Hizmetçi teslis: Örgüt çıkarı, akide sapması ve nifak

00:0025/07/2014, Cuma
G: 12/09/2019, Perşembe
Ömer Lekesiz

İctihad ve nifak bağlamında aşağıda Hizmetçilerden vereceğim örneklerle ilgili olarak şu hususun altını özellikle çizmeliyim:Hizmetçilerin liderinin "müctehid" vasfında olup olmadığını belirlemek bana düşmediği gibi, ilgili örneklerin ictihat sayılıp sayılmayacağına dair bir tartışmaya girmek de bana düşmez.Bana düşen, Hizmetçilerin lideri müctedid olsa da olmasa da, verdiği kararlar ictihat sayılsa da sayılmasa da bunun fiili sonuçları üzerinde durmaktır. Çünkü karar verenin sadece kendi grubundakilere

İctihad ve nifak bağlamında aşağıda Hizmetçilerden vereceğim örneklerle ilgili olarak şu hususun altını özellikle çizmeliyim:

Hizmetçilerin liderinin "müctehid" vasfında olup olmadığını belirlemek bana düşmediği gibi, ilgili örneklerin ictihat sayılıp sayılmayacağına dair bir tartışmaya girmek de bana düşmez.

Bana düşen, Hizmetçilerin lideri müctedid olsa da olmasa da, verdiği kararlar ictihat sayılsa da sayılmasa da bunun fiili sonuçları üzerinde durmaktır. Çünkü karar verenin sadece kendi grubundakilere göre tartışmasız "yetkili" ve verilen kararın da yine bunlarca "dini bir emir-miş" gibi algılandığı mevcut ortamda, karar verenin ve verdiği kararın "nedenlisi olması gereken şeyin sebebi haline gelen şey" olmaklığına göre değerlendirilmesi zaruri hale gelir. Nitekim, kör verdiği zararı görmüyor diye, onun zarar vermediği söylenemez.

Kaldı ki, en geniş anlamıyla yol (tarikat, meşrep, fikri akım vb.) temsilcilerinden -velev ki müctehid olsa bile kendisinden "özel" bir yolu temsil etmesi nedeniyle- müctehidlik yapması beklenmez. Çünkü şer"i bir amelin hükmü ve uygulaması şeriat tarafından zaten belirlenmiştir; yol sahiplerinden ise o amelin daha da güzel uygulanmasının dışında bir etki beklenmez. O nedenle niteliği, misyonu her ne olursa olsun, hiçbir yol şeriatın yerini alamaz ve hiçbir lider, şeyh, üstat vb. şarinin önüne geçemez.

Şimdi ilk örneğim verebilirim: "Füruat!"

Bu konuda verilen hüküm, kendi doğalığı içinde verilen bir hüküm değildir. Hizmetçilerin de diğer Müslümanlar gibi yüz yüze bulundukları devlet memurluğu vasfını kaybetmemelerine, mevcut eğitimlerinden geri yönelik bir hükümdür.

Öte yandan bu hüküm, Müslüman çoğunluğun başörtüsü meselesini özgürlüklerine yöneltilmiş bir tehdit olarak değerlendirdikleri ve bunda musır oldukları bir zamanda, sadece mahdut sayıdaki Hizmetçileri darbecilere karşı güvenceye alan, Müslümanların bu yöndeki tepkilerini ise kaale almayan bir hükümdür.

Burada sorulması gereken şudur: Sadece Hizmetçilerin devletle ilişkilerini (onları güvenceye alarak) düzenleyen bir hüküm dini bir hüküm olabilir mi ve bu hüküm başörtüsü konusunun muhatabı olan diğer Müslümanları bağlar mı?

Sorunun birinci şıkkının cevabı şudur: İctihad niteliğinde olup olmaması bir yana, Hizmetçileri koruyan ve "verilişi" yönüyle değil "vereni" yönüyle dini sayılan bir hüküm olması bakımından yanlıştır.

Sorunun ikinci şıkkının cevabına gelince: O günleri yaşayanlar çok iyi bilirler ki, Müslüman bir lider olması nedeniyle merhum Erbakan"a karşı üretilen düşmanlıkta pay sahibi bulunan Hizmetçiler, söz konusu hükümle diğer Müslümanların da gözetilmesini değil tam aksine onların darbeciler karşısında çok daha fazla mağdur ve perişan olmasını arzulamışlar ve dolayısıyla ilgili hüküm salt kendi gruplarını ilgilendiren ve sadece onların menfaatlarına uygun düşen bir hükmden ibaret olmuştur.

Bu durumda ictihat ya da ictihad formundaki bu hükmün Müslümanlar arasında açık bir nifaka neden olduğunu ve bu hükmün ideal ve menfaat biriliği içindeki Hizmetçiler tarafından din yerine konulmasıyla kendilerini bağlayan bir akide probleminin de doğurduğunu kim inkar edebilir?

İkinci örneğim ise, Hizmetçilerin menfaatlari doğrultusunda resmi, özel ve bağımsız elemanların satın alınmasına dair hükümdür.

Buradaki hüküm, "mahremiyete sadakat" yani "gizliliğe riayet" konusunda kendilerine güven duyulan bir gruba mahkemelerde etkili olunması için hakimlerin, savcıların satın alınabilmesine gerekçe oluşturmaktadır.

Bu konu din ile değil doğrudan örgüt çıkarlarıyla ilgili olup ayrıca toplumsal ahlakın dejenere edilmesine dair bir boyut da taşımaktadır. Hizmetçiler grup menfaatı için ahlaksızlığa teşvik edilmekte ve bu hükmün onun önemini bilmeyenlere iletilmemesi yine örgüt çıkarları nedeniyle talep edilmektedir.

Dolayısıyla bu hususun ilk örnektekinden farklı bir nitelik yüklenerek hem bir nifak malzemesi hem de örgüt içi ahlaksızlığı teşvik değeri taşıdığı aşikardır. Ancak burada da yine önemli olan mahremiyet konusuyla birlikte ilgili hükmün dinileştirilmiş bir form (ictihad resmi) taşımasıdır.

İslamcıların ictihat müessesesinin bir "kurtuluş reçetesi" olarak işletilmesinden yana olmakla birlikte "müctehid" olmanın gerekli şartlarını ve nifaka neden olmama esasını gözetmedeki kararlılıkları göz önüne alındığında onların örneklendirdiğimiz Hizmetçi nifakını olumlamaları, desteklemeleri en azından buna karşı suskun kalmaları imkansızdır ki sonuç da zaten böyle tahakkuk etmiştir.

Bu bağlamda Müslümanları ve içinde yer aldıkları devleti tehdit eden paralel yapının omurgasını oluşturan Hizmetçilere karşı İslamcıların ortaya koydukları itiraz onların iktidar etkisiyle devletçi oldukları suçlamasına maruz kalmıştır.

Önce Mümtaz"er Türköne ve bilahare Ali Bulaç tarafından dile getirildiği üzere güya devletle hiç barışmamış olan İslamcılar, İktidar nimetlerine aldanarak devlet yönetiminde görev almakla kalmamışlar, bu uğurda yıllardır sürdürdükleri özgürlük davasından da vaz geçip, zorba bir otoritenin emrinde Hizmetçilere karşı çıkmışlardır.

O halde nasip olursa bir sonraki yazıda da bunu ele alalım.

twitter.com/OmerLekesiz