
Hizmetçilerin 7 Şubat MİT, 1 Haziran Gezi, 17 Aralık seçim ayarlı darbe kalkışmasında ve son olarak paralel yapıda yer alan emniyet mensuplarının sorgulanması sırasında ürettikleri dil ve o dille yapmaya çalıştıkları savunma hem onların hüviyetleri konusundaki bilgilerde hem de onlara cevap verilebilecek ilimler, bilimler konusunda tam bir karmaşaya neden oldu.
Bu karmaşanınsa iki yönü var.
Birincisi, Şubat 2012"den Ağustos 2014"e kadar geçen otuz ayda değiştirdikleri yüzlerce libas ve maske ile söz konusu karmaşayı hüviyetleri noktasında bizzat Hizmetçilerin kendilerinin üretmiş olması, ikincisi ise onlara yakınlık duyanlarla, rızık endişesi nedeniyle elini kaptırıp kolunu alamayanların ve yine kuvvetli bir ihtimalle paralel yapı tarafından tapelenenlerin Hizmetçilerin hüviyetlerini öğrenmeyi erteleten merhamet, savaş ve korku merkezli savunmaları...
İşte bu yüzden şimdi kamerayı mikrofonu elimize alıp sokaktaki vatandaşa "Hizmetçiler dini bir örgüt müdür; tarikat mıdır; menfaat grubu mudur; ticari şirketler topluluğu mudur; medya karteli midir; okulları, yurtları, dershaneleri yurt dışına da taşmış eğitimci sivil bir kuruluş mudur; paralel yapı mıdır, paralel bir yapının taşeronu mudur; özel istihbarat birimi midir; yabancı ülkelere istihbarat desteği veren yerli bir ajans mıdır; CHP"te oy toplayan siyasi gönüllüler birliği midir; vakıfları, dernekleri olan bir sivil toplum kuruluşu mudur; gazeteye abone toplama şirketi midir; kurban ve deri hizmetleriyle uğraşan bir örgüt müdür; tutuklulara ve ailelerine maddi ve manevi yardım sağlayan bir çete mıdır?..." diye sorsak çok büyük bir ihtimalle hepsine birden "evet" cevabı alırız.
Bu noktada "vah" diyerek ve "eyvahlar" çekerek yazıklanmanın artık hiçbir faydası yok. Yukarıda belirttiğim gibi bu karmaşayı üretenler öncelikle Hizmetçilerin bizzat kendileridir ve şu son otuz ayı yaşayan herkes de bunun tanığıdır.
17 Aralık darbesinin ayak seslerini daha Ağustos ayında "sezen" Ak Partili gençlerin sosyal medyada yapmaya başladıkları uyarılara karşı, Hizmetçi yazarların koro halinde "dostluğumuzu kaybederseniz perişan olursunuz" tehdidini savurduklarını hatırlarsınız.
Sonrasında üretilen suçlamaların ve savunma dilinin kat ettiği aşamalarsa malumdur: Kardeşlik vurgusuyla başlayıp, Kerbela hatırlatmasına çıkan, Yezitlik suçlamasıyla başlayıp, hırsızları koruma damgasını vurmaya varan, meczup güzellemeleriyle başlayıp, güya zalimlerin keşfine açılan, Fırka-i Naciye"den olduklarını söyleyip CHP"ye oy dilenmeyle sonuçlanan, hizmet ehli olduklarını beyan edip bankalarına, medya şirketlerine yönelik karalama kampanyasına maruz kaldıklarını ifade eden yüzlerce farklı söz ve hal...
Söz konusu nedenlerle yalancı çobana dönüşmüş olan Hizmetçilerden bir netleşme gayreti, eğilimi beklemek artık tümüyle hayaldir.
Bu durumda karmaşanın ikinci yönünü oluşturanlardan şimdi olsun hakkaniyet, vicdan, toplumsal sorumluluk ve ahlak adına "biz ne yapıyoruz, hüviyeti belirsizlerin yaktığı ocağa neden körük havası oluyoruz ve böylelikle onlara fayda sağlayalım derken acaba daha fazla zarar vermiş olmuyor muyuz?" diye sormalarını ve bu sayede kendilerinin de nedeni oldukları vaki karmaşadan netliğe erişmelerini beklemek doğal hale gelmez mi?
Bence gelir ve kamaşanın bu yönünde yer alanların öncelikle Hizmetçilere dair bir hüviyet tespitinde bulunmaları gerekir.
Örneğin, Hizmetçiler İslami bir cemaat iseler, cemaat olmanın sınırlarını neden ihlal etmiş ve dolayısıyla samimiyetsiz, ciddiyetsiz, güvensiz bir konuma neden oturmuşlardır?
Yok, Hizmetçiler İslami bir cemaat değil de Moon Tarikatı"na benzer bir tarikat iseler, söz (mesaj) ve eylemleri siyaset ile sosyoloji bilimlerinin verilerine göre inanç-iktidar ilişkileri planında sorgulanmayı hak etmez mi?
Veya Hizmetçiler sadaka, yardımlaşma vb. İslami hassasiyetleri ve insani duyguları sömürmek suretiyle oluşturulmuş bir ticari yapı ise o halde durumunun ticaret ve vergi hukuku kapsamında sorgulanması makul olmaz mı?
Ya da Hizmetçiler yabancı örgütlere de hizmet veren illegal bir istihbarat örgütü ise ilgili fiillerinin devlete ihanetle ilgili kanunlar çerçevesinde sorgulanması gerekmez mi?
Karmaşayı üreten iki yönü de netliğe kavuşturabilecek ve hatta ilki adına doğrudan yarar üretebilecek bir çözüm aranıyorsa Hizmetçiler için bir hüviyetin belirlenmesi artık kaçınılmazdır.
"Hizmetçilerle Ak Parti"nin çatışmasına milyonlar üzülüyor" şeklindeki soyut bir savın artık ne zemini, ne yararı ne de bir geçerliliği kalmamıştır!
Örneğin fiili tanıklıklarım doğrultusunda bana göre Hizmetçiler sırığını düşürmüş bir cambaz hükmündedir.
Sırık, ipteki cambazın dengesini sağlayacak tek araçtır ve bu nedenle sırığını (terazisini) düşüren cambazın düşmesi de kaçınılmaz olur.
Bizim cambazımız beddua ederken sırığını düşürdü, dolayısıyla kendisi de düşecek ama henüz düşmedi çünkü bu cambazın oryantal kabiliyeti de çok yüksek; ayağından başına eğmelerle, kıvırmalarla, gerdan kırmalarla kısa bir süre daha ipte duracağa benziyor ama eli mahkum, sonuçta düşecek.
Hizmetçilerin son söz ve eylemleriyle bana verdikleri hüviyet bilgisi budur.
Varsa bunda da bir karmaşa, asıl karmaşaya neden olanlar utansın.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.