Sap yukarıda kaldı, düşen üzümleri topladılar!

00:0022/08/2010, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

Balyoz davası sanığı 102 subay hakkında verilen yakalama kararının kaldırılması, Silivri''deki sivil tutukluları adeta isyan ettirdi. “Devletin ordusu eksik teşebbüs ederken, biz mi tam teşebbüste bulunduk?” diyen sivil sanıkların bu sözleri tarihin yine tekerrür ettiğini bir kez daha gösterdi.Ergenekon Soruşturması kapsamında tutuklanan kimi siviller mahkemelerde yakınıyor. Mesela Mustafa Balbay, Balyoz Davası''nda sanıklar hakkında verilen yakalama kararının kaldırılması üzerine, “Bu devletin

Balyoz davası sanığı 102 subay hakkında verilen yakalama kararının kaldırılması, Silivri''deki sivil tutukluları adeta isyan ettirdi. “Devletin ordusu eksik teşebbüs ederken, biz mi tam teşebbüste bulunduk?” diyen sivil sanıkların bu sözleri tarihin yine tekerrür ettiğini bir kez daha gösterdi.

Ergenekon Soruşturması kapsamında tutuklanan kimi siviller mahkemelerde yakınıyor. Mesela Mustafa Balbay, Balyoz Davası''nda sanıklar hakkında verilen yakalama kararının kaldırılması üzerine, “Bu devletin ordusunun komutanları ''darbeye eksik teşebbüs'' ederken, Balbay ve teğmenler darbeye tam teşebbüste mi bulunacak? Bizim dışarıda yasımızı tutanlar kimseyle pazarlık etmediği için mi burada tutukluyuz?” şeklinde konuşmuştu.

Balbay daha önce de bazı kuvvet komutanlarının delilleri karartma ve kaçma şüphelerinin olmadığı gerekçesiyle serbest bırakılmalarına atıfta bulunmuş ve aynı işlemin kendileri hakkında işletilmemesini eleştirmişti.

Yakınmalar Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin''in de dikkatini çekmişti.

Arınç hatırladıysanız şöyle konuşmuştu:

“Tuncay Özkan ve diğer tutukluların, ''Komutanlara darbe yapmaları emrini biz mi verdik, asıl sorumlular neden dışarıda ve biz neden hala içerideyiz'' şeklindeki feryatlarına kulak vermeliyiz. Olayın asli failleri vardır, bir de yardım etmek, suçu övmek gibi unsurlar vardır. En sondaki insanların ilk baştakilere bakarak ben haksızlığa uğruyorum demesini ben önemsiyorum.”

102 subay hakkında farklı işlem yapılmasını da eleştiren Arınç, “Bir suçlamanın yöneltildiği asıl failler hakkında işlem yokken bu gazetecilerin tutukluluğunun devam etmesi soru işareti yaratıyor. Bu feryatlara kulak vermek lazım. 102 kişiyle ilgili farklı mahkeme kararları üzüntü vericidir” demişti.

9 MARTÇILAR DA ŞİKAYET ETMİŞLERDİ

Tarih yine tekerrür ediyor sevgili okurlar...

12 Mart döneminde cuntacı oldukları iddiasıyla tutuklanan sanıklar da mahkemelerde böyle yakınmışlardı.

9 Mart 1971''de “Baas tipi” rejim kurmak için bir darbe girişiminde bulunulmuştu.

Kamuoyu bu girişimden haberdar olmamıştı.

Çünkü 12 Mart darbesi, 9 Mart darbe girişimini akamete uğratmıştı...

12 Mart''ta verilen askeri muhtıra sonucunda Süleyman Demirel Hükümeti de düşmüştü.

9 Mart''ın hem asker, hem de sivil ayakları vardı.

27 Mayıs''ın meşhur generallerinden Cemal Madanoğlu ve kemalist aydınlardan Doğan Avcıoğlu''nun liderliğinde oluşan bir cunta, ordu içerisinde çeşitli gruplarla işbirliği içindeydi.

İlhan Selçuk da Madanoğlu-Avcıoğlu cuntasının önde gelen isimlerinden biriydi.

