Patani"nin farkı ne?

00:009/01/2007, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Akif Emre

Geçen hafta Tayland''dan yazdığım yazının devamını Tayland-Malezya hattında sürekli hareket halinde olmam ve özellikle zaman farkı nedeniyle yetiştiremedim. Ancak henüz döndüğüm yolculuk sonrasında, bu ''yetiştirememe'' hususunda; Patani bölgesinde bulunduğum süre içinde yaşanan gerginliğin önemli bir payının olduğunu fark ettim.Türkiye ile Tayland arasındaki siyasal ve tarihsel paralelliklere dikkat çektiğim yazıdaki hususlara ek olarak Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgede yaşanan gerilimin

Geçen hafta Tayland''dan yazdığım yazının devamını Tayland-Malezya hattında sürekli hareket halinde olmam ve özellikle zaman farkı nedeniyle yetiştiremedim. Ancak henüz döndüğüm yolculuk sonrasında, bu ''yetiştirememe'' hususunda; Patani bölgesinde bulunduğum süre içinde yaşanan gerginliğin önemli bir payının olduğunu fark ettim.

Türkiye ile Tayland arasındaki siyasal ve tarihsel paralelliklere dikkat çektiğim yazıdaki hususlara ek olarak Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgede yaşanan gerilimin resmi Tayland jargonunda “güney sorunu” olarak adlandırıldığını hatırlatmakta yarar var. İHH''nın kurban faaliyetlerine yerinde tanıklık etmek üzere gittiğim bölgede açıktan hiç bir engelleme ile karşılaşıldığı söylenemez. Ancak dozu gittikçe artan gerilimi biz bile hissettik.

Bölgedeki durumu en iyi iki gözlem özetleyebilir. Bir üniversite öğretim görevlisine, sorunun kaynağının ne olduğunu sorduğumda, “Müslümanların bölgedeki tarihi çözümün önündeki en büyük engel” olduğunu savundu. Yüzyıla varmayan bir süre öncesine kadar bağımsız olan Müslümanların Tay egemenliğine girmiş olmalarının ve bu hafızayı diri tutuyor olmalarının Müslümanların realiteyi kabul edip bir azınlık olarak yaşamayı benimsemelerinin önündeki en büyük engel olarak gören bu bakış, yaşanan şiddet olaylarının tek olmasa bile en büyük sorumlusu olarak Müslümanları işaret ediyor.

Yıllardır bağımsızlık savaşı veren Patani Müslümanlarının taleplerini imkansız bir mücadele olarak görenler Tayland bütünlüğü içinde uslu vatandaş olmalarını salık veriyorlar. Oysa bölgede farklı görüşler olmakla birlikte en azından önemli bir kısım eşit vatandaşlık, kültürel hakların tanındığı bir otonomiden yana. Geçtiğimiz yıl camiden çıkan sivillerin hükümet güçlerince katliam boyutunda öldürülmesinin ardından faili mechul cinayetler hiç eksik olmuyor. Darbe ile iş başına gelen yeni hükümetin “güney sorunu”na yaklaşımının daha “soft” olduğunu belirten görüştüğüm insanlar, buna rağmen her tarafta korkunun hakim olmaya başladığını özellikle vurguluyorlar. Çünkü, hemen her gün bir imam, bir cemaat önderi yahut Müslümanlar arasında etkin bir isim faili mechul cinayete kurban gidiyor. Bu siyasi seri cinayetlere Müslümanlar adına benzer yöntemlerle cevap verilmesi durumu iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor. Patanili bir entelektüelin: “Önceden belli bir cephe ve yapılanma vardı, kimin ne tür eylem yaptığı ve neyi talep ettiğini biliyorduk. Şimdi ise bir eylemin gerçek sorumlusunun kim olduğunu bilmiyoruz” sözleri durumu çok iyi özetliyor. Nitekim biz orada iken hükümetin Müslüman okullarında görevlendirdiği üç Budist öğretmenin cesedi bulundu ve Yala''da okullar bir hafta kapatıldı.

Bu şiddet sarmalının bölgede Müslümanlarla Budistler arasında bir iç çatışmayı alevlendirme tehlikesi karşısında ne düşündüğünü sorduğum Tayland Dışişleri Bakanlığındaki bir yetkili: “Devlet çatışmaların o noktaya gelmesine izin vermez; daha önce kuzeyden getirip Müslüman bölgesine yerleştirilen Tay''lar arasında çatışma çıkınca bunları geldikleri bölgeye geri götürdü” diyor.

Oysa huzursuzluğun temel nedenlerinden biri de tam bu noktada yatıyor. Müslümanların çoğunluk olduğu bölgelerde kültürel ve demografik olarak planlı bir marjinalleştirme kampanyasının varlığını dışardan bakanlar bile görebilir. Bölgeyi gezdiren rehberimizin, adeta tek tek hangi evin sahibinin bir Müslüman olduğunu belirtirken, bunu nasıl bildiği sorusuna verdiği cevap bölgeyi anlamak için bir başka şifre olabilir: çünkü bu ev eski ve bakımsız…

Müslümanların en büyük şikayeti yönetimin kendilerine karşı uyguladığı ayrımcılık politikalarına yönelik… Doğal kaynakları açısından ülkenin en zengin bölgesinde yaşamalarına rağmen Müslümanlarla Budist çoğunluk arasındaki (kendi bölgelerinde) her anlamda gözle görülebilen eşitsizlik, ekonomik uçurum fazla söze gerek bırakmıyor.

Başkent Bagkong''un batılıları uzun çabaları sonunda turizmden öte adeta cinsel fantezilerinin tatmin edildiği, kokuşmuşluk görüntüsü veren boğucu yapısı karşısında dinamik, sakin ama kimliklerine son derce sahip Müslümanların durumunu kıyaslayınca ''iki dünya'' arasındaki fark çok açık biçimde kendini gösteriyor.

Söz konusu fark taşra ile kozmopolit büyük şehir farklılığından kaynaklanmıyor: Medeniyet bilincinde bir toplumun dünyaya vaat ettikleriyle alakalı bir fark. Erdemi, insani değerleri tüm dünyaya hatırlatan bir fark…