Üst düzey askeri yetkili kim?

04:008/12/2014, Pazartesi
G: 12/09/2019, Perşembe
Bülent Orakoğlu

Türkiye’nin geçmiş siyasi tarihini bir darbeler manzumesi olarak telakki etmemiz sanırım hiç yanlış olmaz. 60, 71, 80, 28 Şubat Darbeleri çok sayıda darbe teşebbüsleri bu ülkenin kaderi yapılmak istendi. Darbeler devlet-millet kaynaşması ve güvenini zedelediği gibi birlik ve beraberliğimize, milli güvenliğimize yönelik en büyük ve önemli tehdit unsuru oldu.10 yılda bir milli iradeye yönelik darbe veya darbe teşebbüsleri, Türk toplumu içinde sayıları küçümsenmeyecek oranda darbelere destek veren

Türkiye’nin geçmiş siyasi tarihini bir darbeler manzumesi olarak telakki etmemiz sanırım hiç yanlış olmaz. 60, 71, 80, 28 Şubat Darbeleri çok sayıda darbe teşebbüsleri bu ülkenin kaderi yapılmak istendi. Darbeler devlet-millet kaynaşması ve güvenini zedelediği gibi birlik ve beraberliğimize, milli güvenliğimize yönelik en büyük ve önemli tehdit unsuru oldu.

10 yılda bir milli iradeye yönelik darbe veya darbe teşebbüsleri, Türk toplumu içinde sayıları küçümsenmeyecek oranda darbelere destek veren bir kesimin oluşmasına neden oldu. Darbeci askerlerin yargı önüne çıkarılıp yargılanması karşısında, darbeci sivillerin özelikle yargı önüne çıkarılmamaları, üstelik bulundukları görevlerden, daha üst seviyelere yükseltilmeleri bu kesimlerin daha sonraki darbe süreçlerinde kullanılma stratejisi maalesef üst aklın günümüze kadar başarı ile uyguladığı önemli bir projesiydi.

Ülkemizde derin yapılar tarafından, darbelere kamuoyu desteği sağlama amacı ile her darbe süreci darbe jargonu ile darbeleri çağrıştıran, slogan, söylem, marş ve şarkılarla özdeşleştirilmişti. Bir taraftan ülkenin darbe süreci içinde olduğuna yönelik toplumsal algı yaratılarak meşru iktidarın laiklik ve demokrasiyi tehdit ettiği tezleri işlenirken, diğer taraftan toplumu darbelere uyumlu hale getirecek propaganda ve psikolojik harekat yöntemleri uygulanıp, askerler darbe yapması için yazılı ve görsel medya üzerinden kışkırtılıyordu.

Örneğin geçmişte ‘’Genç subaylar rahatsız’’ başlığıyla medyada yer alan haberler devleti idare eden üst düzey yöneticiler ve Genelkurmay Başkanları üzerinde darbe psikolojisi ve baskısı yaratma amacıyla devreye sokulmuş, ordu içinde emir komuta zinciri dışında cunta yapılanmalarını hatırlatan bir işleve işaret etmesi ve kamu düzeni açısından önemli görünüyor.

Genç Subaylar 27 Mayıs Darbesi

27 Mayıs 1960’ta ‘’Genç Subaylar‘’ darbe yaptılar. Dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun başta olmak üzere Cumhurbaşkanı Bayar’ı, Başbakan Menderes’i, bakanları ve iktidar partisi DP’nin tüm milletvekillerini, Demokrat Parti'ye yakın valileri, bürokratları hatta bazı polis görevlilerini bile tutukladılar. Tutuklananlar iki sıra halinde silahlı askerlerin arasından geçirilirken, tekmeleniyor tokatlanıyorlardı. Küfür ve tükürük yağmuru altındaydılar.

Darbeden hemen sonra TSK içinde büyük bir tasfiye hareketine geçildi, 245 amiral ve general çeşitli rütbelerde 4000 subay ve astsubay re'sen emekliye sevkedildi. Hukuk kuralları gözardı edilerek peşin hükümlerle, uydurma bilgi ve belgeler üzerinden yargılama yapan Yassıada Mahkemesi 15 kişiyi ölüm, 32 kişiyi de müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Başbakan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan cuntacılar tarafından idam edildiler. Böylece Türk demokrasi tarihine silinemez bir kara leke bulaşmış, ‘ ’Demokles’in Kılıcı‘’ deyiminden de anlaşılacağı gibi 27 Mayıs sonrası ‘Genç Subaylar’ sendromu demokrasiye yönelik en önemli potansiyel tehditler arasında yerini almıştı.

