Bereketli Hilal" olarak tanımlanan Mezopotamya''da "Akitu" adı verilen "Yeni Yıl" bayramı Nisan ayının ilk 12 günü içinde kutlanıyordu.
Babilliler Akitu''ya ayrıca dinsel bir içerik de kazandırmışlardı ama aslında Akitu''nun tarihi büyük ölçüde tarıma geçiş dönemiyle başlamıştı.
Yani, Babilliler de bu eski geleneksel kutlamaya kendi ideolojik ve dinsel inançlarını giydirmişlerdir.
Fransız araştırmacı Beatrice Andre-Salvini''nin verdiği bilgilere göre Akitu kış yağmurlarından sonra, hasat zamanının ilk belirtileri olan doğanın yenilenmesini işaret ediyordu ve törenlerde dua ve arınma ayinleri eşliğinde Babil''in gizemli yaratılışı ve kuruluşu kutlanıyordu.
Akitu Festivali, kışın ölen tabiatın baharda yeniden dirilişini simgeliyordu.
Bu törenlerde Babil''in üstünlüğü ve gücü vurgulanmış olmakla birlikte Hükümdarın meşruiyeti de onaylanmış oluyordu.
Bahar bayramları ayinlerinin Milattan önce Üçüncü Bin yıl sonlarında Mezopotamya''da Ur şehrinde de geçrekleştiğini gösteren belgeler mevcuttur.
Ur''daki ayin, kış mevsiminin sonunda Mezopotamya ovasını sulayarak etrafını yeşilliğe boğan Fırat ve Dicle nehirlerinin canlandırıcı gününü temsil ediyordu.
Prof. Ahmet Yaşar Ocak''ın, "İslam-Türk İnançlarında Hızır yahut Hızır-İlya Kültü" isimli çalışmasında okuduğumuza göre ayinler İbraniler kanalıyla Suriye ve Mısır üzerinden eski Yunanistan''a ve Anadolu''ya da geçmiş.
Ancak Anadolu''da benzer mahiyette bahar ayinlerinin daha önce yapıldığını belirtir Prof. Ocak.
Buna göre Boğazköy''de bulunan tabletlerde Eti''lerin kutladığı "Purilli" bahar ayinlerinden söz ediliyor.
Tabletlerdeki kayıtlara göre bu ayinler esnasında özel mihraplar hazırlanıp ocaklarda ateş yakılmakta, mabetlere yeşil ağaçlar dikilip kurban edlen koyunların postları asılmakta ve Yeşillik tanrısı Telipinu''ya buğday, şarap ve koç etleri takdim edilmekteydi.
Sasaniler devri İran''ında benzer merasimler yapılıyordu ve İran''da halen Nevruz adıyla 21 Mart''tan itibaren başlayan dinsel içerikli merasimler de bu devirden kalmıştır.
İran''da Nevruz olarak karşımıza çıkan yeni yıl festivali eski İran dininin en belirgin öğesiydi.
"İpek Yolu dinleri" isimli araştırmasında Dr. Richard C. Foltz, İran''a özgü bu festivalin temelde, İran mitolojisinde "ilk insan" figürü olan Cemşid''le bağlantılı olduğuna dikkat çeker.
Nevruz törenleri kuşkusuz sadece Mezopotamya ve İran''la sınırlı değildi elbette.
Orta Asya Türk toplulukları arasında da İran Nevruzuna benzeyen ayinler ve törenler yapılıyordu.
Halen Türki Cumhuriyetlerde nevruz bayramı resmi bayram olarak kutlanıyor.
Orta Asya''da bahar törenlerinin iklim koşulları çerçevesinde baharın girdiği günlere göre değiştiğini de hatırlatmak gerekir.
Yaşar Çoruhlu''nun "Türk Mitolojisinin Anahatları" kitabında aktardığına göre Türklerin Nevruz kutlamaları Asya Hunları''ndan beri görünen bahara giriş ya da yaza giriş kurban törenleriyle ilişkilendirilmiştir. Bu tür bir ilişkilendirme "Ergenekon" destanıyla ilgili olarak da yapılmıştır.
Çoruhlu''nun belirtiğine göre esasında bir türeyiş destanı olan bu öyküde atalarının eski yurtlarına ulaşılması, çıkış gününün her yıl törenlerle hatırlanması, bu olayın muhtemelen bahar aylarında gerçekleşmesi ve "ışıklı gün" olarak anılması bazı araştırmacıların bu mitolojik içerikli olaylarla Nevruz arasında ilişki kurmalarına sebep olmuştur.
İran''ın meşhur şairi Firdevsi''nin " Şehnâme"sinde de Türk hükümdarı Afrasyap''ın İran Kisrası Leyhüsrev tarafından yenilgiye uğratılması bir "kurtuluş bayramı" olarak anlatılır.
Bu bayram, sonraları Nevruz kutlamaları şeklinde devam etmiştir kimi araştırmacılara göre.
