
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2009 yılındaki Davos zirvesinde yaptığı ‘One Minute’ çıkışı, uluslararası düzenin adaletsizliğini ve İsrail’in sistemdeki ayrıcalıklı konumunu ifşa eden bir duruş olarak tarihe geçmişti. Davos’a bir daha gitmeyeceğini ifade eden Erdoğan, en son yapılan zirvedeki tartışmalarda Davos’un ironik şekilde onun söylediklerine geldiğini görmüş olmalı. Kanada Başbakanı Carney’nin konuşması bunun en somut örneği olarak öne çıktı. Kurallara dayalı uluslararası sistemin büyük güçler lehine hileli olduğunu hep bildiklerini itiraf eden Carney, liberal uluslararası sistemin sonunun geldiğini ilan eden bir konuşma yaptı. Erdoğan’ın yıllardır ısrarla tekrar ettiği uluslararası sistemin işlemediği ve daha adil bir düzene ihtiyaç duyulduğu yönündeki eleştirilerini bu sefer Batılı liderlerden dinledik. Uluslararası liberal sistemin en geleneksel ve güçlü savunucularından olan Davos platformunda yapılan bu tür konuşmalar, sistemin krizinin ne kadar ileri boyutlara ulaştığını da göstermiş oldu. Carney’nin yaptığı konuşma, Erdoğan’ın ‘adaletsiz sistem’ eleştirisinin nihayet Batı tarafından da kabulü niteliğindeydi. Ancak asıl soru şu: Orta güçler bu tespitin gereğini yapmaya ve bedelini ödemeye hazır mı?
ABD ve Trump’ın adını vermeden Amerika’nın uluslararası hukuk ve normları yok saymasını eleştiren Carney, Kanada gibi orta güçlerin yeni bir küresel sistem kurabileceklerini söyledi. İçinden geçtiğimiz dönemi artık ‘geçiş’ değil ‘kopuş’ olarak görmek gerektiğini söyleyen Carney, Batı ittifakı içerisindeki ülkelerin Trump’ın Amerikan gücünü uluslararası hukuk ve normlar kılıfına sokmaya çalışmadan kullanmasından duyduğu rahatsızlığı ifade ediyordu aslında. Trump’ın Maduro operasyonunda meseleyi ulusal güvenlik sorunu olarak tanımlamakla yetinmesi dönüm noktasıydı. Uluslararası saldırmazlık ve ulusal egemenliğin ihlal edilmemesi gibi ilkeleri hiçe saymış oluyordu. Bunun peşinden Grönland’ın ABD’ye ilhak edilmesini ısrarla gündemde tutan Trump’ın bu isteği Batı içerisindeki derin krizi bir kez daha açığa vurdu. Grönland’ı ABD’ye karşı savunma konusunda net bir mesaj veremeyen Avrupa ülkeleri, uluslararası norm ve kurallar için savaşacaklarını ilan edemediler.
Kural bazlı uluslararası düzenin savunucusu kalmadığı bir bağlamda, Carney’nin konuşması Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb’ın önerdiği ‘değer bazlı realizme’ yakınlaşıyordu. Stubb’ın değerlerle çıkarlar arasında denge kurmayı öneren Foreign Affairs yazısı, reforme edilmiş birçok taraflılık ve yükselen güçleri karar alma süreçlerine dahil ederek uluslararası sisteme güveni yeniden inşa etmeyi öneriyor. Benzer tespitler yapan ve ‘masada olmayanın menüde olacağı’ uyarısını yapan Carney, bir adım ileri giderek orta güçlerin ortak hareket etmesinden bahsetti. Bu şekilde büyük güçlerle ikili ilişkinin mahkûm edici etkisinden kurtulmanın mümkün olacağını savundu. Farklı bölgesel ve küresel konularda farklı koalisyonlar oluşturarak ortak değerler ve çıkarların korunabileceğini söyleyen Carney, aslında uzun zamandır devam eden bir realiteyi kabullenmekten çok da öteye gitmiyordu. Örneğin BMGK’nın Suriye ve Filistin meselelerini çözümsüz kılması, farklı bölgesel ülkelerin (Katar, Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye) farklı konularda (insani yardım, mülteciler, Kudüs’ün statüsü, Gazze) değişken iş birliklerine girmesi sonucunu doğurmuştu zaten. ABD’nin Paris İklim Anlaşması veya İran nükleer anlaşmasından çekilmesinde de diğer taraflar Washington’suz devam ederek farklı koalisyonlar kurmuştu.
Uluslararası sistemdeki büyük güçlerin çözümüne engel olduğu birçok konuda orta güçler inisiyatif aldığında bunun maliyetini de genelde tek başlarına ödemek zorunda kaldılar. Örneğin Türkiye’nin uzun yıllar İsrail’in işgalini genişletme ve etnik temizlik politikalarına karşı çıkması, diğer orta güçlerden destek almak yerine gerek ABD gerek Avrupa’dan tepki topladı. Güney Afrika, İsrail’e karşı soykırım davası açtığında Türkiye dışında fazlaca ülke bu davaya dahil olmadı ve ABD Kongre’si mahkeme hakimlerine yaptırım uygulayan yasalar geçirdi. Bu örnekler orta güçlerin değerler ve prensipler uğruna adım attıklarında sadece büyük güçler tarafından cezalandırılmaya çalışılmadıklarını orta güçler tarafından da yalnız bırakıldıklarını gösteriyor. Carney gibi liderler orta güçlerin yeni sistem kurma kabiliyetine inanıyorlarsa yeri geldiğinde dayanışma göstermekten çekinmeyip büyük güçlere karşı durmaları gerekiyor. Sistemin çalışmadığı ve yeni düzen kurmak gerektiği söyleminin artık Batılı liderler tarafından dile getirilmesi geç olmasına rağmen olumlu bir gelişme. Ancak bu yönde somut adım atıldığında oluşacak maliyetin nasıl ödeneceği kritik önem taşıyor.
Orta güçler, büyük güçlerin çıkarlarını öyle ya da böyle dikkate almak zorunda kalacaklar. Diğer bir deyişle, ‘ne büyük güçlerle ne de büyük güçlersiz’ uluslararası bir sistem kurmak gerçekçi görünmüyor. Bu noktada Kanada gibi kendini orta güç olarak tanımlayan ülke liderlerinin, muadilleriyle dayanışmanın somut mekanizmalarını oluşturmaları ve bunun üretebileceği maliyetleri ödemeye de hazır olmaları gerekiyor. Davos gibi liberal düzenin sembolü olmuş bir platformda yapılan bu tartışmalar entelektüel bir egzersiz olarak kalmamalı. Amerika’nın küresel liderlikten vazgeçmesi, uluslararası siyasetten çekileceği anlamına gelmiyor; aksine gücünü daha da sert ve keyfi kullanabileceğini gösteriyor. Venezuela, İran, Grönland ve Gazze örneklerinde gördüğümüz gibi Washington ulusal gücünü tam eylem özgürlüğü iddiasıyla kullanmaktan çekinmeyeceğini gösterdi. Bu nedenle orta güçlerin dayanışması ancak somut mekanizmalar ve maliyet paylaşımıyla anlam kazanabilir. Aksi halde Carney’nin Davos’taki çağrısı, ‘aman Washington kızmasın’ refleksiyle daha baştan etkisini yitirecektir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.