Ehl-i Sünnet"ten "vel-Hizmet"e

00:0014/01/2014, Salı
G: 11/09/2019, Çarşamba
Ömer Lekesiz

"Hizmetçilere ne oldu da Taksim Darbe Kalkışması"ndan Dershane Kalkışması"na ve 17 Aralık darbe girişimine... ilginç işbirliklerinin, karanlık bağlantıların içinde yer alıverdiler?" sorusu, paralel medyanın yolsuzluk bahaneli iktidarı yıpratma kampanyasını yakından izleyen herkesin sorduğu doğru sorulardan biridir.İlgili olaylara mahsus bilgiler ve bunlara göre oluşan perspektiflerin farklılığı söz konusu sorulara verilen cevapları da çeşitlendiriyor elbette.Kimileri ekonomik açıdan yükselen Türkiye"nin

"Hizmetçilere ne oldu da Taksim Darbe Kalkışması"ndan Dershane Kalkışması"na ve 17 Aralık darbe girişimine... ilginç işbirliklerinin, karanlık bağlantıların içinde yer alıverdiler?" sorusu, paralel medyanın yolsuzluk bahaneli iktidarı yıpratma kampanyasını yakından izleyen herkesin sorduğu doğru sorulardan biridir.

İlgili olaylara mahsus bilgiler ve bunlara göre oluşan perspektiflerin farklılığı söz konusu sorulara verilen cevapları da çeşitlendiriyor elbette.

Kimileri ekonomik açıdan yükselen Türkiye"nin Amerika, İsrail ve Avrupa nezdinde tehlike oluşturduğunun altını çizerken, kimleri de Abdühamid"ten beri ilk kez dünya siyasetine Müslümanların mevcut hakları ve gelecekleri açısından bakabilen Recep Tayyip Erdoğan"ın bu niyet ve eyleminden "büyük zalimlerin" duydukları korkuya işaret ediyor.

Doğrusu ilgili cevapların hepsine katılmanın ötesinde, verilen cevapların toplamının aslında tek bir cevabı oluşturduğuna ve Hizmetçilerin darbedeki pozisyonlarının da bu sayede giderek netleştiğine inanıyorum. Ancak yine de cevaplarda o sorunun öznesi"ne ilişkin değerlendirmelere fazla eğilemediğimizi de görüyorum.

Neyi kastettiğimi bir alıntıyla söyleyeyim.

Büyüyenay Yayınları arasından yeni çıkan "Şeyh Bedreddin / Varidat Tercümesi ve Şerhi" adlı kitabı yayına hazırlayan merhum H. Rahmi Yananlı"nın metne yazdığı uzun giriş yazısının sonunda şu bilgiler yer alıyor:

"Bedreddin"in katli, onun Mısır"da tahsil arkadaşı olan Horasanlı Seyyid Şerif Cürcani"nin daha o zaman yazdığı bir şiirde söylediği gibi İslam güneşinin Rum (Anadolu) toprakları üzerinde batışının başlangıcı oldu. Cürcani o şiirinde şöyle diyordu:

"İlim güneşi Arap ufuklarında doğmuş, Acem diyarında kemalini bulmuştur. Fakat Rum diyarında örf çokluğu yüzünden ziyadan mahrum olan cirm (ışıksız bir gök cismi) halinde kalan güneş, yakında tam olarak batar ve cehalet karanlığı bütün dünyayı kaplar."

Nitekim öyle oldu... "Örf çokluğu", hür düşünce odaklarını tek tek söndürdü. Hür düşüncenin, ilahi aşk ve şevkin, Cemal tecellisinin meş"alesi olan sufiler tek tek söndürüldükçe Celal karanlığı daha kolaylaştı. Nihayet Batı"nın Ortaçağı bütün karanlığı ile gelip coğrafyamıza yerleşti. Artık gerçeği görenler de onu kimseye gösteremez oldular."

Okurlarım hatırlayacaklardır, darbe kalkışmasından önce ve sonra bu sütunda Modernizm ve tabelasızlık arasındaki çelişkiyi, tasavvufu red eden Hizmet Örgütü"nün kimlik sorununu ve devekuşu sendorumunu esas alarak onu düşünsel planda besleyen damarın niteliğine ve niceliğine ilişkin kimi ön belirlemelerde bulunmuştum.

Şimdi bunları daha açık olarak konuşmalıyız ki, halen gözlerimizin içine bakılarak sergilenen kibrin, pervasızlığın, şımarıklığın, ihanetin dayandırıldığı örf"ü ve örf destekli yeni İslam algısını kısır idrakleriyle, istismara yatkınlıkları ve kuşatılmışlıkları nedeniyle ümmetin düşmanlarına peşkeş çeken lider damgalı meczupların psikolojilerini, darbe heveslerini daha iyi anlayabilelim.

Paralel medyanın şimendiferi hükmündeki gazetenin önceki gün internet sitesinde dün de içinde yayınlanan bir metinden örnek vererek açayım konuyu:

Paralel medyada İslami bir hassasiyetle değil görevlendirmeyle sürdürülen "hizmeti", şu satırlarla veriyordu bir hizmetçi yazar:

"...Zaman Gazetesi de hem Başbakan Tayyip Erdoğan"ın beyanatlarını yan manşet yaparak hem de birçok yazara yazdırdığı makalelerle olumlu kamuoyu algısına katkı sundu."

Ne demek "...yan manşetlerle... birçok yazara yazdırdığı makalelerle... olumlu kamuoyu algısına katkı sunmak?

Ahmet Turan Alkan başta olmak üzere "ödevle yazı yazmayız, gazetemizin yayın politikasından vicdanen müsterihiz" diyen Hizmetçi ve Hizmetçiye hizmetçi yazarların kulakları çınlasın!

Bu basit örnek bile tek başına dini terimlere yaslanarak savunma, suçlama döşenenlerin hiç de İslam"la ilgili bir hassasiyeti gözetmediklerini ama "Adım Müslüman" nakaratıyla kendi çıkarlarını kolladıklarını, komuoyunu kendi lehlerine şartlandırmaya çalıştıklarını ve İslam"ı da bu yönde açıkça istismar ettiklerini göstermez mi?

Şu cümleleri de yazmıştı aynı yazısında o yazar:

"...Erdoğan"ın karakteri. İlişkilerinde birinci hatta tek belirleyici olarak "sadakat"i tercih ediyor Başbakan. Çevresindekilerin büyük hata ve günahlarını affediyor ama sadakatsizliği asla. Erdoğan"ı ikna etmenin en kolay yolu "ihanet" senaryosu yazıp inandırmak. PH (psikolojik harp) tetikçilerinin yaptığı da aynen bu."

Her zaman söylemişimdir. Çatısı camdan olan komşusunun penceresine taş atmaz; hele hele Hizmet gibi meşkuk bir yapının tetikçisi ise hiç atmamalıdır. Çünkü bize, "Pensilvaya"ya sormadan parmaklarını bile kıpırdatamayanlar, ödevleri belirlenmeden günlük yazılarını yazamayanlar acaba nasıl bir kulluk anlayışına, düşünmekten muaf olma tarzına sahipler?" diye sorma hakkı doğar.

Hem Müslüman olacaksın hem de bu yapıya gönülmüş bulunacaksın. Bu ne demektir?

Bu, örfle ilgili konuda Cürcani"nin asırlar öncesinde işaret ettiği tehlikede gelinen son noktadır ve artık konu bu manada bir görüş ayrılığı meselesi değil, doğrudan aidiyetlerin değişmiş olması meselesidir.

Nasip olursa bunu yazmaya devam edeceğim.