
Son on altı yılın en önemli seçimine bir gün kaldı.
On altı yılda gerçekleşen hangi seçim önemsizdi ki diye düşünebilirsiniz.
Evet, her seçim önemliydi. Çünkü ulus devletçi tek tip insan yaratmak üzere yapılandırılmış, bu maksatla inanç ve ifade özgürlüğünü, örtünme hakkını gasp etmiş, cami – kışla çatışması içinde millet – devlet ikiliğini yaratmış bir sistemden, bu olumsuzlukların giderildiği ve ayrıca terör örgütleri yoluyla bölünme tehlikesinin bertaraf edildiği bir Türkiye’ye adım adım, deyim yerindeyse CHP mahsulü adeta granitleşmiş doğmalardan parça koparta koparta, tam istiklaline kavuşmuş güçlü bir Türkiye istemeyen Batılı ve Batıcı şer ittifaklarından mevzi kurtara kurtara gelebildik bugünlere.
Bunların büyük bir kısmı, henüz anayasal bir teminata dönüştürülmeksizin iktidar gücü sayesinde gerçekleşti. Zikrettiğim blokunun temsilcisi olan CHP, yeni bir anayasanın yapılmasına imkan vermedi; bu amaçla kurulan komisyonları sürekli terk etti. Şimdi seçim meydanlarında özgürlükçü, örtünme hakkına saygılı olduğunu söyleyen CHP, değiştirilemez değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddelerin yegane savunucusu olarak, eline geçirdiği ilk fırsatta milletin iktidar gücüyle elde ettiği kazanımlara son vermek için pusuda bekliyor.
Son seçimlerin önemi de işte burada ortaya çıkıyor. Çünkü, CHP’nin pusu kurma imkanlarını da tasfiye edecek, iktidar gücüyle elde edilen kazanımları anayasal bir hakka dönüştürecek bir sisteme geçiliyor.
Bu uğurda verilen mücadeledeki kararlılığı ve artık sağlam bir sonuca ulaştırma zorunluluğunu, 06 Haziran 2011’de bu köşede yayımlanan yazımda dile getirdiğim şu hususları, (birkaç kelimeyi güncellemeyle) tekrar ederek ancak anlatabileceğimi sanıyorum:
Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimini yapmamıza sayılı günler kaldı.
Çok partili hayata geçişi ve on yıllık periyodlarla darbeleri izleyen seçimler diktatörlükle sivil yönetimi tercih etmek açısından önemliydi.
AK Parti’yi iktidara taşıyan 2002 seçimi ise sivil yönetimi sadece seçme değil, aynı zamanda pekiştirme seçimiydi.
Öyle de oldu, son dokuz yılı diktatörlük heveslilerinin, darbe tutkunlarının, mutlu azınlığın geriye çekildiği, sivil iradenin güçlendiği bir dönem olarak yaşadık.
Şimdiki seçim ise, söz konusu dönemdeki geriye çekilmeleri gündelik hayatımızın tümüyle dışına çıkarma ve ya çıkar(a)mama, sivil iradeyi yerleşik kılma ya da kıl(a)mama seçimi olacaktır.
Son tahlilde bu seçim bir tasfiye etme ya da edememe seçimidir.
Bu sonuç, tasfiye edilmesi gerekenlerin -yerel ve uluslararası planda- tam bir blok oluşturarak yine seçime girmelerine neden olmuştur; iktidar hırsıyla tutuşan mutlu azınlık, terörle varlık kazanmaya çalışan örgütler ve sadece ve sadece bu terör örgütlerini temsil eden partiler, ulusçular, devlet içinde devlet kurmaya çalışarak gücü elinde tutmak isteyen askeri ve sivil vesayetçiler, eski sağcılar, yeni solcular, diktatörlere kulluk, darbelere hizmetçilik etmiş siyasiler, AK Parti iktidarında devlet desteğiyle semiremeyen holdingler, Türkiye’nin bölgesinde etkin bir rol oynamasını istemeyen devletler, bölgedeki gücü Türkiye’nin güçsüzlüğüne bağlı olan İsrail, emparyalizmin üçüncü dünya ülkelerindeki ileri karakolunu temsil eden basın-yayın organları, zayıf iktidarlı bir Türkiye’yi ikna etme ve istediği şekilde yönlendirme çabasındaki Avrupa... yeni seçimlerde tek bir parti olarak –bir blok içinde- seçimlere girmişlerdir.
Bu blokun karşısında ise tek başına AK Parti ve dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan durmaktadır.
AK Parti, Cumhuriyet’in ilanından bugüne ilk defa gelecekte de bağımsız ve bağlantısız bir devlet olma şansını önermektedir.
Yunus Emre’nin kelimeleriyle “Hakikatin kâfiri” olarak, seçim sürecinde “şerrin evliyalığını” yapan blok ise bunun önündeki en büyük engeldir.
Her şey bir yana, Blok’taki parti ve grupların başını çekenlerin, Batı medyasının onlar adına oy dilenmesine karşılık “Bu Türkiye’nin seçimidir, iç işlerimize karışmaya hakkınız yoktur” deme iradesi gösteremedikleri gibi, bilakis malum dilenmeye karşı sevinç ve mutluluk gösterisinde bulunmaları nasıl bir toplumsal ve siyasal bir körlük içinde, hainlerin ellerindeki geçici lambaların aydınlığında yürüdüklerinin en açık belgesidir.
(...)
Ezcümle, bu seçim sıradan bir seçim değildir.
Bu seçim Batı’nın ve kabile devletçiklerini kaybetmekten korkan petrodolar şeyhlerinin kendi çıkarları doğrultusunda belirlediği blokla, bu blokun ihanetini reddedenlerin seçimidir.
Bu seçim, kendi geleceğimizi seçme seçimidir.
İster başkalarının sizin için belirleyeceği meçhul bir geleceğe oy verin, isterseniz kendiniz için belirlediğiniz bir geleceğe...
Karar sizin!
Bugün için bunları inşallah son kez yazıyor olmayı temenni ediyorum.
Unutmayalım ve unutturmayalım asla:
Türkiye’den başka Türkiye, Erdoğan’dan başka Erdoğan yok!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.