
Tabiki bir ömür basit konular üzerinde temerküz edenlerin ilmî üslûpları da basit olur. Metafizik ve manevi ilimlerle yani âlî ilimlerle hemhal olmadan tâlî ilimlerde behre sahibi olunmayacağını bilmezler. Bunun en güzel misâli tarihimizde hukuk ilmiyle iştigal eden hemen hemen her âlimin önce feylesof veyahut mutasavvıf kimliklerinin kendilerinde inşa edilmiş olduğu gerçeğidir.
Şimdi gelelim bu ileri sürülen delilin tahlilini yapmaya. Bakalım durum onların “te’vil” (?) ettikleri gibi mi imiş? Önce hadisin muhtevasını yani söylemini inceleyelim. Rivayet edildiği söylenilen bu hadis şunun üzerine söylenmiştir. Bir gün sahabeden Osman b. Maz’un’un hanımı Havle, Peygamberimizin huzuruna gelir ve der ki: “Osman gündüzleri hep oruçlu geceleri de hep sürekli namaz kılıyor. Benimle hiç işi yok.” Bunun üzerine Peygamberimiz o kadına; “Beni onun yanına götür” der. Yanına vardıklarında hakikaten kendisini namazda bulurlar. Hemen toparlanır. Peygamberimiz ona, “Ben böyle mi yapıyorum Osman? Benden böyle mi gördünüz?” diye sorar. Sonra da “İslâm’da ruhbanlık yoktur” der.
Bu sözde geçen kelimenin aslı “Rehibe” kökünden gelir. Terimin mânâları içerisinde “korkmak”, “korkutmak”, “katletmek” gibi anlamları bulunmaktadır. Hatta bugünkü Arapçada terör kelimesinin karşılığında kullanılan “İrhab” kelimesi de aynı kökten gelir. Kelime burada bazı duyguları öldürmek manasında kullanılmıştır ki onun da cinsel duygular olduğu âşikârdır. “Biz onlara böyle bir şeyi şart koşmamıştık. Kendileri bunu icat ettiler. Fakat onun hakkını da vermediler” âyeti (Hadid, 27) de aynı mânâyadır.
Dinler bu konuda farklı tavırlar almışlardır. Hristiyan mistisizminde bekârlık (celibacy) yolu ile hakikate ulaşma hedeflenirken, Tantrizm’de bilakis cinsel ilişki ile aydınlanma hedeflenir. Orta Yol olan İslâm ise ikisi arası bir tavrı benimser. İbn Arabi gibi, Mevlânâ gibi ekâbir-i sûfiyenin bu konudaki görüşleri zaten erbabına malumdur.
Bu sözü tasavvuf karşıtı bir söylemi güçlendirmek için kullanan modernistlerin yüzyılın başında bunu bir de Halife karşıtı bir siyasi tavır alış için kullanmaları da dikkat çekicidir. Bu hayati konuyu harikulâde bir şekilde kaleme alan Prof. Dr. İsmail Kara’nın “İslâm’da Ruhbanlık Yoktur, Söylemi Etrafında Dînî Otorite ve Ulemâ Üzerine Birkaç Not” (MÜİFD 21, 2001/2) makalesine bakmanızı tavsiye ederim. Üstad burada diyor ki: “Kaynaklara dönüş, tarihî mirası tasfiye, sünnet-i seniyyeyi ve nihayet dînî otoriteyi bir ölçüde devreden çıkarma çerçevesinde mevzu hadisler meselesine de yeniden ve -bizce- farklı bir usul ve niyetle eğilen muâsır İslâm ulemâsının ve Müslüman aydınların, kendi tezlerini savunmak sözkonusu olduğunda zayıf ve mevzu hadisleri nasıl rahatlıkla kullandıklarına güzel bir örnek de bu rivayettir”. Yani pek çok hadisi sahih kabul etmeyen bu kişiler kendi görüşlerini teyid etmek için zayıf veyahut mevzu hadisleri kullanmakta bir beis görmezler.
Manevi bilgiye mazhar olabilmek için Hz. Musa’nın 40 gün Tur-i Sina tecrübesi, Hz. Muhammed’in Hira mağarası tecrübesi v.b. gibi halvet, inziva, itikaf temelli uygulamalarını neredeyse Ruhbanlık çatısı altına alıp reddedecek bu sözümona akılcıların kavramlarla oynamasının güzel bir şekilde ele alındığı bir diğer yazı da Prof. Dr. Ahmet Cahid Haksever’in “Ruhbanlık Kavramındaki Anlam Kayması ve Tasavvufla İlişkilendirilmesi Üzerine Bazı Değerlendirmeler” (HİFD 2013/1, c. 12, sayı: 23) makalesidir. Tavsiye derim.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.