Lakin kuvvet komutanlarının saf değiştirmesiyle 9 Mart başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

“Madanoğlu Davası” olarak bilinen davada sanıklar darbe girişimine katıldıkları iddiasını yalanlamıştılar.

Yıllar sonra her şey ortaya çıktı, iddialar doğruydu...

9 Martçılar başarılı olsaydılar asker ve sivillerden oluşan bir darbe yönetimi iş başına geçecekti.

Bir Anayasa taslağı hazırlanmıştı ve bakanlıklara getirilecek siviller bile belirlenmişti.

Dönemin tek cunta davası “Madanoğlu Davası” değildi..

“Deniz Subayları Davası”, “Bomba Davası”, “Kültür Sarayı Davası” gibi mahkemelere intikal etmiş başka davalar da sözkonusuydu.

Bütün bu davaların ucu bir yerde 9 Martçılara gidiyordu.

12 Martçılar da 9 Martçılarla ilk başta beraberdiler.

Yani, ortada bir ihanet sözkonusuydu.

Müteveffa İlhan Selçuk, Mustafa Balbay''la yaptığı bir telefon görüşmesinde “Bir kez daha biz yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum” derken boşuna konuşmuyordu.

ELLİ SUBAYI DA MAHKEMEYE GETİRSİNLER!

12 Mart''tan birkaç gün sonra “9 Martçı” olduğu söylenen bazı generaller ve albaylar emekli edilmişlerdi.

Tümgeneral Celil Gürkan da emekli edilenler arasındaydı.

Emekli edilenler hakkında dava açılmamıştı ama diğer davalarda yargılanan sanıklar mahkemelerde bu komutanların kendileriyle birlikte neden yargılanmadıklarını gündeme getirmişlerdi.

Mesela “Bomba Davası”ndan yargılanan emekli yarbay Talat Turhan mahkemede şunları söylüyordu:

Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir tanesi Cevdet Sunay ve Memduh Tağmaç''a bağlı, bir diğeri de (Faruk) Gürler, (Muhsin) Batur ve (Kemal) Kayacan''a bağlı iki grup vardır her iki grup da hiyerarşik olarak ihtilal yapmayı düşünürler. Bu konuda bağlantı ve temaslar olur. Ben şahsen ikinci gruba bağlıydım ve bu uğurda ve yönde yapılan çeşitli toplantılara katıldım. Her iki grup da birbirleriyle uğraşmaktan başka bir şey yapamaz. İhtilal yapmak yürek ister. İşte iki grubun birbirleriyle sürtüşmesi ve mücadelesi sonucunda bizler burada piyon olarak ezdirilmek isteniyoruz..”

Turhan''ın bağlı olduğunu ifade ettiği grupta 12 Mart Muhtırası''na imza atmış kuvvet komutanları vardı.

9 Mart günü 50 yüksek rütbeli subayın ihtilal kararı aldığını belirten Turhan bakın ne demiş mahkemede:

“Bu kararın içinde yoktum. Ancak kabul edilse idim tereddütsüz girerdim. Sivil diye beni almadılar. Şimdi bu şekilde 50 subay ihtilal kararı aldığına göre sayın savcının bu elli subayı buraya getirmesi gerekir. O takdirde ben onların yanında hesap vermeye itiraz etmem. Bu yapılmadan adaletli, hukuki, kanuni bir yargılama da yapılamaz. Bizler buraya Gürler grubunu kamuoyunda küçük düşürtmek için piyon olarak getirilmiş, ezdirilmek istenen kimseleriz.”

9 Martçıların Ankara ve İstanbul gruplarından teşkil edildiğine dikkat çeken Turhan, “Gerçekten bir örgüt varsa, bu örgütün İstanbul kesiminin hesabı görülüp diğer kesimine göz yumulması diye bir hukuk kuralı yoktur. Esasen meselenin düğüm noktası da buradadır” diyordu.

