Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla mesaj göndermiş, çözüm süreci için elimden geleni yapmaya hazırım, Kürtlerin herhangi bir devlete ihtiyacı yok, demiş.
Doğru…
Kürtlerin herhangi bir devlete ihtiyacı yok da, Amerika’nın var, sorun burada.
Öcalan, Amerika’nın istediği Kürt devletini kuramadı, plan değişti, onun için teslim edildi.
Sana o kadar yardım ettik, senin için bölgeye Çekiç Gücü yerleştirdik, adamlarını eğittik, bir işi beceremedin, ne halin varsa gör, dediler teslim ettiler ve BOP’u devreye soktular.
Şimdi kalkmış, elimden geleni yapmaya hazırım, diyor.
Daha önce elinden geleni gördük, ne yapabildin?
Diyarbakır meydanında mektubun okundu, koskoca devlet seninle masaya oturdu, operasyonları durdurdu, sonunda ne oldu?
Çözüm sürecinde teröristlerin mevzilendiği şehirleri boşaltmak için onca şehit verildi, kan aktı kan!..
Elinden ne geliyor, ne yapabiliyorsun da tekrar çözüm sürecinden bahsediyorsun?
Mesela…
Kandil’i boşaltabilir misin, oradaki lider tayfasını teslim olmaya ikna edebilir misin, örgüte silah bıraktırabilir misin?
Ne yapabilirsin?
Belki dağda bayırda macera peşinde koşan birkaç zavallıyı şehre indirebilirsin, kendi kendilerine iç hesaplaşma yapmaları için telkinde bulunabilirsin.
Başka da bir şey yapamazsın.
İşin tuhaf tarafı, Öcalan’ın kendini hala PKK lideri olarak görmesi, örgüt üzerinde etkili olduğuna inanması.
Sanki onu takan var.
Terör örgütü elli parçaya bölünmüş, her birim başka bir istihbarat örgütüyle çalışıyor, parayı verenin üniformasını giyiyor.
Bu da kalkmış, çözüm süreci için elimden geleni yaparım, diyor.
Teröristin kartonu da böyle oluyor işte, karton terörist…
Ciddiye almaya değmez, fakat bu teklifin arkasında başka bir şey var, esas o konuyu konuşmak lazım.
Suriye…
Öcalan’a, içeride çözüm süreci safsatasını dillendirenler Suriye’de meşruiyet arıyorlar.
Türkiye’nin, Suriye politikasında yumuşamasını istiyorlar.
Bakın baştan söylüyorum…
Öyle İmralı’ya kitap gönderip, Kürdistan’ın özgürlüğünü hissediyorum, Türk bayrağının şekli değişmelidir, diyen satın alınmaya müsait, omurgasız tayfa gibi bir yerlerden fonlanan kalemler değiliz biz.
Çok net…
Ne Suriye’nin, ne Irak’ın, ne İran’ın, ne de Türkiye’nin toprak bütünlüğünü bozacak, o bölgeye kurulacak bir terör devletine karşı yazı yazamayacağımız, konuşamayacağımız bir gün gelirse sokakta bildiri dağıtmaya da hazırız.
Türkiye’yi davet ettikleri çözüm masası, yıkım masasıdır.
Öcalan’ın, YPG üzerinde ne etkisi varmış da, kendisini muhatap olarak ileri sürüyor?
Kürt devletine ihtiyaç yokmuş!..
Yoktu da binlerce tır silah niçin verildi, nerede kullanılacak o silahlar, Amerikalı subaylar YPG üniformalarını neden giydi, kime ne mesaj verildi?
Bu kadar da olmaz ki…
Teröristin kampına yığınak yapıyor, neredeyse savaş uçağı verecek; bir taraftan da aynı terör örgütüne yönelik ortak harekat merkezi kurmayı teklif ediyor.
Oradan bakınca aptal gibi görünüyoruz herhalde…
Türkiye, bırakın kendi topraklarını, Suriye toprakları üzerinden konuşulan bir çözüm sürecine bile dahil olmamalı.
Baştan bir kere kabul ettin mi, paçayı kaptırdın mı, sonra masaya koydukları her şeyi kabul etmek zorunda kalıyorsun.
Türkiye, kendisine dayatılan, içinde PKK/YPG ve türevlerinin olduğu hiçbir yapıyla bundan sonra silahsız bir görüşmeye gitmemeli.
İçeride bunca operasyon yap, bunca şehit ver, dağı taşı temizle, Suriye’ye asker sok, mayın temizle, sonra in düze masaya otur.
Yok öyle yağma!..
Ama içerideki siyasi dengeler, ama seçimler, ama oylar, ama şunlar ama bunlar…
Hiç önemli değil…
Kim neye inanırsa inansın, hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, bu millete, bu devlete, bu bayrağa düşman değilse beraberiz.
Bizim ara ara yükselttiğimiz itirazlarımız, şikayetlerimiz sivil hayatı etkileyen, günlük yaşamın dengesini bozan, haksız hukuksuz uygulamalaradır.
Yoksa…
İş ciddiye binince, memleketin istikbali, milletin geleceği söz konusu olunca bütün dertleri unutur, tek sembolümüzün, bayrağımızın altında toplanmasını biliriz.
On beş bin kilometre öteden gelip bu topraklarda ahkam kesemezsin, bunca insanın kaderini belirleyemezsin, canın sıkılınca terör örgütüyle çözüm süreci, canın sıkılınca terör örgütüne silah sevkiyatı…
Yok ya!..
Bizim için bir dolara satılan da, bir milyar dolara satılan da aynıdır.
Gerekirse aç gezeriz, ağzımızda kürdan olur, kimseye de bu milletin midesinden gelen gurultuyu duyurmayız.
Rahmetli dedem derdi ki: Çakal avlamaya çakalla gidilmez.
Çözüm süreciymiş…
Hadi ordan!...


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.