
Bir de bugüne bakın.. Yabancı kökenli kelimeleri, bir de yalan yanlış kullanıyor herkes..
Hergün konuştuğumuz Türkçe''nin ne kadarı Türkçe dersiniz?
Şöyle basit bir cümle kuralım..
- Otomobille, Atatürk Bulvarı''ndan geçip, bir apartmanın önünde park ettik.. Asansörle teras katına çıktık.. Antreden salona geçtik.. Jaluzilerin arkasında, büyük bir terasın olduğu görülüyordu..
Gördünüz mü kaç kelimenin Türkçe olduğunu?
"Otomobil, "bulvar", "apartman", "park", "asansör", "Teras", "antre", "salon", "jaluzi", "teras".. Bunların hepsi ya Fransızca, ya İtalyanca, ya da İngilizce (veya hepsi Latince) kökenli kelimeler.
"Siyaset" Arapça.. Biz şimdi "politika" diyoruz.
Hergün kullandığımız politik sözlüğün kelimelerini hatırlayalım..
"Kabine", "kapitalizm", "kongre", "monarşi", "demokrasi", "diktatörlük", "faşizm", "lobicilik", "parlamento", "sendika", "rejim", "militarizm", "medya", "kartel", "sistem", v.b..
Hep anlatılır ya..
1964''te, Fransa''nın o zamanki Cumhurbaşkanı müteveffa General De Gaulle, Türkiye''yi ziyaret ederken, Ankara belediyesinde kendisine kent hakkında bilgi verilmiş..
Belediye yetkilisi anlatmış..
- Ankara''nın elektrifikasyonu tamamlandı.. Kentin kanalizasyon sistemi de tamamlanmak üzere.. Ayrıca, vatandaşların şikayetlerini almak için de, bir reklamasyon servisi kurduk..
Tercüman bu sözleri, Fransız devlet adamına çevirmek isteyince, De Gaulle susturmuş adamı..
- Tercümeye gerek yok.. Ben galiba Türkçe biliyorum, demiş..
Nasıl demesin ki?
"Ankara"nın arkasına, "elektrifikasyon", "kanalizasyon sistemi", "reklamasyon servisi" gibi tamlamaları ekleyince, elbet bir Fransız da anlar bu anlatılanları..
Yabancı dillere dönük daha önceki tarihli hikayeler de vardır..
Padişah 5''inci Mehmet Reşad, hasta olunca bir Alman doktor çağırmışlar.. Alman doktor padişahı muayene ettikten sonra, tercümana Almanca birşeyler söylemiş..
Padişah "ne diyor bu adam" diye sormuş tercümana.. Adamcağız kendince tercüme etmiş,
- Sultanım.. Bu Alman doktor, sizin yaşınızdan çok öteye, genç ve sağlıklı bir vücuda sahip olduğunuzu söylüyor,
Bunun üzerine padişah, tercümana
- Kefereye söyle.. Kendi dilinde maşaallah desin, diye talimat vermiş..
Evet.. "Televizyon"u, "kompüter"i, "inter-net"i, "vide"oyu falan bir kenara bırakalım.. Bunların yerine Türkçe kelime icad etmek kolay değil..
Ayrıca bir zamanlar, "otomobil" yerine "kendi-gider" denilmişti de, ne oldu sanki?
O zamanlar, "emir demiri keser" sanılıyordu..
"Büro"ya "çalışak", "kanepe"ye "oturak" denilen romanlar yazılırdı..
Bir de bugüne bakın..
Yabancı kökenli kelimeleri, bir de yalan yanlış kullanıyor herkes..
"İyi bir organizasyon" diyecek yerde "organizesi iyi" diye konuşuyor bürokratlar..
Şarkılarda birileri "şok oluyor"lar..
Bazıları da "doğru bilgi" vermek yerine, medyayı yönlendirmek için "brifing" veriyor!
Kendi kendinize bir düşünün?
Ne kadar Fransızca, ne kadar Yunanca, ne kadar Latince, ne kadar İngilizce kelime biliyorsunuz?
Bakın bazı kelimelere..
Reklam (Fransızcası reclame), rekor (İngilizcesi record), rejisör (Fransızcası regisseur), nükleer (Fransızcası nucleaire), oksijen (Yunanca aksys ve gennan kelimelerinden türeme), optik (Yunanca görme sanatı anlamına gelen apthike tehhne kelimelerinden türeme), otomatik (Fransızca automatice), palavra (İspanyolca palabra), parantez (Fr. parenthese), v.b...
Biliyoruz ki, Medeni Kanun da, Ceza Kanunu da, Ticaret Kanunu da, Batı''dan "adapte" edilmiş Türk hukukuna.. Demek mesele kelimelerde ve kavramlarda değil.. Önemli olan bunları doğru kullanmak.. Galiba, kelimeler için de durum aynı.
Bahar gelince, solucan başını topraktan çıkartmış.. Doğan güneşe karşı gerinmiş, ileri geri salınmış..
Arkasına doğru bakınca, bir başka solucanın daha, güneşe karşı yarım vucudu ile salındığını görmüş..
Heyecanlanmış..
- Ne kadar güzelsiniz.. Adınız ne, demiş.
Öbür solucan terslemiş bizimkini
- Aptal, ben senin kuyruğunum, demiş.
NOT: Bu fıkrayı, vucudunun yarısı demokrat, yarısı militarist olan insan-solucanlara ithaf ediyoruz..
Eskiden olsa, "dışarıdakiler"e gücü yetmediği ve yazıları sansürlendiği için, "içeridekiler"e saldırmayı marifet sanan ajanlara kızardık..
Ama artık aldırmıyoruz..
Ayrıca herkes herşeyi biliyor artık..
"28 Şubat" dönemi, "cilalı imaj" çağını da bitirdi..
İhalelere fesat karıştıranların, bankaları boşaltanların, basını satın alıp susturmayı marifet sayanların yanında, kimlerin şakşakçılık görevi üstlendiği anlaşıldı..
En şöven, en ırkçı yazılarla "Güneydoğu Sorunu"nun üzerine benzin dökerek gidenlerin, şimdi Öcalan''ın cezalandırılması konusunda, "yeni resmi görüş"ün borazanlığını yaptıklarını da herkes biliyor..
Ama yine de, cezaevindeki bir "düşünce suçlusu" hakkında, hem de bir bayram günü küfür yazısı yazmak, en azından ahlak ve insanlık dışıdır.
Belki Hasan Celal Güzel, bu tür mahlûkatı hoş görüp, affeder..
Ama bu tür davranışlara onay vermek, ne "meslek ilkeleri"ne, ne de "Avrupa''lı oluyoruz" diye bayram yapanların çizgisine, uymaz..
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.