Has mekanlarda güzel işler

00:0012/10/2013, Cumartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Ömer Lekesiz

İSMEK kursları, unutulmuş olan klasik sanatların (zanaatlar dahil) hatırlanması, sevilmesi ve uygulanması bakımından çok önemliydi.Bu manada İSMEK kursları, görevini yeterince yerine getirmekle kalmadı, aile yüklerinden kurtuldukları için boş zamanlarını uygun işlerde değerlendirmek isteyen orta yaş seviyesindeki hanımlarla, üniversite sonrası iş bulamayıp can sıkıntısıyla evlerinde oturan hanımlar için hem "faydalı oyalanma" imkanı sağladı hem de onlara gelir getirecek bir iş kapısını araladı.Fakat

İSMEK kursları, unutulmuş olan klasik sanatların (zanaatlar dahil) hatırlanması, sevilmesi ve uygulanması bakımından çok önemliydi.

Bu manada İSMEK kursları, görevini yeterince yerine getirmekle kalmadı, aile yüklerinden kurtuldukları için boş zamanlarını uygun işlerde değerlendirmek isteyen orta yaş seviyesindeki hanımlarla, üniversite sonrası iş bulamayıp can sıkıntısıyla evlerinde oturan hanımlar için hem "faydalı oyalanma" imkanı sağladı hem de onlara gelir getirecek bir iş kapısını araladı.

Fakat buralarda ders veren hocaların ufkuyla da bağlantılı olarak o sanatları doğuran zihniyetle, o sanatların temsil ettiği ve taklit yoluyla geleceğe aktardığı kültür hakkında kursiyerlere yeterli düzeyde bilgi verilemedi. Katılımcı yoğunluğu nedeniyle teknik bilgilerin kazandırılması zorunlu olarak öncelendi, zihniyete, kültüre mahsus bilgiler de prestij kitaplar yoluyla kazandırılmaya çalışıldı.

İSMEK kurslarını bitirenlere verilen sertifikadaki (icazet"teki) bolluk sergi açarak varlık gösterme, kazanç sağlama yarışını da beraberinde getirdi ve bu yüzden zanaat-sanat ortamında (dolayısıyla pazarda) çoğunluğu kalitesiz ürünlerden oluşan bir sergi patlaması yaşandı.

Taklit suçlamasıyla karşılaşmamak için ebru üstüne güllü Mevlana, hat alanına türbe, fotoğraf üstüne bir vav kondurarak, hilyeye perspektif vererek "yenilik" yaptıklarını sananların sayısı da arttı doğal olarak.

Birilerinin söz konusu eksiklikler ve olumsuzluklar konusunda oturup kafa yorması gerekiyordu. Şükür ki, şimdilerde bunun gerçekleştiğini gösteren çok olumlu gelişmelere tanığız.

İlk örneğimi "herşey düştüğü yerden kalkar" söyleyişine de uygun olması bakımından Küçükçekmece Belediyesi"nde vereyim.

Küçükçekmece Belediyesi, Sefaköy Kültür Merkezi"nin alt-giriş katında "Geleneksel Sanatlar Akademisi" adıyla, "dört başı mamur" bir mekan açtı.

Hat, Tezhip, Minyatür, Ebru, Cilt, Çini, Katı", Kalemişi, Bilimsel Bitki İllüstrasyonu, Kağıt Restorasyonu, Temel Sanat, Kaligrafi ile Osmanlıca ve Arapça derslerinin verileceği bu mekanda hatta Davud Bektaş, ebruda Alparslan Babaoğlu, tezhip ve kalemişinde Semih İrteş, minyatürde Taner Alakuş, ciltte İslam Seçen, Katı"da Dürdane Ünver, çinide Latife Aktan danışman hoca sıfatıyla bu sanatların gerektirdiği asıl bilgileri, zihniyeti, kültürü, kısaca edebiyle birlikte öğrencilerine aktarmaya başladılar. Osmanlıca dersinin Nevzat Kaya tarafından verildiği Akademi"nin yönetimini yine bir sanatkar üstlenmiş: Hakan Dağlı.

İkinci örneğim ise bir sivil kuruluş olan İSTEV.

Açılımı "İlim, Sanat, Tarih ve Edebiyat Vakfı" olan İSTEV, vakıf medeniyetini ve kültürünü yaşatmayı öncelikleri arasına alan tarihe ve sanata duyarlı on bir hanımefendinin oluşturdukları ve yönetimini üstlendikleri bir Sivil Toplum Kuruluşu.

Gül Zülfikar başkanlığında Münire Yumaklı, Songül Koç, Ufuk Uşaklı, Feyza Aktüre"den oluşan yönetici kadrosuyla İSMEK de İslam sanatlarının öğrenilmesi konusunda atölyeler açtığı gibi, Mesnevi ve Tarih Okumaları"yla, Yazarlık Atölyesi"yle ve sanat gezileriyle de zenginleşen güzel faaliyetlere imza atıyor.

Yukarıda zikrettiğimiz zihniyet ve kültür bilgisi konusundaki eksikliği gidermede küçük bir katkı olarak Süreyya Su ile birlikte İSTEV"de bizim de bir dizi seminerimiz var.

"Sanat nedir?", "Biz kimiz?", "Sanat bizim neyimize?" sorularının merkeze alındığı bu seminerlerde, Batı Sanatı ile İslam Sanatı"nın karşılaştırılması yoluyla biz"i öteki"nden ayıran asli farklar, bizi biz, İslam Sanatı"nı İslam Sanatı yapan tarihsel ve metafizik yapılar üzerinde durmaya çalışıyoruz.

Elbette İstanbul"un geneli göz önüne alındığında has mekanlarda yapılan güzel işler bu iki örnekten ibaret değil; bu iki örneği İslam sanatlarıyla ilgili niyetin, hedefin ve kazanımların sonuçlarını somutlaştırması bakımından verdim. Değilse son zamanlarda gerçekleştirdiği çalıştaylarla, seminerlerle adını daha fazla duyurmaya başlayan bir "İstanbul Tasarım Merkezi" var örneğin.

Umuyorum ki, İSMEK sonrası dağılmaya, bollaşmaya, kalitesizleşmeye, ucuzlamaya başlayan sanat, onu dert edinen resmi ve sivil kuruluşlar eliyle asıl hakettiği ilgiye muhatap olarak sahih şekliyle yükselişe geçecektir.

Kafa yorunca, çalışınca neden olmasın?