Yazarlar Biri bana kim olduğumu söylesin

Biri bana kim olduğumu söylesin!

Gökhan Özcan
Gökhan Özcan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Başkalarının bizimle ilgili söyledikleri sözlere, oluşturdukları kanaatlere, dile getirdikleri olumlu olumsuz yargılara, beğeni ve eleştirilerine fazlasıyla önem veriyoruz. Çünkü bütün bu malzeme bizim kendimizle ilgili fikir edinmemize imkan veriyor. Çünkü kendimizle ilgili kendi içimizde oluşan bir fikir, bir kanaat, bir duygu yok neredeyse. Bunun olması için gereken muhakeme ve muhasebeyi yapmaktan, bu zahmete girmekten, bu cesareti, dirayeti ve gayreti göstermekten, bu maliyeti üstlenmekten kaçınıyoruz. Bunu yapar gibi görünenlerin büyük çoğunluğu da, kendine karşı gerektiği kadar açık, adil ve objektif ve bazen şefkatli olamıyor.

“Hay Allah, bildirimleri açmayı unutmuşum” dedi kendi kendine, “bugün nasıl biri olduğumu nereden bileceğim!”

İnsanın kendisiyle ilgili kanaatlerinden geri dönmesi pek o kadar kolay değil! Kendinizle ilgili vardığınız zihinsel ve duygusal neticeler, hayatınıza doğrudan tesir ediyor. Oysa başkalarından gelen sözler ve yargılar hakkında her zaman kendinizi savunmak, beğenileri köpürtmek, eleştirileri savuşturmak adına yapabileceğiniz şeyler var. Beğenilere kolaylıkla kendimizi kaptırışımız ya da eleştirilere karşı öfkelenişimiz de belki bu yüzden bu kadar abartılı...

“Her insan kendi gerçekliğine dair hislerin çoğunu başkalarının kendisi hakkında söyledikleri yahut düşündüklerinden edinir. Fakat çoğu modern insanın gerçeklik duygusu konusunda başkalarına olan bağımlılıkları öyle bir noktaya varmıştır ki onlar olmadan var olma hissini yitireceklerini düşünürler. Kumda akan su gibi ‘dağılacaklarını hissederler. İnsanların çoğu hayatlarını sürdürebilmek için başkalarına dokunmak zorunda olan körlerden farksızdır” diyor Rollo May, ‘Kendini Arayan İnsan’ isimli kitabında.

Hayatımın hikayesi nedir diye sorduğumda buna iyi kötü cevap verebilecek tek gerçek kişi yine benim. Başka her şey benim havsalamda şeklini, kokusunu, karakterini, anlamını, tarifini buluyor. Başkalarının söylediklerinden de aslında kendi istediklerimi alıyorum. Eğer ben kendine bakma cesaretine sahip biriysem; başkalarının sözleri kişiliğime bir sağlama yapma imkanı veriyor. Yok öyle değilsem; başkalarının söylediklerinden kendi yalanımı besleyecek şeyler devşirip kendim gerçeğimden her an daha fazla uzaklaşıyorum. Yani aslında dış sesler, iç sesimin söylediklerini güçlendiriyor ya da yaptıkları gürültüyle iç sesimi bastırıyor, duyulmaz hale getiriyor. Yani aslında başkaları diye bir şey yok; ben ya kendim olmaya çalışıyorum ya da kendime başkalaşıyor, yabancılaşıyorum.

Bertrand Russell, ‘Mutlu Olma Sanatı’nda alacakaranlıklarımızı aydınlatabilecek bir pencere açıyor: “Ruhen yüceltme yeteneği bulunan evrenin her köşesinden esecek rüzgarlara zihninin pencerelerini açık tutar. Kendisini, hayatı ve dünyayı elinden geldiği kadar doğru biçimde görür; insan ömrünün kısalığını anlar ve her insanın aklını bilinen evrendeki değerler üzerinden topladığının da farkındadır. Bundan başka, zihni dünyaya ayna tutanın, bir bakıma dünya kadar büyük olacağını da bilir. Koşulların kölesi olanları saran korkulardan sıyrılmış olmaktan büyük bir haz duyar ve dış hayatın çalkantıları ortasında, benliğinin derinlikleri mutlu bir insan olarak kalır.”

“Nereye bakarsan bak” dedi beyaz saçlı adam, “aslında hep aynaya bakıyorsun!”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.