Hayal kuran

04:0010/06/2019, Pazartesi
G: 10/06/2019, Pazartesi
Gökhan Özcan

Şu fani dünyada yutamayacağımız kadar büyük bir lokmaya acıkıp duruyoruz? Neden?İnsanın bu dünyadaki hiçbir şeyle tam olarak doyuramadığı, tatmin edemediği bir tarafı var. O tarafı, insanın sonsuza bakan tarafı... Peşinde koştuğumuz nice şey var, bir zaman eğliyor, oyalıyor bizi. Ama kalıcı bir tatmin duygusu kalmıyor buradan. Hemen yerine koyabileceğimiz başka bir şey aramaya başlıyoruz. Sonra o da geçiyor, başka şeylere yöneliyoruz. İnsanın içinde hiçbir şeyle yetinmeyen, doymayan, doyurulamayan

Şu fani dünyada yutamayacağımız kadar büyük bir lokmaya acıkıp duruyoruz? Neden?

İnsanın bu dünyadaki hiçbir şeyle tam olarak doyuramadığı, tatmin edemediği bir tarafı var. O tarafı, insanın sonsuza bakan tarafı... Peşinde koştuğumuz nice şey var, bir zaman eğliyor, oyalıyor bizi. Ama kalıcı bir tatmin duygusu kalmıyor buradan. Hemen yerine koyabileceğimiz başka bir şey aramaya başlıyoruz. Sonra o da geçiyor, başka şeylere yöneliyoruz. İnsanın içinde hiçbir şeyle yetinmeyen, doymayan, doyurulamayan bir murad var. Esasen peşinden koştuğumuz her şeyde o murada karşılık gelebilecek bir ‘şey’ arıyoruz.



Şu fani dünyada içemeyeceğimiz kadar sonsuz bir deryaya susayıp duruyoruz? Neden?

“İnsanların -anne, baba, dostlar, gökler, yer, bahçeler, saraylar, bilgiler, işler, yiyecek ve içecek gibi- çeşitli şeylere karşı duyduğu umut, arzu ve tutkuların hepsi Allah’a karşı duyulan arzulardır ve bütün bunlar perdedir. İnsanlar bu dünyadan göçüp Ezelî-Ebedî Padişah’ı bu perdeler olmaksızın görünce, tüm bunların birer perde ve örtüden ibaret bulunduğunu ve arzularının nesnesinin gerçekte o Tek Şey olduğunu bilirler” buyuruyor Hazreti Mevlânâ, ‘Fîhi Mâ Fîh’te.

Şu fani dünyada kavramaya güç yetiremeyeceğimiz kadar büyük bir cevabı arayıp duruyoruz? Neden?

Yoksa zihnimiz, kalbimizin zaten bildiği bir sırrın peşinde mi? Yoksa ayaklarımız zaten olduğu bir yere mi yürüyüp duruyor? Yoksa dışımızda zaten içinde olduğumuz bir şeyi mi arıyoruz? Yoksa bir türlü çözemediğimiz bilmecenin cevabı kendimiz miyiz?

Şu fani dünyada bakışlarımızla erişemeyeceğimiz kadar derin bir ufka bakıp duruyoruz? Neden?

“Modern öncesi zamanlarda, insanlara dünyanın daha derin ve daha anlamlı olan bir şeyi gözden saklayan bir perde olduğu öğretilirdi. Onlar, çok geçmeden perde açılacak ve kendi iş ve etkinliklerinin meyvesiyle yüzyüze gelecekler diye bilirlerdi. Günümüzde insanlar dünyanın aslında bir aldatmaca (illusion) olduğunu unutmuşlardır. Sadece bu kadar da değil, onların çok büyük bir kesimi bir lütuf ve inayet, ilahî iradenin bir görüntüsü ve Allah’ın ayetleriyle dolu olan doğal dünya hakkında ilk elden hiçbir bilgiye sahip değildir. Onlar dünya hakkındaki bilgilerini tâli ve türemiş bir görüntüden alıyorlar; yani televizyon, sinema, radyo ve dergilerden. Dahası, onların birçoğu üçüncü dereceden bir görüntüye gömülmüş durumda: ‘Fiilî realitenin’ elektronik perdesine” diye yazmış William Chittick, ‘Tasavvuf-Kısa Bir Giriş’ kitabında.

Şu fani dünyada içini asla dolduramayacak kadar küçük şeylerle kalbimizi yorup duruyoruz? Neden?

Geriye dönüp baktığımızda hayat hafızamızda bir film şeridi gibi akıp geçen bir şeye dönüşüyor, bir hayale... Bir şimdiki zamanda yaşadığımıza inandığımız için ‘ân’ı gerçek addediyoruz. Oysa o an da göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor, o film şeridine ekleniyor ve bir hayale dönüşüyor. Bu durumda, sayılı nefeslerimiz sona erip, dünyadaki ‘an’larımız tükendiğinde hayatımızdan geriye sadece hayaller kalmış olmayacak mı?

“Doğdun, yaşadın, yoruldun, yarın öleceksin” dedi meczup, “bir düşün hele, şu fani halinle bunca hayali neden kurdun?”

#Hazreti Mevlânâ
#Fîhi Mâ Fîh
#William Chittick