Yazarlar Atış serbest ama tutmaz

‘Atış serbest’ ama tutmaz

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir süredir ‘siyasi iletişimi’ için yeni taktikler deniyor…

Ana stratejisinin ‘mıncıkla bırak’tan öteye gittiğini göremediğimiz bu yaklaşımda, şu sıralar “Yatırım yapmayın, otomobil almayın, borçları ödemeyin” telkinleri öne çıkarmış durumda…

Önceki gün Twitter hesabından öğretmenlere seslenmiş: “Öğretmen kariyer sınavı rencide edici olduğu için daha makul bir çözüm bulmak üzere çağrı yapmıştım. Yanaşmadılar. Öğretmenlere sesleniyorum; bu saygısızlığa katlanmak zorunda değilsiniz, bu sınava girmeyin. Sizleri incitmeyecek çözümü seçimden sonra birlikte (konuşarak) buluruz.”

Bir siyasi iletişim yaklaşımı olarak çağrı yapılanları çözümsüzlüğe itmenin ne denli doğru bir yaklaşım olduğu tartışılır… Ayrıca itibarın, dolayısıyla beğeninin ve tercih edilmenin; kısaca seçimleri kazanmanın yolunu bir daha hatırlayalım…

Seçimlerde başarıyı sağlayacak anahtar kavramlar ‘vaat’ ve ‘güven’dir… Seçmenin önüne, onun geleceğini olumlu yönde etkileyecek, yani sizi ya da partinizi tercih etmelerini sağlayacak vaatlerle çıkmanız gerekir…

Gerekmesine gerekir ama tek başına yeterli değildir… Bu vaadi yerine getirebileceğinize dair güveni inşa etmeniz de şarttır… Başka bir deyişle ‘atış serbest’ taktiği, pek çok alanda tutmadığı gibi hele ki seçimlerde hiç tutmaz…

Dönelim Kılıçdaroğlu’nun vaadine… “Bu sınava girmeyin… Çözümü seçimden sonra birlikte buluruz” diyor… Peki, sınava girmemeyi teşvik ederek hak kayıplarına, insanların yaşamlarını altüst edebilecek sonuçlara neden olabilecek muhalefet lideri, söz konusu kendisi olduğunda böyle davranabilmiş miydi? İşte güven duygusunun sağlanabilmesi için en temel unsurlardan biri budur: Geçmiş tecrübeler…

Şubat ayında bir iletişim hamlesi daha olmuştu… “Elektrik zamları geri alınana kadar faturalarımı ödemeyeceğim” demişti. Sonrası bildiğiniz gibi bir sürü tutarsızlık… “Zamlar geri çekilinceye kadar” demişti ama elektrikleri kesilince yalnızca 1 hafta dayanabilmişti… Fatura ödenmiş, elektrikler geri gelmişti…

O zaman büyük büyük konuşmuş, lafa şöyle başlamıştı: “Bu eylemim bir sivil itaatsizlik çağrısı değildir.” Tam “Değil diyorsa, değildir” diye düşünecektik ki sözün devamını şöyle getirmişti: “Dünyadaki tüm demokratlara sesleniyorum: Onlar da samimiyseler, adalete inanıyorlarsa gerektiğinde halkları için acı çekmeyi, eyleme geçmeyi bilsinler… Adaletsizliğe baş kaldırmayı bilsinler…” Yani elektrik faturalarını ödemesinler…

“Haydaa, bu tutarsızlık yakıştı mı Sayın Genel Başkan?” demeye kalmadan aklımız bir başka konuya takılıvermişti: Yayınladığı videodan 4 milyon abonenin elektriğinin kesik olduğu, yani 16 milyon insanın karanlıklar içinde oturduğu anlaşılıyordu. Bunun düpedüz yalan olduğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Fatih Dönmez’in açıklamasıyla ortaya çıktı… O tarihte elektriği kesik abone sayısı 278 bindi. Bu da toplam abone içinde %0,6 demekti…

Maalesef bu son yalan da değildi… 4 aydır elektriğinin kesik olduğunu iddia ettiği bir hanımefendinin evine gitti. Bize izletilen evin mumla aydınlandığıydı… Fakat gerçek bu değildi. Evet borcu ödenmediği için hanenin elektriği kesilmişti ama 4 ay boyunca değil, yalnızca 5 gün… Kılıçdaroğlu ziyaret ettiğinde hanımefendi borcunu çoktan ödemiş meğer… Hatta 18 gün önce de elektriği açılmış…

Malumunuz; “Gerçeklerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır”… ‘Elektrik kesintisi gösterisi’ gündemden düşse de yalanlar hâlâ kendini belli etmeye devam ediyor. Bu kez Çamlıdere’den İbrahim Öztürk basına konuşmuş: “Üç ay önce CHP Başkanı evime misafir oldu. Öncesinde il ve ilçe başkanları beni buldu. Elektriğim kesik olmadığı hâlde ‘kesik dersen eksiklerini tamamlarız’ dediler. Onu da yapmadılar.”

Haydi buyurun bakalım! Rüşvet teklifi, yalan beyana teşvik, aldatmaca… Ne ararsanız var…

Peki, AK Parti’de durum nedir? Gördüğümüz kadarıyla; “Biz yaptık, yine yaparız” stratejisini uyguluyorlar. Esas olarak, 20 yılda ülkeye kazandırdıkları büyük eserleri dile getiriyorlar… Peş peşe sıralandıklarında aklın, havsalanın kolay kolay almayacağı büyük işler… Özellikle de son dönemdeki olağanüstü ‘dış politika’ zaferleri… Ancak hayatın ekonomik gerçekliği içinden çıkmış bir laf vardır: “İnsanlar geçmişi satar, geleceği satın alırlar.”

Önce topluma sonra da ilk kez oy kullanacak 6 milyondan fazla gence ‘ne vadedileceğinin’ ve bu vaatlerin ‘nasıl yerine getirileceğinin’ anlatılması, bu işin nasıl, hangi kanallardan, hangi ‘iletişim tonu’ (tone of voice) ile aktarılacağının görülmesi şart. Alman basınının da yazdığı gibi; Batı dâhil herkes, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu alanda da “Şapkadan tavşan çıkarmasını” bekliyor sanki… Burada yapılabilecek en büyük hata Sayın Cumhurbaşkanı’nı yalnız bırakmaktır…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.