Bir düşüncenin altını çizmeden üstünü çizmemeliyiz

04:005/08/2018, Pazar
G: 5/08/2018, Pazar
Ömer Lekesiz

Bir düşüncenin altını çizmeden üstünü çizmemeyi önerişim, bir kitabı satır satır çizerek okuyan okurun alışkanlığından mülhem bir mecazdır.Altını çizmekten maksadım verili düşünceyi anlayarak bilmek, üstünü çizmekten maksadım ise o düşünceyi doğrudan redde tabi tutmak yerine, eleştirel bir tutumla hak ettiği yere havale etmektir.Ancak bu, her düşünür ve düşüncelerin işlediği her metin için geçerli değildir.Hayatın, ilmin, hakikatin... şu ya da bu yönüne mahsus düşüncelerini dile getiren birilerinin

Bir düşüncenin altını çizmeden üstünü çizmemeyi önerişim, bir kitabı satır satır çizerek okuyan okurun alışkanlığından mülhem bir mecazdır.

Altını çizmekten maksadım verili düşünceyi anlayarak bilmek, üstünü çizmekten maksadım ise o düşünceyi doğrudan redde tabi tutmak yerine, eleştirel bir tutumla hak ettiği yere havale etmektir.



Ancak bu, her düşünür ve düşüncelerin işlediği her metin için geçerli değildir.

Hayatın, ilmin, hakikatin... şu ya da bu yönüne mahsus düşüncelerini dile getiren birilerinin metinlerini, belki altını da üstünü de çizmeye gerek görmeden okuyup geçersiniz ama öyle yüksek düşünürler ve bunların düşüncelerini çok sıkı (yoğun) bir şekilde işledikleri öyle metinler vardır ki, bunların, yer yer üstünü çizmeyi aklınıza bile getirmeksizin, sürekli altını çizebilirsiniz.

Bu manada, ilkin yazıma başlık olan önerimi, gerektiğinde (eleştirel düşünmenin kendisini zorunlu kıldığında) üstünü çizm(e)diğiniz düşüncelerin, altını da çizmeyiniz şeklinde değiştirmem gerekecek ve dolayısıyla ele aldığım konu, ferdi bir okuma özgürlüğünün, ferdi bir gönüllü tutsaklığa (koşulsuz bir bağlanmaya) evrilme tehlikesinin ifşasına çıkacaktır.

Bunu İbnü’l-Arabî örneğiyle açmaya çalışayım:

Özetin özeti bir söyleyişle, İbnü’l-Arabî, “Bize inanmayan, bizi okumasın” der.

Onun bu okurluk talebi imanı, amelleri ve düşünmeyi düşünmeyi (tefekkürü) merkeze alması nedeniyle makul ve makbuldür. Bu talebin modern örneğini ise, Rudolf Otto şöyle verir:

“Okyucuyu, mümkün olduğunca diğer biliç halleri kadar nitelikli olacak şekilde, bir anlık derin deneyime yönelmeye davet ediyoruz. Bunu yapamayan(ın), böyle bir deneyimi hiç yaşamamış olanın okumaya devam etmesi anlamsız olacaktır.“ (Kutsal’a Dair, çev.: Sevil Ghaffari, Altıkırkbeş Yayınları, İstanbul 2014)

Bu manada İbnü’l-Arabi, deyim yerindeyse suyu baştan keserek, şartlanmaya şartlanmayı bile unutacak, mevcut bilgilerini azat etmek suretiyle zihnini onun tarafından doldurulacak bilgiler için boşaltacak bir okuru talep eder. Ancak onun etkisi (okurunu avucunun içine alması) bununla da sınırlı kalmaz. Belirttiğimiz bağlamda açık bir irade belirtmeyen (ona mürit olmayan) okurlar da makul bir okuma süresinden sonra, onun düşüncelerinin hayranı, zikredicisi olarak buluverirler kendilerini.

Bu noktadan itibarense, İbnü’l-Arabî okurluğu, onun metinlerindeki tüm satırların altlarının çizilmesini, az sayıda da olsa üstlerinin hiç çizilmemesini beraberinde getirir ve giderek bu okurlar için İbnü’l-Arabî dışındaki okumaların çok büyük bir bölümü harnup yemeye, daha açıp bir ifadeyle bir dirhem bal için bir çeki odun çiğnemeye benzer.

Burada çok büyük bir bölümü deyişim, İbnü’l-Arabî ile aynı soydan bir düşüncenin içinde duran düşünürlerin de aynı talep ve etkiye sahip oluşlarındandır. Örneğin Ebû Hâmid el-Gazalî, Maktül Sühreverdî, Mevlânâ Celâleddîn Rumî, İmam Rabbânî, İbn Teymiyye... de bu silsiledendir.

Batı’da da örnekleri vardır söz konusu tutum ve etkinin ki Augustinus, Goethe, Heidegger, Deleuze... şimdi aklıma düşen ilk isimlerdir.

Bu durumda, bir düşüncenin altını çizmeden üstünü çizmemek hakkaniyetlilik bakımından ne kadar gerekliyse, gerektiğinde üstünü çizm(e)diğimiz düşüncelerin, altını çizmemek de aklın ve eleştirel düşünmenin hakkını bihakkın teslim etmek için bir zorunluluktur.

Birbirini besleyen bu ikili yapıyı ve zikredilen sonuçları olumladığımızda, şu iki soru kendiliğinden ortaya çıkacaktır:

-İbnü’l-Arabî’yi ve onunla aynı soy düşünceye tabi olanları nasıl okuyacağız?

-Yüksek düşünceli düşünürlere mürit olmadan, doğru düşünebilmek için onların düşüncelerinden nasıl yararlanacağız?

Bu sorulara verilecek cevapların öncelikle ferdî olacağını (fertlere göre değişeceğini) ve dolayısıyla ferdî ihtiyaçlarla mukayyet kalacağını sanıyorum.

Kendi adıma, onları öyle yarattığı için Rabbimize hamdettiğim yüksek düşünceli düşünürleri, tematik sınırlandırmalarla okumaya çalışıyorum. Örneğin İbnü’l-Arabî’yi İslam sanatlarını mümkün kılan zihniyeti tanıyabilmek için okurken, Ebû Hâmid el-Gazalî’yi İslam fıkhında aklın işletiliş (İslami aklın kuruluş) biçimini görmek için okuyorum.

Hal böyle olunca, aklımın bana kaldığını, eleştirel düşünmeyi terketmediğimi, ilgili zatlara karşı sevgimi daim tutarak, müritliğimin (ve hayranlığımın) düzeyini ise denetleyebildiğimi sanıyorum.

Özetle söyleyecek olursam, zikrettiğim sorular karşısında sorunsuz olduğumu sanarak, asıl sizin vereceğiniz cevapları merak ediyorum.

Sahi, siz nasıl bir okursunuz?

#Düşünce
#İnsan