Yazarlar Millet Kütüphanesinin müdavimleri

Millet Kütüphanesi’nin müdavimleri

Dursun Gürlek
Dursun Gürlek İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

İstanbul’da yazma eserler bakımından en zengin kitap hazinelerinin ilki Süleymaniye Kütüphanesi ise, öteki de Millet Kütüphanesi’dir. Diğer kütüphanelerimizde de böyle kıymetli yazmalar bol miktarda bulunuyorsa da, adları geçen iki kütüphane miktar itibariyle başı çekiyor. Müsaadenizle Millet Kütüphanesi’nden ve bânisi Ali Emiri merhumdan, - vefatının doksan altıncı yılı dolayısıyla – kısaca bahsetmek istiyorum.

Bu büyük kitabiyyat bilginimiz 24 Ocak 1924 tarihinde altmış sekiz yaşında vefat edince, vasiyeti gereği Fatih Camii haziresindeki kabr-i şerifinde sırlandı. Memnuniyetle belirtelim ki, vefatıyla güzel bir gelenek başladı. Devrin kalem erbabı, özellikle kitap ve kütüphane dostları, her yıl, merhumun kabri başında anma toplantıları düzenlediler. Yapılan konuşmalarla, edilen dualarla ruhunu ta’ziz ettiler. Şükürler olsun ki, bu güzel gelenek günümüzde de devam ediyor, kütüphanenin şimdiki müdürü Melek Hanım da bir vefa örneği göstererek her yıl anma toplantıları yapmayı sürdürüyor.

Ali Emiri Efendi, 24 Ocak 1924 tarihinde altmış sekiz yaşında vefat edince – vasiyeti gereği – Fatih Camii Haziresi’ne defnedildi. Geçen Ocak ayının 24’ü merhumun ölümünün doksan altıncı yılı olduğu için, kabri başında bir kere daha hayırla anılıp dualar edildi, aşr-ı şerifler okundu. Duayı yapan arkadaşımız “medfun” yerine “meftun” kelimesini yanlış kullanarak “Bu hazirede yatan Ali Emiri hazretlerinin ruhu için” dediyse de, bendeniz büyük kütüphanecimize “meftun” olduğum için onu da hoş gördüm. Bu arada şunu da söyleyeyim; eğer kadim dostum Muhsin Karabay son anda haber vermeseydi ben de bu güzel programa katılamayacaktım. Geçelim…

Kabristandaki toplantıdan hemen sonra Millet Kütüphanesi’ne gidildi. Genç bir akademisyen arkadaşımız, özellikle Ali Emiri Efendi’nin şiirlerini konu alan bir konuşma yaptı. Daha sonra çay faslı için, müdire hanımın odasına girdik. Vefayı esas alan bu yerinde geleneği devam ettirdiği için Melek Gençboyacı Hanım’ı bir kere daha tebrik ediyorum.

“Ali Emiri’nin İzinde” giden ve kütüphanesine yıllarca hizmet eden merhum Mehmet Serhan Tayşi’den – bir iki cümleyle de olsa- söz etmezsek bu yazı eksik kalır. Öyleyse tamamlayayım. Serhan Tayşi Ağabeyimiz hem kitabiyyat bilgisi, hem de kitap dostlarına olan ilgisi bakımından Ali Emiri Efendi’nin tam bir hayrülhalefi idi. Onun müdürlüğü zamanında, bu kütüphane benim neredeyse ikinci adresimdi. Makam odasında yaptığımız sohbetlerin tadı hâlâ damağımda dersem, bir gerçeği dile getirmiş olurum. Tadına doyum olmayan bu tarih ve kültür sohbetlerinin gelecek nesillere de intikal etmesi için, ona hatıralarını yazmasını defalarca söyledim. Hamdolsun, “Ali Emiri’nin İzinde” adını taşıyan 614 sayfalık kitap işte bu teşvikler sonucu ortaya çıkmış oldu.

Söz buraya gelmişken, adı geçen eserden – teberrüken – kısa bir iktibasta bulunmak istiyorum. Mehmet Serhan Tayşi, Ali Emiri’yi anma toplantılarından bahsederken şunları söylüyor:

“Kütüphanedeki törenlere, tanınmış kültür adamlarımız, siyasetçilerimiz, münevverlerimiz katılırlardı. Hatta bir defasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, yanında Ord. Prof. Sadi Irmak, Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’le gelmişti. O günün hatırası olarak Bayar’a bir plaket takdim etmiştik. O da kütüphanemizin hatıra defterine yazı yazmıştı.

Fatih’te ikamet eden ve Fevzi Paşa Caddesi’ni boydan boya ağaçlandırarak, gerçekten güzel bir hizmet yapan Sâmiha Ayverdi Hanımefendi de, kütüphanemizdeki anma programlarına katılıyordu. Kardeşi Ekrem Hakkı Ayverdi de, hem kitaplarımızı incelemek, hem de konuşmalar yapmak üzere, kütüphanemize gelirdi.

Sâmiha Hanım, eski İstanbul’la ilgili çok güzel bir sohbet yapmıştı. Ama bazı itirazcılar, Osmanlı padişahları hakkındaki bir takım yorumlarına kızmışlardı. Sol görüşlü bu adamların ortamı germesiyle, Sâmiha Hanım da celallenince, o gün epey münakaşa olmuştu.”

Serhan Bey, daha çok kendisini ilgilendiren bir hatırasını da, şöyle dile getiriyor:

“Gümüşhanevi dergâhından Ömer Ziyaeddin Efendi’nin oğlu olan Prof. Dr. Yusuf Ziya Binatlı hocamızla samimiyetim vardı. İskenderpaşa çevresiyle muhabbetimiz olduğu için kendisiyle de tanışmıştım. Binatlı Bey, akademisyenliğinin yanında hafızdı, derviş tabiatlı, gönül ehli bir insandı. Arapça, Farsça, Osmanlıca ileri derecede vakıf olduğu lisanlardı.

Bir ara solcuların, bitmez tükenmez entrikalarının neticesi olarak, kütüphanede yine nazik bir durum ortaya çıkmıştı. Zaten Müslüman ve maneviyatçı bir insanın, kütüphane müdürü olmasına asla tahammül edemiyorlardı. Her vesileyi kullanıp beni yıldırmaya çalışıyorlardı. Yusuf Ziya Binatlı Hoca’ya, Atatürk ve Cumhuriyet konusunda bir konuşma yapması ricasında bulundum. Hoca beni kırmadı, konuyu toparlayan çok güzel bir konuşma yaptı. O toplantıya sırf beni eleştirmek ve eksiğimi bulmak için gelen bazı adamlar vardı. Hoca, onların heveslerini kursaklarında bıraktı.”

Prof. Ömer Faruk Akün’ün, Prof. Günay Kut’un ve daha bir çok ilim adamının burada yaptıkları konuşmaları, nâm-ı diğer kütüphane muhabbetlerini ayrıntılı öğrenmek istiyorsanız, adı geçen hatıraları okumanız gerekiyor. Sözü Yahya Kemal’in şu beytiyle bitirelim:

Muhtaç isen füyûzuna eslâf pendinin

Diz çök önünde şimdi Emiri Efendi’nin

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.