İyi ki...

04:0014/05/2026, Perşembe
G: 14/05/2026, Perşembe
Ali Saydam

Pazartesi günü farklı etkinliklerde, hepsi birbirinden etkili üç ‘ liderin ’ bizce hayli derin, anlamlı ve ciddi uyarılarla dolu konuşmasına tanıklık etme fırsatı bulduk… Birincisi NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Esra Albayrak hanımın Uluslararası Dekolonizasyon Forumu ’nu açış konuşmasıydı. İkincisi, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanımız Prof. Dr. İbrahim Kalın beyin Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu ’nu ziyareti sırasındaki konuşması… Üçüncüsü de İş Bankası

Pazartesi günü farklı etkinliklerde, hepsi birbirinden etkili üç ‘
liderin
’ bizce hayli derin, anlamlı ve ciddi uyarılarla dolu konuşmasına tanıklık etme fırsatı bulduk…
Birincisi
NUN Eğitim ve Kültür Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı
Dr. Esra Albayrak
hanımın
Uluslararası Dekolonizasyon Forumu
’nu açış konuşmasıydı. İkincisi, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanımız
Prof. Dr. İbrahim Kalın
beyin
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu
’nu ziyareti sırasındaki konuşması… Üçüncüsü de
İş Bankası
Yönetim Kurulu Başkanı
Adnan Bali
beyin
72. Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı
ödül töreni vesilesiyle tarihi Pera Palas Oteli’nde düzenlenen törende yaptığı konuşma…

Esra Hanım tamamı ders niteliğindeki konuşmasının doruk noktasına çarpıcı bir örnek oturtmuştu. “Sanatın ve felsefenin dönüştürücü gücüne yaslanarak iki bildiğimiz hikâyenin kahramanına daha yakından bakalım” dedi ve devam etti Sn. Albayrak: “Endülüslü İbn Tufeyl’in Hay bin Yakzan’ı ve Avrupalı Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’su. Her iki hikâyede de ada, hayat tasavvurunun şekillendiği ana mekândır. Ama bu iki ada, iki farklı dünyanın kapısını aralar.

İbn Tufeyl’in hikâyesinde Hay, ıssız adaya düştüğünde bebektir. Hay’ın, tefekkür ve gözlemle başlayan anlam arayışını takip ederiz. Adada hiçbir şeyle sahiplik ilişkisi kurmaz; zira edindiği bilgi üstünlük kurmayı değil, birlikte var olma idrâkini kazandırmıştır ona.

Daniel Defoe’nun hikâyesinde ise, ıssız adaya düşen ana karakter, köle ticareti için Afrika’ya giden Crusoe’dur. İlk işi adayı bölmek olur: Çitler çeker, ‘benim kalem’, ‘benim tarlam’ der. Yerli bir adamı kurtarır, ona ismini sorma ihtiyacı duymadan karşılaştıkları günün adını verir isim olarak: Cuma. Crusoe, Cuma’ya kendi dilini, dinini ve kendisine ‘efendi’ demeyi öğretir. Sömürgeciliğin tüm grameri bu üç hamlede toplanmıştır: İsmini silmek, dilini ve anlam dünyasını değiştirmek ve kendini ‘efendi’leştirmek.

İşte bu iki karakter, dünya karşısında alınan iki farklı tavrın prototipidir. Hay için dünya, hakikate açılan bir vesiledir; Robinson için ise yönetilecek, sahiplenilecek bir alan.”

Dekolonizasyon
meselesi,
kültürel hegemonya
ancak bu kadar etkili anlatılabilirdi…
Yumuşak güç
(soft power) ile
sert gücü
(hard power) aynı tezgâhta eritmek ancak bu üslupla sağlanabilirdi… Konuşma inşallah Enstitü Sosyal’in medyasında yayınlanır da tamamını okuma fırsatını bulursunuz…
Kendisi de bir sanat ve kültür insanı olan (soft power) İbrahim Başkan ise kültürün bir
güvenlik meselesi
(hard power) olduğunu vurguladığı konuşmasında Kurul’a son derece önemli öneriler getirdi… Sanatçı ve edebiyatçıların uzunca süreler eser üretebilmek üzere ikamet edebilecekleri
Kültür Evleri
’nin çeşitli şehirlerimizde organize edilmesinin, her ay düzenlenecek
Kültür Sofraları
’nda yine kültür insanlarımızın devlet ve üst kademelerindeki icracı kişilerle bir araya gelmelerinin sağlanmasının ve ağırlıkla,
geleneksel sanat
ile
kültürün
tekâmül ettirilerek
çağdaş olanla
bütünleştirilmesinin sağlanmasının önemini vurguladı…

MİT Başkanı’nın konuşması ne yazık ki kayda alınmadı… Ancak onun duygu ve düşüncelerini sazında ve sözünde bulmak hiç de zor değil…

Üçüncü ziyafet ise akşam saatlerinde idi. “Sardunyalar Güneşe Bayılır” kitabıyla
Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı
ödülünü alan
Başak Arslan
ile Jüri Başkanlığı görevini de yürüten
Doğan Hızlan
üstat adına verilen
Özel Ödülü
“Maviden-Deniz Güzeldir” kitabıyla kazanan
Vecdi Çıracıoğlu
onuruna düzenlenen etkinlikte, İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali’nin konuşması da yukarıda bahsettiğim konuşmalar gibi ‘iki eksen’ üzerine inşa edilmişti… Yumuşak ve sert güç dengesi üzerine.
Bir yanda para, kredi, faiz gibi
sert konular
, öte yanda
İş Bankası Kültür Yayınları
gibi
yumuşak güç
destekleri…

Bali dedi ki: “Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstleninceye kadar günlük hayatımın büyük kısmı rakamlar, bilançolar, risk, kriz yönetimi, hiçbiri zekâ gerektirmeyen problem çözme mekanizmaları ile geçti.

Hep söylediğim bir şey var; insana dokunmayan rakamlara dokunamaz. Çünkü sayılar dünyayı, dünyadaki birçok şeyi ölçebilir ama anlam üretemezler. Anlam ancak insanla, insanın duygularına, düşüncelerine, yüreğine hitap etmekle mümkün olur.

Bugün bilgi teknolojileri çağında yaşıyoruz. İnternet ve cep telefonu sayesinde bütün bilgilere anlık olarak ulaşıyoruz. Bilgi artıyor, bilgelik artıyor mu emin değilim. Eğer bilgi artarken bilgeliğin de artmasını arzu ediyorsak okuyacağız. Başka bir yolunun olduğunu düşünmüyorum.

‘Okumayan insan bayatlar’ demiştim. Gıdalar gibi bayatlar. Çünkü yeniden beslenmemektedir. O yüzden çok okumalıyız, çoklu okumalıyız ve çok daha önemlisi doğrulanmak için değil, yanlışlanmak için okumalıyız. O çok beğendiğimiz, zaten bizim olan fikirlerimizi tekrar tekrar teyit etmek için okumamalıyız. Onları sarsmak için…

Zihninizin yarattığı surlarda mancınıklar, delikler açsın, konforunuz bozulsun.”

Bir dönem birlikte
NPQ Türkiye
dergisini yayınladığımız
Nathan Gardels
’in müthiş sözüdür: “Etkili liderlik, gerçekliğin ortamını doğru okuyup neyin doğru ve kalıcı, neyin gelip geçici olduğunu ayırt etmek ve buna göre hareket etmektir.”

Hakiki ve kalıcı fikirleriyle bizi aydınlatan Sayın Albayrak, Sayın Kalın ve Sayın Bali... İyi ki varsınız…

#eğitim
#kültür
#sanat