Efsanevi kahramanların ve hayali olaylardan yola çıkarak yazılmış olan Şehname''de kimi Kürtler tarafından "kurtaran ata" olarak kabul edilen "Demirci Kawa" efsanesi de Ergenekon efsanesi gibi kurtuluşla ilgilidir.
Efsaneye göre iğrenç bir hastalıktan kurtulma umuduyla Kürt gençlerini kurban eden zalim hükümdar Dahhak, Demirci Kawa''nın başını çektiği bir isyan sonucunda devirilir.
Dahhak''ın devrildiği gün bir bayram olarak kutlanmış ve Nevruz kutlamaları aracılığıyla yaşatılmış.
Nevruz, büyük ölçüde bir Ön-Asya ve İç Asya topluluklarına ait bir eski gelenektir.
Bu gelenek, icra edildiği dönemlerdeki etkin dini inanışlara göre ayrı ayrı mahiyetlere kavuştuğu da bir gerçektir.
Nitekim Anadolu''da Nevruz, "Hızır", "Hızır-İlyaz(Hıdırellez)", "Nebi bayramı", "Sultan Nevruz" gibi başka kutlamalarla da karışmıştır.
Aleviler ve sünniler gerek Nevruz''a, gerekse Hızır-İlyas törenlerine kendi inanışlarını da katmışlardır.
Kimine göre Nevruz, Hazreti Ali''nin doğduğu gündür, kimine göre Hazreti Fatıma''yla evlendiği gündür, kimine göre Ali''nin hilafet gömleğini giydiği gündür, kimine göre de Hazreti Hüseyin''in doğduğu gündür.
Kimine göre Adem''in yaratıldığı gündür Nevruz, kimine göre de Yunus Peygamberin balığın karnından kurtuluduğu gündür.
Uzun lafın kısası, her topluluk Nevruz''u kendi kültürlerinden ve inançlarından birşeyler katarak kutlamaya devam ediyorlar.
Esasen Nevruz, baharın girmesini kutlamak amacıyla yapılan ilk törenlerin farklı kültür ve inanç çevreleri tarafından başkalaştırılarak devam ettirilen bir eski gelenektir.
Yeri gelmişken Avrupa''nın çeşitli bölgelerinde farklı farklı anlatılan bazı mitolojik söylencelerin aslında tek bir söylenceden ürediğini belirtelim.
Ve bu söylencelerin kökeni olan söylence de Kuzey Asya''dan göçler ve akınlar yoluyla Avrupa''ya aktarılmış ve her bölgeye göre farklı anlamlar kazanan söylencelere dönüşmüştür.
Mesela meşhur Avrupa tarihçisi Carlo Ginzburg, Avrupa''daki cadılarla ilgili söylencelerin omurgasını teşkil eden öğelerin arkeolojik izlerini sürerek, bu söylencelerin Avrasya kökenli Şamanizm''den geldiğini göstermiştir. Buna göre "Ölüler Diyarına Yolculuk" miti, sadece diğer anlatılar arasında bir anlatı değildir, olası bütün anlatıların kökensel kalıbıdır.
Ginzburg''u da etkilemiş olan bir başka araştırmacı Vladimir Ja. Propp "Masalların Yapısı ve İncelenmesi" isimli kitabında masalların morfolojik çözümlemesine öncülük ederek yüz yetmiş yedi farklı masal çeşidinin otuz bir işlevini saptamış ve hepsinin de altında yatan tek bir model-masal tespit etmiş
Ginzburg''a göre bu tek model-masal, hatta "Diana", "Cinderalla", "Cordelia" gibi mitlerin, masalların ve dramaların kadın kahramanları da birleşik bir Avrasya mitolojisinin en dipteki katmanından, binlerce yıllık bir tarihin barındığı, başdöndürücü şaman özelliklerinin yayılımından türetilmiştir.
Kanımca nevruzla ilgili söylencelerin de böyle bir macerası vardır.
Nevruz, hangi kültür ve inanç çevresi tarafından kutlanırsa kutlansın, sonuçta toplum halinde yaşayan insanlar açısından bir barış, huzur, yenilenme ve bereketi ifade etmektedir.
Bu kadim geleneğin etnik milliyetçilik gömleği giydirilmek suretiyle ötekileşme, ötekileştirme, ayrıştırma gibi medeni olmayan işlemlere alet edilmemesi beklenir.
Dolayısıyla Nevruz, gerek Anadolu, gerekse Mezopotamya ve İç Asya halkları açısından birlikte üretmeye, birlikte yenilenmeye, birlikte sevinmeye ve birlikte huzur duymaya adanmış bir kardeşlik bayramı olarak kutlanması halinde o ilk saf ve masum anlamına dönecektir.
Şükrü Baba''nın bir şiiriyle yazımı bitirmek istiyorum.
