Yay-ok ya da Asya-Avrupa etkileşimi içinde Türkiye'nin strateji arayışı

23:0017/08/1996, Cumartesi
G: 13/09/2019, Cuma
Ahmet Davutoğlu

MİLAN
Hauner 1990 yılında Rusya'nın Asya Heartland'ini inceleyen ve bunun ABD açısından konumunu yeniden değerlendiren "What is Asia to Us?" (Bizim için Asya Nedir?/Ne anlam ifade eder?) başlıklı bir eser yayınladı. Bugün Türkiye için de benzer bir çalışmanın yapılması zarureti vardır. Türkiye açısından Avrupa'nın taşıdığı önem birçok açıdan ele alınmış; Avrupa'yı Türkiye'nin kaçınılmaz durağı olarak görenler de, bu kıtadaki büyük güçleri Türkiye'nin her meselesinin baş müsebbibleri olarak görenler de düşüncelerini değişik biçim ve çerçevelerde ifade edegelmişlerdir. Ancak Necip Fazıl'ın Büyük Doğu ideali ile Asya'ya işaret etmesinden bu yana bu uçsuz bucaksız kıtanın Türkiye için ne anlam ifade ettiği pek de açık bir şekilde ortaya konamamıştır. Esoterik Doğu Asya, nostaljik Orta Asya ve Batı araştırma kurumlarınca sık sık Türkiye'ye yönelik yakın tehdit tanımlamasına giren Batı Asya (Orta Doğu) kalıplarının belirlediği bakış açısı gerek Asya kıtasında yaşanmakta olan ve dünya sisteminin ekonomi politiğini etkileme gücü kazanan hızlı değişimin gerekse bu değişimin de ivme kazandırdığı yeni konjonktürde Asya kıtasının Türkiye açısından değişen stratejik değerinin yeterince anlaşılamaması sonucunu doğurmuştur.


Avrasya ana kıtasının doğu-batı ve kuzey-güney istikametindeki hatlarının kesişim bölgelerinde bulunan köprü ülkelerinden birisi olan Türkiye sıradan Avrupalılık ve Asyalılık arasında süregelen anlamsız kategorileştiremelerin tesirinden kurtularak uzun dönemli strateji ve bu stratejinin gerektirdiği jeokültürel altyapının temel unsuru olan kimlik meselesinde yeni ve kapsamlı bir yenilenme süreci içine girmek zorundadır. Doğu-batı istikametinde ilerleyen Selçuklu-Osmanlı tarihi birikimi için Asya-Avrupa ilişkisi yay ile ok ilişkisi gibidir. Yay geriye doğru ne kadar gerilirse ok ileriye doğru o denli hızla gider. Bu nedenledir ki İran'daki hakimiyetini pekiştiren Selçuklu Devleti bir ok hizayla Anadolu'da ilerlemiş; Anadolu birliğini kurarak Asya yayını geren Osmanlı'nın Avrupa yönündeki ilerlemesi önlenemez bir ivme kazanmıştır. Kavramlar bile bu ilişki biçimini yansıtacak şekilde muhteva değiştirmiştir. Her iki halde de Rumeli Avrupa ya da batı istikametindeki ilerleyiş yeni merkezi olarak görülmüştür. Selçuklu için Rumeli şimdiki Anadolu'dur - bunun için Mevlana'nın ismi Celaleddin-i Rumi'dir Osmanlı için ise Balkanlar'dır. Ne yay ne de ok bu ilişki biçiminde ikincil konumda değerlendirilebilir. Mesele yayı ve oku yerli yerince ve birbirini destekler tarzda kullanacak strateji iradesinin oluşturulmuş olmasıdır.


Şimdi Avrupalılık kimliği ile kaçınılmaz çağdaşlık olgusunu birbiri ile özdeşleştiren sığ yaklaşım sahipleri "Bu fütuhat mantığının bugünkü çağda yeri ve konumu nedir?" sorusu ile bu ilişki biçimini sorgulayabilirler. Unutulmaması gereken husus şudur ki, toplumların uzun dönemli kimlik ve bu kimliğin yönlendirdiği stratejileri, araçlardan bağımsız bir şekilde etkide bulunurlar. Bu stratejilerin araçları kimi zaman askeri, kimi zaman kültürel kimi zaman ekonomik, kimi zaman ise bütün bu unsurları içeren kapsamlı bir medeniyet oluşumu ve hakimiyeti olabilir. Öncelikle mesele hangi araçların hangi zamanlama ile kullanılması değil hangi kimliğin hangi hedefler doğrultusunda harekete geçirileceği meselesidir. Araçlar ve zamanlama bu meseleden sonra kaçınılmaz olarak devreye girerler. Mesela Selçuklu-Osmanlı birikimindeki askeri ilerlemeyi bugün uluslararası ekonomik ilişkiler açısından yeni bir tanımlamaya oturtabilirsiniz. Türkiye'nin ekonomisini ve uluslararası ekonomik ilişkilerini AB çerçevesine indirgeyen ve sınırlayan bir yaklaşım yaysız bir oku eh ile bilinmeyen bir istikamete atma tavrı sergilemektir. Onun için de ok ile hedef arasında hiçbir mantıklı ilişki kurulamadığı gibi yayın gerilim gücünü oluşturan toplumsal motivasyon da gerçekleştirilememiştir. Asya'ya ayaklarını sağlam basamayan bir Türkiye'nin gözlerini ve ufkunu Avrupa'ya dikebilmesi de güçtür. Osmanlı'nın İranla ilişkisinin bozulduğu dönemlerde Avrupa'daki ilerleyişinin yavaşlaması gibi, Asya'daki ekonomik potansiyelini harekete geçiremeyen bir Türkiye'nin AB içindeki Avrupa'ya pazar ve turistik mekan olmaktan başka şansı ve seçeneği de olamaz.


Askeri/siyasi ve ekonomik stratejiler arasında zamanlama farkı ile birlikte ortaya çıkan uyumun en canlı misalleri Japonya ve Almanya'nın II. Dünya Savaşı esnasındaki askeri yayılım stratejileri ile II. Dünya Savaşı sonrası uyguladığı uluslararası ekonomik stratejiler arasındaki uyumdur. II. Dünya Savaşı'nda Alman tanklarının girdiği her bölgede bugün Alman Markı ve ekonomik etkisi, Japon donanmalarının ulaştığı her noktada Japon ekonomik modeli hakimdir.


Yayı hakkınca gerebilen toplumlar oku da istediği uzaklığa istediği zamanlama ile gönderebilen toplumlardır. Ne yayı unutarak oku rastgele sağa sola gönderenler, ne de oku unutarak yayı sürekli sloganik tarzda germekle uğraşanlar uzun dönemli kimlik ve strateji oluşturabilirler. Yapılması gereken şey, yayı Türkiye'nin sınırlarının ötesindeki potansiyelini de kapsayacak çapta ve ölçekte gerebilmek, oku da rasyonel bir stratejik planlama ile iddialı bir ufuk perspektifi arasında uyum sağlayan bir hedefe ayni anda yöneltebilmektir. Asya ile Avrupa'yı, akidevi metafizik ufuklar ile fiziki/coğrafi sınırlan bir bütünün parçaları haline getirecek olan bakış açısı da ancak ve ancak bu tür bir anlayışın ürünü olabilir.

#Asya-Avrupa
#Türkiye
#strateji
#Ahmet Davutoğlu