Türkiye"ye böylesi kadrolar daha yakışmıyor mu sizce?

00:0022/06/1999, Salı
G: 9/09/2019, Pazartesi
Melikşah Utku

Seçimler bittiğine ve DSP, kendisine oy veren muhafazakar kitlenin de desteğiyle iktidara geldiğine göre, irtica harekatı yeniden başlayabilirdi. Hatırlanacağı üzere bazı çevreler, Türkiye''deki muhafazakar tabanı tam manasıyla etkisizleştirmek için muhafazakarlığın "m"sini taşıyan her kesimi mercek altına almış, sırf Kocatepe Camii''nin altında şube açtığı için Beğendik mağazasını dahi yeşil listeye kaydetmişlerdi. Bir siyasi parti, birkaç milletvekili ve belediye başkanı, bir iki vakıf ve dernek,

Seçimler bittiğine ve DSP, kendisine oy veren muhafazakar kitlenin de desteğiyle iktidara geldiğine göre, irtica harekatı yeniden başlayabilirdi. Hatırlanacağı üzere bazı çevreler, Türkiye''deki muhafazakar tabanı tam manasıyla etkisizleştirmek için muhafazakarlığın "m"sini taşıyan her kesimi mercek altına almış, sırf Kocatepe Camii''nin altında şube açtığı için Beğendik mağazasını dahi yeşil listeye kaydetmişlerdi. Bir siyasi parti, birkaç milletvekili ve belediye başkanı, bir iki vakıf ve dernek, çok daha kötü bir sona layık görülmüştü.

Seçimler yüzünden ara verilen kampanya yeniden, üstelik çok daha yıkıcı ve kapsayıcı bir şekilde başlatıldı. Bir taraftan Fazilet aleyhine başlatılan soruşturma, diğer taraftan bir insan hakları teşkilatı olan Mazlum-Der''e yapılan baskınlar, harekatın bu yeni aşamasının çok daha "temiz" yapılacağının göstergesi sayılabilir. İşin ilginç yanı, bu sefer hedefte DSP''nin yükselişi için seçim öncesinde dokunulmayan, hatta belli bazı mihraklarca ılımlı İslam modeli olarak Türk toplumuna sunulmaya çalışılan Fethullah Gülen Hocaefendi de bu operasyondan nasiplenmiş gözüküyor. Geçtiğimiz hafta DGM''nin meşhur savcılarınca açılan soruşturma kapsamında Fethullah Gülen Hocaefendiye, kaderin cilvesine bakın ki, bir zamanlar eleştirdiği Erbakan''a atfedilen suçun aynısı isnat ediliyor: Devletin düzenini bir şeriat devleti kurma amacıyla yıkmaya teşebbüs.

Muhterem hocaefendi hakkında art niyetli, mesnetsiz iftiralarla dolu zehir zemberek 89 sayfalık bir rapor hazırlanmış. Harekatın ikinci ucu da usturuplu bir şekilde ayarlanmış karalama kampanyası ile tamamlanıyor. Günaşırı gazetelerden veya kanallardan birine (önce atv, sonra star, sonra da show''a) yeni bir kaset sızdırılıyor. Cinnet, her gün bir gazetenin manşetinden bir diğerininkine atlıyor. Bir zamanlar hocaefendinin hoşgörü çağrısından "etkilendiğini" iddia eden köşe yazarları, şimdilerde şok olduklarını ifade eden yazılar yazıyorlar. Bunlardan iyi gün dostu Rauf Tamer, nihai hedefe ulaşmakta artık Şevki Yılmaz''dan farklı görmediği Fethullah Gülen''in kendisini de aldattığını yazmış acıklı bir üslupla.

İddialar karşısında geçmişte Fethullah Gülen''le oy pazarlığına kalkışmış olan partiler, şimdilik sessiz ya da tarafsız gibi görünmeyi yeğliyorlar. Yapılan haksızlığa gerçek anlamda itiraz eden sadece Faziletli Bülent Arınç ile Abdülkadir Aksu oldu. Dostu nerede aramak gerektiği hususunda son gelişmeler herkese gerekli dersi vermiş olsa gerekir.

Bugün Fethullah Gülen ve sempatizanları haksız, ama olması mukadder bir karalama kampanyası ile karşı karşıyalar. Devlet müesseselerindeki kadrolaşmadan tutun da, Taliban''la ilişkisi olduğuna dair pek çok suç onlara atfediliyor. Bugün Türkiye''de kadrolaşma, devleti belli güç noktalarını ele geçirmek için kullanmak isteyen her kesimce uygulanan ve sadece üçüncü dünya ülkelerine has olmayan bir tavır. Kadrolaşma siyasi ve meşru bir çatı altında yapılsa bile, içinde istibdat taşıyan bir gelenektir. Bu bakımdan hiçbir şekilde meşru sayılamaz. Ancak devlet kadrolarına liyakate dayalı bir sistemle yeni kadrolar atanmadığı sürece, içinde bu ülke aşkı için yananlar, ceplerini doldurma sevdasıyla tutuşanlardan her zaman daha ehven olacaktır. Bu ülkenin hükümetinin başaramadığını başarıp dünyanın dört bir ucunda Türkiye''yi temsil edebilenleri yetiştiren bir anlayış, eminiz ki sırtı kalınlarla işbirliği yapmayı ali menfaatlerine uygun bulan bir yaklaşımdan daha vatanperver olacaktır.

Yurt dışında okul açmak için, o ülkenin devlet reisleriyle ilişki kurmayı başarabilen bu sivil anlayışın, bugünlerde devletin siyaset belgesinde düşman ilan edilen bir ülkede okul açması ve bu sebeple beğenmediğiniz Taliban''la bağlantı kurması neden bir suç olsun ki? Büyüklüğe oynayan bir devletin, zamanı geldiğinde bu bağlantıları kullanabilecek bir basirete sahip olması gerekmez mi? Hocaefendinin sempatizanlarınca tesis edilmiş bu bağlar, kullanmasını bilenler için kapsamlı bir dış politika oluşturmada, vazgeçilmez olacaktır.

Türkiye, yıllardır aynı cinnet zihniyetinin kadrolaşması yüzünden ölümüne sömürüldü ve Afrika ülkelerinden beter hale getirildi. 21. yüzyılın eşiğindeki Türkiye''ye, hak ve vatanperver inançlı kadrolar bu cin çarpmışlardan çok daha yakışmıyor mu?