Yazarlar Allahın dini kolaydır, onu biz zorlaştırırız

Allah’ın dini kolaydır, onu biz zorlaştırırız

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Din, inananlardan bazı sorumlulukları yerine getirmelerini ister. Bunlar iman ve amel diye özetlenebilir. Hadi iman etmenin kolay olduğunu düşünelim. İnanıyorum dersiniz olur biter. Aslında bunda bile birtakım zorluklar vardır. İnandım demek kolay da inandığına ikna olmak o kadar kolay değil. Hz. İbrahim’in dediği gibi: “Rabbim, inanıyorum ama istiyorum ki kalbim de mutmain olsun”. Demek ki inanmanın gerçeği ancak kalbin itminanı ile olur. Bunun için de kafa yormanız, aklınızı fikrinizi kullanmanız, onları kullanabilmek için de yeterli bilgi elde etmeniz gerekir. Bunlar da kolay şeyler değil. O halde en kolay sanılan imanın bile tam bir iman olabilmesi için bazı zorlukları göze almak gerekir. Dünyada kolay olan hiçbir şey yok.

Amele yani imanının gereğini yerine getirmeye gelince orada da zorluklar var. Bazen malınızdan çıkarıp vereceksiniz, bazen canınızı ortaya koyacaksınız, düşmanlara karşı onurunuzu koruyacaksınız, cihad edeceksiniz, muhtaçların imdadına koşacaksınız, yakınlarınıza özellikle yardım edeceksiniz. Safi ibadetlerde de bazı zorluklar var. Soğuk günlerde bile abdest alacaksınız, sıcak günlerde bile oruç tutacaksınız, günde beş vakit namaz kılacaksınız vs. Din kolaydır deniyor, peki din bunları bizden kolaylık için mi istemiştir?

Bu sorunun cevabı için bir soru daha soralım: Bunları yapmayanlar daha kolay bir hayat mı yaşıyorlar? Ya da en kolay hayat bunların olmadığı hayat mıdır, yiyip içip yatıp uzanmak mıdır? Hayır, bunlardaki zorluklar da diğerinden daha az değil. En kolay sandığınız yemek yemede bile çiğnemesinden çıkarmasına bir sürü zorluklar var. Biraz fazla kaçırdınız, hastalandınız, ya da kilo aldınız. Bundan kurtulmak için ne kadar para harcar ne kadar efor sarf edersiniz. Demek en kolay sanılan yemenin içmenin bile nice zorlukları varmış. Vücudunuzu zinde tutabilmek için yürürsünüz, spor yaparsınız. Bunların her birinin bir zorluğu var. Bunu neden yaparsınız? Mesela, spordaki elli zorlukla, kilo almadaki yüz zorluğu engellemek için değil mi? Yani kâr zarar hesabı yaparsınız.

İşte dini emir ve yasaklardaki göreceli zorluklar da çok daha büyük zorlukları engelledikleri için, onlara nispetle kolaydır. Bütün ibadetler önce dünyaya bakan yönleriyle böyledir. Öbür dünyadaki zorlukları hesap ettiğinizde ise bu zorluk kolaylık farkı dünyevi olanlarla kıyaslanmayacak kadar büyüktür. O halde din kolaydır demek, bir yönüyle onun olmadığını varsaydığımızda doğacak zorluklara göre çok daha kolaydır, kolaylaştırıcıdır demektir. Bununla birlikte dinin uyulmasını yükümlü kıldığı emir ve yasaklara riayet de kolaydır.

Genel olarak İslam’ın, özel olarak da fıkhın temel özellikleri sayılırken bunlardan biri mutlaka kolaylık prensibi olarak zikredilir. Bu konuda o kadar çok nas vardır ki aksini söylemek mümkün değildir.

Din kolaydır ama insanlar bazen onu zorlaştırabilirler. Mesela herhangi bir görevin ya da ibadetin, şu kadarı bulunursa olur ucuyla, en mükemmel ucu arasında sayısız dereceler vardır. Tabii ki her bir derece sevabın da o kadar artmasına vesile olur. Ama insanların maddi ve manevi yapıları ve kabiliyetleri arasında da bu kadar çok ve farklı dereceler vardır. Her insanî derece en mükemmelini yapmaya tahammül edemez. O halde insan bu olurlardan yapabildiğini yapar, diğerlerinde de mesafe almaya çalışır. Hepsine birden yüklenmez. Bir hevesle insan bunu yapmayı deneyebilir ama muhtemelen yorulur, bıkar ve ilk başladığı noktanın daha aşağısına düşer. Böyle olmaktansa azdan başlayıp, alışa alışa mükemmele doğru ilerlemek gerekir. Şu hadisi şerif sadece ibadetlerde değil, hayatın her alanında başarının en sihirli anahtarlarından biridir: “Allah’ın en hoşuna giden amel, az da olsa sürekli olanıdır”. Bugün de ‘sürdürülebilirlik’ kavramı önemli bir kavramdır.

Mesela Resûlüllah (sa) “yedi yaşına geldiklerinde çocuklarınıza namazı emredin” buyuruyorsa bir mümin artık bunun gereğini tartışmaz. Ama nasıl en mükemmel sonucu alacağını araştırıp düşünür. Yıllardır yakınlarıma söylerim; çocuğunuzu, gönlünü alarak ve ona seçme hakkı vererek yedi yaşında, günde bir vakitle namazla başlatın. Kabiliyetine göre bu bir vakit namaz iki yıl da sürebilir. İki, üç derken 13-14 yaşında namazlar beşe tamamlanır, çocuk da bunu sindirmiş ve namaza alışmış olur. Bunun çok güzel sonuçlarını gördük. Oysa pek çok dindar insan böyle laik ve serbest bir toplumda çocuğunu namaza alıştırabilmek için çırpınır, envaı türlü baskılar uygular ve onu dinden uzaklaştırır. Resûlüllah’ın istediği bu olabilir mi?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.