Her ne kadar ülkelerin gelişmişliğinin ve yüksek gelirli ülke olmanın en somut kriteri kişi başı gelir olsa da, ülke GSYH’nin nasıl paylaşıldığı ve sosyal göstergelerdeki iyileşme en önemli hususlardandır. Dolayısıyla, ülkelerin kalkınmışlığının yalnızca kişi başı gelirle değil, eğitim, sağlık gibi hizmetlere erişimi kolaylaştıran ve toplumda sosyal riski azaltan sosyal politika araçlarının geliştirilmesi daha önemli hale geliyor. Çünkü, bu araçlar ile kırılgan toplum kesimlerine ulaşmak hem ekonomideki
Her ne kadar ülkelerin gelişmişliğinin ve yüksek gelirli ülke olmanın en somut
kriteri kişi başı gelir olsa da, ülke GSYH’nin nasıl paylaşıldığı ve sosyal göstergelerdeki iyileşme en önemli hususlardandır.
Dolayısıyla, ülkelerin kalkınmışlığının
yalnızca kişi başı gelirle değil, eğitim, sağlık gibi hizmetlere erişimi kolaylaştıran ve toplumda sosyal riski azaltan sosyal politika araçlarının
geliştirilmesi daha önemli hale geliyor.
Çünkü, bu araçlar ile kırılgan toplum kesimlerine ulaşmak hem ekonomideki hasılanın adil paylaşılmasını sağlayacak hem de uygulanan
ekonomi politikalarının benimsenmesini ve bu politikaların başarılı olmasını da beraberinde getirecektir.
Bu nedenle, dünyanın birçok ülkesinde seçim dönemlerinde olsun veya seçim sonrasında olsun gündemde olan en önemli konu, hangi sosyal politikaların hayata geçirileceği oluyor.
Birçok ülkede vatandaşların
hem mevcut kazanımlarını devam ettirmek hem de dünyada meydana gelen salgının neden olduğu sıkıntılardan kurtulmak, tedarik zincirlerinin kırılmasından dolayı artan fiyat artışlarının etkisini hafifletmek ve enerji fiyatlarının
neden olduğu enflasyonun etkisini azaltmak için ülkelerin uyguladığı temel politika aracının yine sosyal politika araçları olması tesadüf değildir.
Dolayısıyla, bir çok ülkede var olan sosyal politika araçları ve duruma göre oluşturulacak kurumsal sosyal politika araçları ile ortaya çıkan hasılanın adil paylaşımı ve
kalkınmanın daha güçlü temeller ile sağlamlaştırılması önemlidir.
KALKINMA İÇİN FARKLI GÖRÜŞLER
Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kurumlara göre,
birçok ülkede ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi, gelir dağılımının adil paylaşılması veya yoksulluğun ortadan kaldırılması, ekonomik büyümenin gerçekleşmesine bağlıdır.
Yani tek çarenin ekonomik büyüme olduğuna inanılmaktadır.
Ekonomik büyüme gerçekleşirse zenginlik artar ve dolayısıyla yoksulluk da azalır ya da ortadan kalkar.
Ancak, birçok ülkede gerçekleşen ekonomik büyümeye rağmen, eğitimde, sağlıkta, beşeri sermeyenin niteliğinde, nitelikli işgücünde ve daha birçok alanda hedeflenen noktalara ulaşılmaması bu yaklaşımın başarılı olmadığını ortaya koymaktadır.
Bu da yeni yaklaşımların geliştirilmesini beraberinde
getirmektedir.
Birleşmiş Milletler (BM) tarafından oluşturan kurumlar, dünyada zengin ve yoksul arasındaki gelir farkının açıldığını ve bu açığın mutlaka kapatılmasını sürekli olarak dile getirmektedir.
BM’ye göre, kalkınmanın gerçekleştirilmesi, gelir dağılımının iyileştirilmesi ve yoksulluğun azaltılması ve ortadan kaldırılması için bakış açısının tamamen değiştirilmesi gerekiyor.
Ülkelerin kalkınmasını yalnızca parasal boyuta yani kişi başı gelire bağlamamak, bu konuya çok boyutlu göstergeler ile bakmak gerektiği ifade edilmektedir.
Bu göstergeler ise okullaşma oranı, okur-yazarlık oranı, ortalama yaşam süresi, temel sağlık hizmetlerine erişim kolaylığı gibi önemli sosyal göstergelerdir.
Bu da ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesinin yalnızca iktisadi büyümeyi değil birçok ekonomik ve sosyal göstergenin iyileşmesini de zorunlu kılmaktadır.
#Ekonomi
#Birleşmiş Milletler
#Erdal Tanas Karagöl