MUHTIRA VERENLER KENDİLERİNİ KURTARDILAR

Talat Turhan, 9 Martçılar ve 12 Martçılar arasındaki ilişkileri şöyle anlatıyordu:

“9 Mart''a kadar, 9 Martçılar 12 Mart muhtırasını verenlerle beraberdirler. Bu tarihten sonra ise, bu grubun herhangi bir aktivitesi ve eylemi olmamıştır. Bu duruma göre, hem 12 Mart muhtırasını verenler, hem de 9 Martçılar aynı potaya konup suçlanamazlar. Askeri savcıya göre ise, 12 Mart muhtırasını verenlerden hem cuntabaşı olarak Orgeneral Faruk Gürler, hem de onun 9 Martta emekliye ayırttığı General Celil Gürkan suçludurlar. Fakat her ikisi de görülmekte olan bu davanın dışında bırakılmıştır.”

12 Mart muhtırasına imza koyan Orgeneral Faruk Gürler ve Orgeneral Muhsin Batur''un bu davanın savcıları tarafından anayasayı ihlal suçlusu ilan edildiklerini vurgulayan Turhan, “Askeri savcılar, soruşturmanın hiçbir evresinde, muhtırayı veren diğer iki komutandan –Orgeneral Memduh Tağmaç ve Oramiral Celal Eyiceoğlu''ndan –hiç söz etmemişlerdir. Oysa ortada Türk Ceza Kanununa göre bir suç varsa, bu suç her dört komutan tarafından işlenmiştir” diyordu.

Talat Turhan feryat ediyordu:

“Komiteler kurup anayasa taslağı hazırlatan sayın komutanlar, omuzlarının gücüne ve İç Hizmet Kanununun 35. maddesinin güvencesine sığındılar ama, Talat Turhan sanık sandalyesinde, üç senedir ''ön anayasa taslağı çalışmaları''ndan uzak kalmamak savı ile yargılanıyor.”

BİR YÜZBAŞI TEK BAŞINA NASIL İHTİLAL YAPAR!

Mahkemelerde feryat eden sadece Turhan değildi...

Hava Yüzbaşı Fevzi Özkaya da mahkemede “komutanlar da gelsin” diye bağırıyordu.

“Bir yüzbaşı tek başına nasıl ihtilal yapar” diyen Özkaya, suçlanan komutanların da mahkemeye sanık olarak çıkarılmasını istiyordu.

Yıllar sonra bir dergiye konuşan Özkaya, “Kuvvet komutanlarını tutuklamaya cesaret edemediler. Bombayı attım diyenleri de tahliye ettiler, ortada biz kaldık” diyecekti.

Aynı dergiye konuşan, davanın avukatlarından Kemal Kumkumoğlu da şunları söylemişti:

“12 Mart''ın öncesinde komutanlar orduda cunta hazırlıklarının ve gayri meşru organların olduğundan haberdardılar. Üstelik o sıralarda bunların kimler olduğu da bilindiği halde, kimseyi yakalamadılar. Bomba Davası''nda da, sap yukarıda kaldı, düşen üzümleri topladılar.”

Tarih tekerrür ediyor derken boş konuşmuyoruz.

“Ergenekon Davası” sanıklarından “Cumhuriyet” gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay da, “Balyoz Darbe Planı” davasında tutuklu tek sanık olan Emekli Albay Ahmet Şentürk''ün bir gün tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılması üzerine tıpkı Talat Turhan gibi feryat ediyordu:

“Tüm gazeteler bu tahliye haberine yer verdi. ''Eşitlik ve hakkaniyet koşulu'' gerekçe gösterilerek serbest bırakıldığı belirtildi. Bizler terör örgütüne üye olmakla yargılanıyoruz. Örgüt lideri olduğu iddia edilen 8 kişi serbest bırakıldı. Bu nasıl terör örgütüdür ki liderleri dışarıda üyeleri içeride. Bu nasıl eşitlik? Bizi yargılarken dayanak olarak getirdiğiniz deliller konusunda güçlendirici bir şey olsa yine canım yanmayacak.”

Gördüğünüz gibi sevgili okurlar, cürümü Hacivatlar işliyor ama ceremesini Karagözler çekiyor.

9 Mart olayı üst kademeye dayanmadan kapatıldı!

Tümgeneral Celil Gürkan “9 Mart” darbe girişiminin başı olmakla suçlanmıştı... Gürkan''a göre ise ortada bir cunta falan yoktu.