27 Nisan E Muhtırası öncesi ABD’de Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına izin vermeyecekleri açıklaması yapan üst düzey askeri yetkili

28 Şubat post-modern darbesi sürecinin fenomeni sayılabilecek ismi açıklanmayan ‘’üst düzey askeri bir yetkili’’ mahreçli açıklamalar maalesef günümüze kadar devam etti. 28 Şubat sürecinde Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerinin manşetlerinde sık sık rastladığımız ’’Üst düzey bir askeri yetkili açıklaması yıllar sonra tekraren Hürriyet Gazetesi'nde hortladı. Haberi kaleme alan gazeteci Kasım Cindemir’e göre 2007 Mayıs ayından birkaç ay önce yani 27 Nisan E Muhtırası öncesinde ABD’de yüksek rütbeli bir Türk subayın ‘’Başbakan Erdoğan’ın veya başka bir İslamcının Cumhurbaşkanı olmasına asla izin verilmeyeceğini" söylediğine yönelik iddialar yer aldı.

Genelkurmay Başkanlığı’nın ‘’üst düzey askeri yetkili’ mahreçli açıklamaları ile ilgili basın bildirisi

Genelkurmay Başkanlığı ‘’üst düzey bir askeri yetkili‘’ mahreçli açıklamaların TSK’nın kurumsal kimliği ve emir komuta zincirini hedef alması nedeniyle 2006 ve 2008 tarihlerinde yaptığı iki açıklamada ‘’Genelkurmay üst düzey yöneticilerine‘’ atfen verilen tüm haber ve yorumların, haberi veren bilgi kaynağını açıklamadığı sürece yalan haber olarak değerlendirilmesi gereğine işaret etmişti.

Milliyet Gazetesi’nin 5 Aralık 2014 tarihli manşetten verdiği ‘’Silahlı Kuvvetler'in bedelli kaygısı’’ haberi

Milliyet Gazetesi yazarı Serpil Çevikcan’ın, 5 Aralık 2014 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde manşetten yayınlanan ‘’Silahlı Kuvvetler'in bedelli kaygısı" başlıklı haber ile ilgili olarak Başbakan Davutoğlu, bedelli askerlikte askeri yetkililerin endişe taşıdığı iddiası ile ilgili olarak “Genelkurmay Başkanlığımız, Başbakanlığa bağlıdır. Askeri kaynakların herhangi bir konuda kaygıyı iletmek için basına konuşmasına gerek yoktur. Öncellikle bir kaynağa göre verilen ve ismi belli olmayan haberlere itibar etmediğimi ve devlet geleneğimizde de buna yer olmadığını belirtmek isterim. Ayrıca TSK’dan da gerekli brifingleri alarak bu kararı verdiğimizi grup toplantıda açıklamıştım. Dış politika ve iç politikada bu tür anonim kaynaklı haberlere itibar edilmemeli’’ demişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Askon’un Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ‘’27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat zihniyeti tam anlamıyla silinmiş değil. Millet iradesine düşman olanların, umutlarını kaybettiğine, vazgeçtiklerine, artık millet iradesine taarruz etmeyeceklerine inanırsak, Türkiye’nin bütün kazanımlarını riske etmiş oluruz" tespitleri doğrultusunda; Milliyet Gazetesi yazarı Serpil Çevikcan’ın ’’Karargahta hakim görüş: 2 Kumpas’’ ‘’Askerden iki beklenti’’ başlıklı yazıları da dahil olmak üzere bu görüşlerin, hangi komutanlara ait olduğu, özellikle, Jandarma'nın İçişleri Bakanlığı'na bağlanması kararına neden karşı olduklarını, üstleri kanalıyla resmi bir yazı ile konuyu Başbakanlığa bildirip bildirmediklerinin öğrenilmesi demokrasi açısından önemli ve elzem görünüyor.

#Darbe
#devlet-millet
#Genç Subaylar