
Bir önceki yazımda, Diyarbakır''da düzenlenen bir sempozyumda Sezai Karakoç''un konuşulacağını bildirerek, bu tür programlarla ilgili kimi çekincelerimden söz etmiş ve "Her şeye rağmen has bilginin izinin sürüldüğü, doğru sözün cesaretle söylenebildiği bir ortam olma özelliğiyle akademinin sahiplendiği bu etkinliği gönül rahatlığıyla izleyebileceğime inanıyorum" demiştim. Nitekim böyle de oldu.
12-14 Nisan 2012''de, Diyarbakır Üniversitesi''nin nezih salonlarında onlarca edebiyatçı ve bilim adamı medeniyet, devlet, doğu-batı, metafizik, mekan, mimari, diriliş anlayışından, şiirlerindeki ölüm, gökyüzü, kadın, anne, çocuk, merhamet, kent imgelerine ve 1951 tarihli ilk şiirinden Leyla ile Mecnun''una kadar Sezai Karakoç''un düşüncesini ve şiirlerini konuştular.
Onca konuşmaya rağmen -konuşma sürelerinin on beş dakika ile sınırlı olmasının da etkisiyle- söylenilen her şey yine de asıl konuya bir giriş denemesi niteliğindeydi. Bunu bir olumsuzluk olarak belirtmiyorum çünkü konuların çok çeşitli olması söz konusu girişin, meraklı ve araştırmacı gençler nezdinde Sezai Karakoç''u anlamayı bir zorunluluğa dönüştürdüğüne de tanık oldum.
Elbette yapılan konuşmaların tamamının içinin dolu olduğunu da iddia etmiyorum. Örneğin, kimi karşılaştırmalı sunumlarda (leblebi deyince nohutun dikiminden başlarcasına) Sezai Karakoç adı ancak son cümlelerde yer bulabildi.
Önceki yazımda belirttiğim, sempozyumun "uluslararası" olarak nitelenmesiyle ilgili çekincemde isabet etmiş olmam ise üzüntü veren tek şeydi. Mısır''ın Sohag Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkoloji Bölümü''nden gelmekle sempozyumu tek başına "uluslararası" yapma başarısını kazan Tevfik Sabri Hammam''ın konuşması (daha doğrusu konuşamaması) esanasında Türkçe''ye reva gördüğü işkence, dinleyicilere reva gördüğü işkenceden daha fazlaydı.
Dicle Üniversitesi Rektörü Ayşe Jale Saraç''ın sunumların çok büyük bir bölümünü dinlemiş olması, nezaketinin ötesinde ev sahibi bir bilimadamı ciddiyetini daha fazla görünür ve saygın kıldı.
Üniversitenin Kemal Timur ve Mehmet Emin Uludağ adındaki iki atom karıncası davetlilerin karşılanmalarından uğurlanmalarına kadar hemen her aşamada herkesin sadece seslenerek ulaşabileceği bir mesafedeydiler; en çok onlar ve yardımcıları yoruldular ama sempozyum da onların sayesinde ciddi bir aksaklık yaşanmaksızın gerçekleşmiş oldu.
Bu sempozyum vesilesiyle benim asıl gördüğüm şudur ki, ilk şiirinin yayınlandığı 1951''den bugüne kadar geçen 61 yılda şiirleri ve düşünceleriyle iki kuşağı birden etkileyen, hatta terbiye eden, eğiten Sezai Karakoç''un müktesabatının kutaşılması ve tüketilmesi çok zordur.
Buna, orada "Hızırla Kırk Saat Şiirinde Kültürel İmgelerin İhyası ve İmhası" başlığı altında sunmaya çalıştığım konudan bir örnek vermem gerekirse, şiirin merkezinde yer alan "Hızır" imgesi çok zengin bir çağrışım gücüne sahip olmakla, yüzlerce perdenin açılması gibi, onu izleyen her kelimede yeni bir anlama, her anlamda yeni bir tanıma bağlanarak tüm zamanları kuşatan "hakim hikaye"ye dönüşüyor.
Hac 63., Kehf 31., Rahman 64., Ahzap 32. Ayetlerde zikredilen ve "Hdr" kökünden türeyen siyahla beyaz arasında bir renk, yeşillik, yeşilin bol olduğu yer, yemyeşil olmak, mütevazılık ve itaatkarlık anlamıyla doğrudan Kur''an''a bağlanan bu kelime, "Kıyamet gününden önce / Hızır çekilecektir yer yüzünden / Sonra yeşillikleri yaylaların / Eski zaman duvarları gibi yükselen çınarların / Çinilerin minyatürlerin duayı ansıtan boyaların / Güneşte bir kuş gibi çırpınan kasabaların / Göz ağrısı getiren tozların / Yeşili kırmızısı sarısı çekilecek önce" dizeleriyle de Efendimiz''in şu hadisine bağlanıyor: "Hızır''ın Hızır diye isimlenmesi şuradan gelir: O, kupkuru beyazlamış ot destesinin üzerine oturmuştu. Deste, altında derhal yeşerdi."
Öte yandan İbn Haldun''un "hadara" kelimesine ve tasavvufi "Ricalü''l-Gayb" kavramına bağlanan Hızır kelimesi, Mehdi''ye evrilen tanımıyla ve "Biz bir Hızır''ız ama belki bin Hızır gibi" nitelemesiyle bir özel isim olmaktan çıkıp Nil''den Çin''e uzanan coğrafyada bir sıfata, bir lakaba dönüşüyor.
Durum böyle olunca Sezai Karakoç''un şiirlerindeki bağlaçlara bile dikkat edilmesi, kelimelerin kök bilgilerine, kültürel karşılıklarına ve yeni içeriklerine bakılması zorunlu hale geliyor.
Sonuç olarak, Diyarbakır''da birçok yönüyle konuşulan Sezai Karakoç''un, daha ne kadar konuşulursa konuşulsun şiir ve düşüncesine bir giriş yapmaktan öteye geçilemeyecekti zaten. Bu manada sunumlarım hepsi bir eşiği işaret etmekle kıymetliydiler.
Sebep ve vesile olanlara, zahmetini yüklenenlere teşekkürler…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.