Canı tenhaya düşüren izdiham

00:009/10/2014, Perşembe
G: 12/09/2019, Perşembe
Gökhan Özcan

Doktorlar, yaptıkları araştırmalar neticesinde, kalp öldüğünde bilincin yaşamaya devam ettiğini tespit etmiş. Yunus asırlar önce söylemişti bunu: "Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil..."Bedenler ötesi gerçeğin varlığını derûnunda hissedemeyenler, belki de gerçekten sadece bedenden ibaret kalmıştır.Kitleleri zihinsel olarak esir almak isteyenler; sonuna kadar özgürlük vadeden araçlar geliştirmekle başladı işe.Bedenler özgürleştikçe, zihinler köleleşiyor.Bir yanda cesetler birikiyor. Bir yanda karanlık

Doktorlar, yaptıkları araştırmalar neticesinde, kalp öldüğünde bilincin yaşamaya devam ettiğini tespit etmiş. Yunus asırlar önce söylemişti bunu: "Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil..."

Bedenler ötesi gerçeğin varlığını derûnunda hissedemeyenler, belki de gerçekten sadece bedenden ibaret kalmıştır.

Kitleleri zihinsel olarak esir almak isteyenler; sonuna kadar özgürlük vadeden araçlar geliştirmekle başladı işe.

Bedenler özgürleştikçe, zihinler köleleşiyor.

Bir yanda cesetler birikiyor. Bir yanda karanlık birikiyor. Bir yanda durmadan kötülük biriktiriyor birileri. Diğer yanda biz bir şey biriktiriyor muyuz peki?

Her tarafa avuç avuç yangın taşıyanlar bilsin; gün gelir elbet, bulut bulut rahmet yağar, önce toprağı serinletir, sonra insanı serinletir.

Her sonbahar, bir ilkbaharın tohumu olarak düşer toprağa.

"İçimde hiç dinmeyen bir sıkıntı var" dedi biri. "Ne kadar şanslısın!" dedi diğeri.

Neyin yanlış olduğunu bilebilmesi ve neyin doğru olduğunu bulabilmesi için hiçbir devirde bu kadar çok kolaylık sağlamamıştı hayat insana.

Bir cümlenin ortasında kalakalmıştı; ne bir adım ileriye gidebiliyor, ne geriye dönebiliyordu.

Beklenmedik bir anda sahibine döndü ve "Hiç güleceğim yoktu" dedi papağan, "hâlâ da yok!"

Uzaklarda bir yanardağ patladı; döndü, uzun uzun o tarafa doğru baktı. Doğduğu günden beri her şeyi çaresizce içinde biriktirdiğini düşündü ve dağa gıpta etti. Herkesin felaketi başka başkaydı.

Franz Kafka, bir sabah korkulu düşlerinden uyandığında, titreyen dev bir soru işaretine dönüşmüş olarak buldu kendini.

Üç şeritli yoldan pürtelaş karşıya geçmekte olan kan ter içinde bir karıncaya rastladım, "Git git bitmiyor!" diye dert yandı.

Eskiden ömürle hesaplanırdı yolların uzunluğu, şimdi metreyle ölçülüyor.

"Aklın neredeydi?" diye hesap sordu öfkeli anne. "İyi soru!" deyip bir daha içinden hiç çıkamayacağı düşüncelere daldı biraz önce kabahat işleyen çocuk.

Sanki yüzlerce yıl yaşamış kadar yorgun ve bıkkın hissediyordu kendini; o kadar ki, biri "Çok yaşa!" der diye herkesin içinde hapşıramıyordu bile.

"Şimdi kısa bir hayat arası veriyoruz, sonra reklamlara kaldığımız yerden devam edeceğiz" dedi gevşek sunucu.

Kafama takılan o kadar çok şey var ki, kendimi bırakıp hayata takılamıyorum bir türlü!

Güzel günler geçer, kötü günler geçer, sıradan günler geçer, tuhaf günler geçer; bir tek insan vazgeçer!

"Bir tutam gökkuşağı karıştı sevdamıza/ kuş kanadı bir tutam/ bıraktık korkularımızı/ uçtuk gittik." diyor İbrahim Tenekeci, "Kırkı Çıkmamış Sevdamıza Şiir"de.

Canımızı bir cendere gibi sıkan şeyler yüzünden hep, rahat bir tek nefes bile alamayışımız...

"Her şey olacağına varır" dedi meczup, "vehimler

elimizde kalır!"