Askeri hiyerarşi içinde alınmış kararlar vardı ve kendisi de bu kararlara iştirak etmişti.

Ortada bir suç varsa, birlikte işlenmişti.

General Gürkan, 31 Mayıs 1973''te Bomba Davası''ndan gözaltına alınmıştı.

Meşhur Ziverbey Köşkü''nde altı günlük bir sorgulama geçirmişti.

Sorguda cuntayı sormuşlardı Gürkan''a...

1985''de “Nokta” dergisine verdiği röportajda cunta iddialarını reddeden Gürkan, “ordu müdahalesine yönelik tüm çalışmalarımızı –komutan başta olmak koşuluyla– hiyerarşik düzen içinde yürüttük” diyordu.

Komutanın bilgisi ve önderliği altında yapılan bir çalışmaya cunta denemezdi...

Gürkan, “dava neden başlangıç safhalarında küçük rütbelilerde duruyor da sonradan tırmandırılıyor” sorusuna da şöyle cevap vermişti:

“İşte dava sona doğru tırmandırıldığı için, Faruk Gürler ve Muhsin Batur''u da kapsamına alır eğilimi gösterdiği için işler bu kesat noktaya varıyor. ''Evvela bunu bırakın, bu dört yıldızlı, bunu karıştırmayın, bu üç yıldızlı, bunu da karıştırma, öteki amiral, onu da karıştırma'', geri kalanların toplayıp, onlara niye böyleydi niye şöyleydi diye hesap sor. Sonra açıklamalar ortaya çıktığı zaman bakılıyor ki iş bu düzeyde değil. Bu iş en üst kademeye kadar dayanıyor. Onun da üstesinden gelemediler, ister çeşitli tesirler deyin, ister siyasal görüşler deyin, kuvvet kumandanlarını da kucaklayacak şekilde mesele ele alınmadı, ondan sonra döndü dolaştı, komutanlar kendilerini ibra çabasına düştüler. Kimi Cumhurbaşkanlığına aday oldu, kimi de anılar yazmak suretiyle pişmiş aşa su katarcasına çeşitli beyanlarda bulundu, bu aşamaya gelindi.”

Gürkan, 12 Mart''ın Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur''un “9 Mart''ta bir harekatı önledik” demesine içerlemişti.

Oysa Batur da, 9 Mart''a kadar Gürkan''larla birlikteydi..

9 Martçıların bir cunta olduğu iddialarını reddeden Gürkan şöyle diyordu:

“Sorgulamada da bir ''oluşturduğunuz cunta'' lafıdır gitti. Halbuki soruda ''kuvvet komutanı başta olmak şartıyla yaptığınız hazırlık, oluşturduğunuz örgüt'' deseler kabul edeceğim. ''Kuvvet komutanı başta olmak kaydıyla oluşturduğunuz cunta'' deseler gene kabul... O zaman zaten cunta deyimi gücünü yitirir biraz. Kuvvet komutanı da baştaysa , ona niye cunta diyelim. Cuntada bir azınlık grubu akla gelir. Halbuki, en üst komutan başta olursa, buna cunta denemez, fesat yoktur. Aslında cunta deyimi baştaki kumandanları hariç bırakan bir hava yaratıyor. Ben ''cunta değil'' diyorum, tutturdular cunta diye. Hatta sonunda ifadede, şahsen cunta olduğu kanısında olmadığım, yani cunta deyimini reddetmekle beraber, istek üzerine, Silahlı Kuvvetlerde en baştaki kumandan dahil, oluşturulan ve memleket için çözüm şekilleri aramak için faaliyet gösteren bir anlamda cunta deyimini ifadede kullandım.”

General Gürkan sorgulandı ama hakkında dava açılmadı ve verdiği ifade mahkemeye intikal bile ettirilmedi.

Gürkan mahkemeye çıkarılsaydı, 9 Mart Olayı kuvvet komutanlarına kadar giderdi.

Demirel Hükümetini işbaşından uzaklaştıran ve ara rejim hükümetleri kurdurtan 12 Mart''ın generallerini hangi güç mahkemeye çıkartabilirdi ki?