
Birkaç gündür sadece biz değil, bütün dünya Davos''ta yaşananları konuşuyor. Benim yazı günüm gelinceye kadar da herhalde söylenecek pek söz kalmadı. Halkımızın ve dünya mazlumlarının ortak hissiyatına yürekten katılıyorum. Başbakan Erdoğan''ın Davos''taki isyanı, Gazze vahşetine yol açanlara ve bu vahşete de yıllardır yaptıkları gibi sadece seyirci kalan dünya egemenlerine karşı biriken insanlık öfkesinin samimi bir tezahürüdür. Dolayısıyla da yeryüzünde bu haksızlıklara karşı vicdanı sızlayan bütün insanlar nezdinde bir sembolik değer kazanmıştır. Önümüzdeki dönemde hem ülkemizde, hem de dünyada gerek bu tavrın, gerek ardındaki sınırlar aşan büyük desteğin büyük bir ağırlığı ve etkisi olacaktır.
İlk elde yapılan kamuoyu yoklamaları halkımızın büyük ekseriyetinin Başbakan Erdoğan''ın tavrını ve eylemini haklı gördüğünü ve desteklediğini ortaya koyuyor. Medyada da "Erdoğan karşıtı" cephenin bir kısmını da içine alacak bir destek çoğunluğu öne çıkıyor. Ama medyanın içinde de, dışişleri camiasının emekli "duayen"leri arasında da yapılanın "vahim bir diplomatik bir hata" olduğunu düşünenler de az değil.
Türkiye''nin dış politikasına rengini veren "diplomatik dil ve tavır" yıllardan beridir tartışılır. İnsanımızın hissiyatıyla, devletimizin diplomatik dili öteden beri bir uyumsuzluk içindedir. Hatta rahatlıkla söyleyebiliriz ki sokaktaki insan, ülkesinin dış dünyada "elçi"liğini yürüten (her seviyede) diplomatik görevlilerin kendilerini de temsil ettiğini hissetmekte oldum olası zorlanmıştır. O diplomatlar da buna karşılık daima "diplomasinin duygularla yürütülemeyeceği" tezini öne sürerler. Halk arasında diplomatların "monşer" sıfatıyla anılmasının derininde bu kopukluk-duymazlık kanaati vardır. Başbakan Erdoğan''ın Davos dönüşü havalimanında yaptığı konuşmada gündeme getirdiği "monşer" kavramı asırlık bir kavramdır ve aslında bu kavram etrafında yapılan bütün tartışmalar da ister istemez aynı tarihi derinliğe sahip olacaktır.
Türk diplomasisinin genel stratejisi ve seyri, daima bir "atalet" dengesine dayalı olmuştur. Mevcut durumu korumanın her halükârda ülkemizin yararına olacağı, taşlar yerinden oynarsa bundan Türkiye''nin mutlaka zararlı çıkacağı kanaati açıkça dile getirilmese de bu diplomasinin örtülü ana fikri olagelmiştir. Bu ana fikrin çeşitli devlet büyüklerince "çözümsüzlük çözümdür" gibi bir formülasyon içinde örtülü ya da yarı örtülü olarak katılaştırıldığı da şimdilerde somut örneklerle ortaya çıkıyor.
Dünyanın çok önemli değişimler-dönüşümler yaşadığı son yarım asır içinde yeryüzünde yerinden kıpırdamayan tek sabit unsur Türk diplomasisi olmuştur. Soğuk savaş bitmiş, sosyalist blok çökmüş, dünyada bütün dengeler, bütün hesaplar değişmiş, dünyadaki her ülke diplomasi kartlarını yeniden kurmuş, Türkiye bu şartlarda bile kurtuluşu "atalet" elbisesini çıkarmamakta aramıştır. Özal gibi farklı arayışlara girmek isteyenler de kısa zamanda elimine edilmiştir. Bu devran sürüp gitmiştir, son birkaç yıla kadar...
Şimdi Türkiye, kendi gücünün ve tarihi ağırlığının farkında olarak yeni bir diplomasi dili, üslubu, stratejisinin arayışı içindedir. Bu ülkenin insanları da nihayet hissiyatlarının temsil edilmeye başlandığını artık seziyorlar. Monşerlere gelince, bundan neredeyse bir asır önce yapılmış tespitlerin onlarca kez değişen, farklılaşan, başkalaşan bir dünyayı açıklamaya hâlâ yeteceği kanaatinde ısrar ediyorlar. Son kararı halk verebilecekse eğer, bu çekişmenin sonunda kimin kaybedeceği şimdiden belli!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.