Bu günlerde transfer piyasasında milyon dolarlar uçuşuyor.
Uçuk transfer rakamları akla futbolcuların elde ettikleri gelirlere
sorusunu getiriyor.
Yüksek meblağlara ulaşan bir gelir söz konusu. Fakat futbol dışında ücret geliri elde edenlerden alınan artan oranlı gelir vergisi futbolcular için geçerli değil. Yani transfer gelirlerine sadece düşük oranda (yüzde 15) stopaj uygulanmaktadır.
7.5.1994’de 3986 sayılı yasa
GVK’na eklenen geçici 40. Madde ile
sporculara verilen ücretler gelir vergisinden istisna tutulmuş
, yüzde 15 oranında tevkifat (stopaj) yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Düzenlemelere 1998 ve 2003 yıllarında da devam edilmiştir. Son düzenleme 2008 yılında 5766 sayılı kanunla
yapılmış, 01.07.2008 tarihinden itibaren sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerde geçici 72.maddede belirtilen oranlarda (süper ligde futbol oynayanlar için yüzde 15) tevkifat yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Yıllar itibariyle yapılan düzenlemelere bakıldığında (1990’lı yıllardan bugüne) futbolcuların gelirlerinin ya
daha az vergilendirildiği ya da vergiden muaf tutulduğu
görülmektedir.
Avrupa’da yürürlükteki vergi kuralları oldukça açık ve vergi makamları işi sıkı tutuyor. Vergi kayıp kaçaklarını minimize ediyor (kayıt dışı ekonominin yüzde 10’lara indirilmesi bunun açık kanıtı).
Beş büyük futbol liginde
uygulanmakta ve üst dilim vergi oranları İngiltere yüzde 45, İspanya yüzde 52, İtalya yüzde 48, Fransa yüzde 50, Portekiz yüzde 57 (ki üst ligdeki futbolcuların gelirleri en üst dilime giriyor).
Birçok
Avrupa ülkesinde futbolcular Türkiye’de ödenen verginin 3 katından daha fazla vergi
ödemekteler.
Örneğin, Fenerbahçe’nin transferleri
Mathieu Valbuena ve Nabil Dirar
için vergiler dahil toplamda 8.33 milyon dolar ödenecek. Aynı futbolcular Lyon’da oynasalardı maliyetlerinin 19.2 milyon dolara ulaşacağı basına yansıdı.
Fransa’nın saygın gazetesi
söz konusu futbolcular için “Türkiye cennetine hoş geldiniz” manşetini atmış. Aslında
yapmıştır.
Avrupa’da, yüksek vergi oranlarının yanında
olduğunu da belirtmek gerekir.
Cristiano Ronaldo 2011-2014 yılları arasında 14.7 milyon euro vergi kaçırmakla suçlanıyor.
Daha önce Lionel Messi 2007-2009 yılları arasında 3.5 milyon dolar vergi kaçırmakla suçlanmış ve 21 ay hapis cezası almış. Kaçırdığı vergiyi faiziyle ödemesine rağmen ceza almaktan kurtulamamış; İspanyol yasaları 2 yıldan az cezaları denetimli serbestliğe çevirdiğinden Messi futbola devam ediyor.
PSG’li Di Maria, eski Galatasarylı Popescu da vergi kaçıran hem para hem de hapis cezası alanlardan.
Ünlü futbol teknik adamı Mourinho da vergi kaçıranlar arasında. Futbolcular kaçırır da antrenörler kaçırmaz mı dercesine.
Sepp Piontek, Michel Platini gibi isimler de yönetici olarak vergi kaçırmakla suçlananlar.
Ve daha onlarcası
vergi kaçakçılığı nedeniyle para ve hapis cezasına çarptırılmış tanınmış isimler.
Vergi kaçırmışlar, haklarında davalar açılmış, ceza almışlar ve vergilerini ödemişler.
Yukarda verdiğim vergi kaçıran ve ceza alan futbolcu, futbol adamı örneklerinden bir benzerine Türkiye’de rastladınız mı?
Türkiye’de ne sporcular ne de kulüpler ya da diğer futbol adamlarıyla
ilgili bir
vergi kaçakçılığı davası ya da suçlaması
gündeme gelmemiştir.
Bunun nedeni bir taraftan
vergi kanunlarında futbola tanınan hoşgörü
(istisna, muafiyetler, vergi oranlarının düşüklüğü) diğer taraftan
sektörün etkin denetlenmemesidir
.
Yoksa bizim
sporcularımız ve kulüplerimiz sütten çıkmış ak kaşık değiller
.
Özellikle futbol branşına yönelik teşvikler diğer branşlara sağlanan teşviklerden çok daha fazla.
Vergisel teşviklerin yanında
devlet büyük kulüpler için devasa stadyumlar yapıyor
. Bu harcamaların finansmanını vergilerle sağlıyor (vergi verenler arasında asgari ücretli, düşük gelirli, sabit gelirli, çiftçi ve emekliler de var).
Profesyonel futbol kulüplerine
tanınan bu kadar ayrıcalığa rağmen yükümlüğünü yerine getirmeyen ve vergi borcunu yeniden yapılandıran süper lig kulübü sayısı 10
.
Gerçek transfer ödemeleri üzerinden vergilendirme yapılıp yapılmadığı da maliye teşkilatının sahip olduğu teknoloji ile çok rahat tespit edilebilir ve vergi kayıp-kaçakları asgariye indirilebilir.
Sayıştay raporuna göre büyük
saha içi-dışı ve skorboard reklamlarından elde ettikleri
(yasal zorunluluk olmasına rağmen)
Spor Genel Müdürlüğü hesabına yatırmamışlar.
FIFA sıralamasında milli futbol takımımız 33. sıradadır (geçen yıla göre düşmüş).
UEFA sıralamasında kulüp takımlarının 2016-2017 sıralamasında Beşiktaş 34, Galatasaray 45, Fenerbahçe 60 ve Trabzonspor 73. sırada yer almaktadır.
Yani
profesyonel spora verilen büyük destek karşısında başarı düşük
.
O zaman yılların vergisel teşviği neden?
Futbolda
şiddet olayları ve futbolun bir endüstri haline dönüşmesi
futbola verilen devlet desteğinin
ne sosyal amaca ne de sportif başarıya katkı sağlamadığını göstermektedir
.
Dolayısıyla devlet desteğinin (vergisel avantaj v.s.)toplum açısından makul bir gerekçesi yok.
Futbolcu ücretlerine uygulanan düşük vergileme; vergi adaletine aykırı, kamu vicdanını yaralıyor. Devlet
futbolcuyu da diğer ücretli gruplar gibi artan oranlı tarifeye tabi tutmalı
.
Gelir vergisi kanunu yeniden yazılıyor. Eğer
sabit oranlı devam ettirilmek isteniyorsa yüzde 15 değil, üst dilime karşılık gelen
yüzde 35’e sabitlenebilir
.
herhangi sektörde faaliyette bulunan
firmalar gibi vergiye tabii tutulmalı
, bir ayrıcalıkları olmamalı.
Spor kulüpleri bir şirket gibi (bazıları anonim şirkete dönüştürülmüş) yönetildiğinden futbol kulüplerine yapılan
sponsorlukların reklam geliri
olarak kabul edilip
gerekir.
Gelinen noktada batıda olduğu gibi profesyonel
futbol kulüplerine devletin bakış açısı değişmeli
; amatör spor dalı gibi değil, ekonominin
diğer endüstrilerinde faaliyette bulunan şirketler gibi muamele edilmelidir
.