İngiliz tarih okulunun önemli isimlerinden Eric Hobsbawm, eski gibi görünen ya da eski olma iddiasındaki geleneklerin kökenlerinin sıklıkla yakın geçmişe dayandığını, bazen de bu geleneklerin icat edilmiş olduklarını vurgular.
Mesela Biritanya monarşisini kuşatan debedebeli merasimler o kadar da eski değildir, geç on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın ürünleridir.
Hosbawm, gelenekler icat etmenin, geçmişe refaransla belirginlik kazanan, özünde bir formelleştirme ve rutinleştirme süreci olduğunu ifade eder. Ve bu gelenekleri icat etmek de çoğunlukla tarihçilerin bilinli şekilde yaptıkları bir işlemdir..
Amacı da tahmin edersiniz, siyasidir ve etnik milliyetçilikleri beslemekle ilgilidir.
Benzer bir icat da, Polonyalıların Slav kökenden değil de "Sarmatlar"dan geldiğini iddia eden görüştür.
Rus egemenliğinden kurtulmanın bir yolu olarak bir "sarmat miti" oluşturmuştu Polonyalı milliyetçiler.
"Geleneğin İcadı: İskoçya''nın Hıghland Geleneği" başlıklı makalesinde Hugh Trevor-Roper, bugün artık İskoçların milli özelliği gibi kabul edilen "ekose etek"lerin sonradan icad edilmiş bir kıyafet olduğunu anlatır.
İşin aslında ekose etek İskoçların milli kıyafeti falan değildir. Ekose etek, ismiyle ve cismiyle birlikte onsekizinci yüzyıldan önce bilinmiyordu.
Hugh, ekose eteğin geleneksel bir Highland kıyafeti olmaktan ziyade, 1707 birleşmesinden sonra bir İngiliz tarafından icat edilmiştir.
Bu icadın arkasındaki maksat ise, İskoç Highlandları akrabalık bağları kesin olan İrlandalılardan ayırmaktı.
Ondan önce İrlandalıların ve İskoç Highlandları''nın kıyafetleri aynıdır.
Öte yandan İskoç kıyafeti sonradan da İngilizlikten ayırt edilmelerini sağlayan bir etnik kıyafet oldu.
Tarihi İskoç şarkılarının da "İrlanda-Kelt" asıllarından geldiğini gizlemek için bazı çarpıtmalar da söz konusu olmuştu.
Sözü şuraya getirmek istiyorum.
Benzer bir gelenek icat etme bizde de "Nevruz" ve "Ergenekon" efsaneleriyle sözkonusu oluyor.
Ergenekon''dan Türklerin çıkışını sağlayan bir Türk demircidir. Onun önerisiyle büyük bir ateş yakılarak dağın demir yatakları olan bölümü eritilmiş ve bir geçit açılmıştır.
Ve "kurtuluş" gerçekleşmiştir.
Ne tesadüf, zalim hükümdar Dahhak''ın saltanatına son veren isyanın başında da, çocukları bu hükümdar tarafından öldürtülmüş olan Kürt demirci ustası "Kawa" vardır.
Ve Kawa da bir "kurtuluş"a öncülük etmiştir.
Ergenekon destanı da, "Demirci Kawa" destanı da efsanelerden türetilmiştir.
Efsaneler ise çoğunlukla gerçeklere tekabül etmezler, bazı gerçeklerden çarpıtılarak türetilmiş hayali olaylara ve hayali kahramanlara dayanırlar.
Tıpkı bütün dinlerin temelindeki saf Tevhid inancının sonradan değiştirilerek çarpıtılması gibi.
Ne tesadüf, aylardır ülkemizin gündemini "Ergenekon" adı verilen bir örgütle ilgili iddialar işgal ediyor.
Ne tesadüf 1970''lerde daha PKK kurulmadan önce bazı maocu Kürtler de "Demirci Kawa" efsanesinden esinlenerek "Kawa" adlı bir örgüt kurmuşlardı.
Okuduğum bazı kaynaklara bu örgüt de, "Red Kawa" ve "Denge Kawa" diye ikiye ayrılmış.
Gerçi daha sonra kurulan PKK, Kawa''nın yanı sıra diğer solcu Kürt örgütlerini de silip süpürdü, o da başka.
Ergenekon ve Kawa, iki farklı efsane, iki farklı etnisite ve iki farklı olay.
Kimi kürt gençleri Nevruz''u Demirci Kawa efsanesine, kimi Türk gençleri de Nevruz''u Ergekenon''a dayandırarak anıyorlar.
Her iki anlayış da etnik milliyetçilikle sarmalandığında İslam''dan beslenen Türkler ve Kürtlerin bin yıllık ortak tarih ve ortak kültürünü zayıflatan bir niteliğe bürünebiliyor maalesef.
Nevruz gibi aynı coğrafyanın ortak malı olan bir eski geleneği ayırıcı değil birleştirici kılmak lazım diyorum ve başka bir şey demiyorum.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.