
İnsanlar düdük sesinin hayatımızdaki öneminin çok zaman farkında değillerdir. Sokaklarda geçen polis arabalarının siren sesleri bize bir şeyler hatırlatır. Bir zamanlar, polislerin ve bekçilerin elinde sirenler değil, sadece düdükler vardı.
Bunlar geceleri muayyen saatlerde düdük çalarlardı. Yatağında yatan vatandaş, bu sesi duyduğu zaman, “İşte sokakta devlet var” der ve emniyetle uykusuna devam ederdi. Bu düdük sesleri üç kıtaya yayılmış bir imparatorlukta yaşayan vatandaşların güvenliğinin en büyük göstergesiydi.
Bir gün bu ülke düdük sesleriyle idare edilemez hale geldiği için, düdük seslerinin yerini sirenler almıştır. Sirenleri çalanlar da, kendi otoritelerinin bu sesin yüksekliğinden aldığını zannederler ve her defasında daha yüksek perdeden bağırmaya, yarış etmeye başladılar.
Bu sebeple de, her seferinde, polis sirenleri veya ambulanslar, sokaklardan geçerken, kulakları sağır edecek tonda sesler çıkarmaktadır.
Düdük sesi, içimize öyle yerleşmiştir ki, kulağımız her an bu sesi duymaya hazır hale gelmiştir. Bir zamanlar, Bülent Ecevit, siyasi durumu anlatmak için bu sesi hatırlatmak gereğini duymuştu. Demişti ki, “Bir düdük çalacak, halk sahaya inecek…”
Ve nitekim bu sözlerden sonra 12 Eylül darbesi yapıldı ve bir iktidar devrildi.
Hakem düdüğü
Bir futbol maçına gideriz. Bütün dikkatimiz, oyunculardan daha çok hakemin elindeki düdük üzerine odaklanır. En çok merak ettiğimiz şey, o düdüğün adil ve yerinde çalınıp çalınmadığı noktasındadır.
Trafik ışıkları yokken, kavşak noktalarında polisler görev yaparlardı. Onların yönetimiyle, vasıtalar birbirine mani olmadan yollarına devam ederlerdi. Bu haliyle düdük sesleri hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmişti.
Bazı ülkeler polis teşkilatları, sahip oldukları silahların çokluğuyla ve etkili olmasıyla öğünür. Oysa asıl övünülmesi gereken şey, polislerin ellerindeki coplar veya silahlar değil, düdüklerin saygınlığı olmalıdır. Bir zamanlar İngiliz polis teşkilatı, polislerin ellerinde silah yerine sadece bir cop bulunmasıyla öğünürdü.
Düdük sesi diyince aklımıza buharlı lokomotiflerin, düdük sesleri de gelir. Buharlı lokomotiflerin düdüğünü, çok kimse, tren yolu üzerine çıkmış insan veya hayvanları uyarmak için yapıldığını sanır. Oysa onun asıl fonksiyonu, kazan içerisinde biriken buhar tazyikini azaltmak ve kazanın patlamasını önlemektir. Bu düdüğün çalınması sembolik olarak o kadar büyüktür ki, hayatımızın her anında bunu dikkate almak zorundayız.
TBMM önündeki bayrak
TBMM''nin mimarı, Atatürk''e “TBMM planında bulunmasını istediğiniz bir şey var mı?” diye sormuştu. Atatürk ona:
“TBMM bahçesine iki tane bayrak direği koyunuz. Bu direk Ankara''nın her tarafından görülecek kadar uzun olsun. Bu direklerden birisine Türk bayrağı, diğerine de TBMM bayrağı çekilsin. Vatandaşlar onu görünce, Meclis''in çalıştığını anlasınlar.”
Bu da vatandaşın kafasında toplanan tansiyonu azaltmak için söylenen bir sözdür. Ben o bayrağın her göndere çekilişinde bu düdük sesini işitirim.
Sûr düdüğü
Düdük sesi dediğimiz zaman hatırlamamız gereken bir olay daha vardır. İnançlarımıza göre, kıyamet de bir düdük sesiyle kopacaktır. Bu düdük Sûr düdüğüdür. O çalacak ve kıyamet kopacaktır.
Şurası unutulmamalıdır ki, dünkü bekçi düdüğünün yerini bu gün kulakları patlatan siren sesleri almaktadır. Ama pek az kimse düşünmektedir ki, düdükler kendi güçlerini, seslerinin yüksekliğinden değil, ifade ettiği adalet ve emniyet duygusundan almaktadır.
Polis sirenleri insanların çığlığına benzer. Onları duyduğumuz zaman diyoruz ki, bu canhıraş sesler, bekçi düdüğüne hasret bir neslin feryatlarından başka bir şey değildir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.