
Başlık garip gelebilir ama bu durum kamu kurumlarında yaşanmaktadır. Sıklık derecesini bilmesek de akıl sağlığı yerinde olmayan memurların görevlerine devam ettiklerini biliyoruz. Nitekim aşağıda yer vereceğimiz Danıştay kararı da bu durumu doğrulamaktadır.
Danıştay 12. Dairesi'nin 2020/3232 E., 2020/4095 K. No.'lu Kararı'nda ilginç bir olayla karşılaşıyoruz. Nitekim kararda, disiplin cezasına konu eylemlerin gerçekleştiği tarihte fiilinin sonuçlarını algılayamayacak derecede akıl hastalığına düçar olan memurun uzun yıllardır görev yaptığını görüyoruz. Doğrusu bu duruma gülüneceğini mi yoksa ağlanacağını mı anlayamadık.
Kararda şu ifadelere yer verilmiştir; İzmir Bölge Müdürlüğü bünyesinde ... Kurulu uzmanı olarak görev yapan davacının, Bandırma Liman Başkanlığı’nda görevli bulunduğu dönemde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/D-f bendinde belirtilen (Gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek) disiplin suçunu işlediğinden bahisle 3 yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin … gün ve … sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
Danıştay 12. Dairesi'nin 08/03/2017 tarihli ve E:2013/7407, K:2017/660 sayılı bozma kararına uyularak; davacının 2002 yılından bu yana ve disiplin cezasına konu eylemlerin gerçekleştiği tarihte de fiilinin sonuçlarını algılayamayacak derecede akıl hastalığına düçar olduğu hususunun sağlık kurulu raporuyla tespit edildiği, bu durumda davacının kusurunu ortadan kaldıran bu durumu nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. İdare mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararı Danıştay 12. Dairesi'nce onanmıştır.
Kararda en dikkat çeken hususun uzun süredir akıl hastası olan birisinin halen görevinin başında olması ve işlediği disiplin suçundan dolayı ceza alması ve alınan cezanın akıl hastalığı gerekçesiyle iptal edilmesidir. Akıl hastası olan birisinin görev başında tutulmasının nedenlerinin açıklanması gerekmektedir. Daha önemlisi ise başka akıl hastalarının da halen kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapıyor olup olmadığıdır.
657 sayılı Kanun'un 48/A-5 maddesine göre devlet memurluğuna alınacaklarda aranacak genel şartlar arasında 53'üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydı ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek akıl hastalığı bulunmamak sayılmıştır. Öyleyse Danıştay Kararı'nda belirtilen kişinin nasıl olup da memuriyette bulunduğunu merak ediyoruz. Halbuki memuriyete alınma şartlarından birisini kaybedenlerin memuriyetle ilişiği kesilmesi gerekmektedir.
Bazen çok büyük suçlar işleyen memurlar, aşırı iş güvencesi nedeniyle kamu düzenini adeta bozmaya zorlanmaktadır. Bazı kurumlarda adeta kurumun delisi haline gelmiş kişiler dahi oluşmuştur. Hatta zaman zaman almayı unuttuğu ilaçlar nedeniyle ortalığı birbirine katan birçok memur re’sen emekliye dahi sevk edilememektedir. Adeta kamu kurumları bu tür personellere katlanmak zorunda bırakılmıştır. Dolayısıyla kamu hizmetlerinde etkinliği sağlamak istiyorsak gerekli düzenlemeleri acilen yapmak zorundayız.
Kaldı ki bu tür düzenlemeler hem iktidarın hem de muhalefetin en kolay uzlaşacağı konular arasındadır. Yine bu konularda memur sendikalarının da gerekli desteği vereceğini düşünüyoruz.
Engelli Kamu Personel Seçme Sınavı ve Engellilerin Devlet Memurluğuna Alınmaları Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirilmesi yapılan engelli memur alımı ciddi bir sorun kaynağı olarak yerli yerinde durmaktadır.
Engelli Kamu Personel Seçme Sınavı’yla amaçlanan kamuda istihdam edilen engelli memur istatistiklerinin biraz daha yüksek görünmesini sağlamak mıdır, yoksa engelli vatandaşlarımızın hayata engelsiz katılımlarını sağlamanın olmazsa olmaz unsurlarından biri olan istihdam problemlerinin çözülmesi midir? Öncelikle tek cevabı olan bu iki sorunun cevaplandırılması gerekmektedir. Bu cevap doğrultusunda da objektif bir yaklaşımla Devlet Memurları Kanunu’nun 53’üncü maddesinin ve bu maddeye dayanılarak yapılan uygulamaların tartışmaya açılması gerekmektedir.
Bir örnekle konuyu izah etmek gerekirse; Hizmetli olarak yerleştirmesi yapılan bir kişinin özür derecesi % 85 ve omuzlarından iki kolu yok. Aynı zamanda da bu kişinin bütün doğal ihtiyaçları ailesi tarafından yerine getiriliyor. Ancak, bu kişi bir kamu kurumuna engelli hizmetli olarak yerleştiriliyor. İki kolu olmayan bir kişi nasıl hizmetli olarak görev yapacak? Hem 657 sayılı Kanun’da hem de ilgili yönetmelikte yerleştirme işlemlerinde özür grubunun dikkate alınacağı ifade edilmesine rağmen maalesef buna dahi uyulmuyor ve netice ortada. Bu örnek o kadar yaygın ki, adeta kamu kurumları engelli istihdamı konusunda kan ağlıyor.
Hatta engelli istihdamındaki belirttiğimiz yanlışlık nedeniyle kurumlarda engellilere yönelik çok ciddi tepkiler oluşmaya başlamıştır. Bu anlamda engelli vatandaşlarımızın memur olarak atanması ile yaşamaları gereken mutluluğun işyerindeki olumsuz bakışlarla mutsuzluğa dönüşmesini engelleyecek tedbirlerin alınması şarttır.
Uygulamada yaşanan sorunlar, engel grupları dikkate alınmadan yapılan merkezi yerleştirmenin nasıl bir sonuç doğuracağının ilgili kurumlar tarafından hesap edilmediğini göstermektedir. İstihdamla kamu yararı ve hizmet kalitesinin aynı paralelde gitmesi olmazsa olmaz bir zorunluluktur.
İşçi alımında bu tür sorunlara rastlanmamaktadır. Çünkü, hem kura usulü işçi alımında hem de KPSS puanı esasına göre alınan engelli işçi alımında ayrıca mülakat yapıldığı için istihdam edilecek kadrolara uygun olmayan adaylar burada elenmektedir.
Sonuç olarak, engelli personel istihdamında hem kamusal yarar hem de hizmet kalitesinin aynı paralelde gitmesi gereken bir olgudur. Öncelikle engelli personelin istihdam edileceği alanların iyi tespit edilmesi ve engel durumuna göre istihdamın sağlanması zorunludur. Şayet görme engelli veya iki kolu olmayan bir personel hizmetli olarak şizofren bir kişi memur olarak istihdam edilmeye çalışılırsa bu durumun kamuoyuna izahı mümkün değildir. Öncelikle bu konuyla ilgili mevcut uygulamada yaşan sıkıntılar (yerleştirme yapılan kurumlardan yaşanan sorunlar resmi yazıyla talep edilebilir) bütün detaylarıyla tespit edilmeli ve bu analiz neticesinde de engelli personel istihdam stratejisi oluşturulmalıdır. Bir de Danıştay kararındaki örneğimizde olduğu gibi görülmek istenmeyen sorunları da dikkate aldığımızda bir an önce harekete geçilmesi gerekmektedir. Aksi halde çok gecikilebilir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.