
Zorunlu modernler olarak zihnimiz, bağlaçlara düşkünlükle malul olduğundan, sanatla ilgili düşünürken de sıkça onlara başvurur, ayrımlarımızda onlara yaslanır; karşılaştırmalarımızda onlardan medet umarız.
Klasik düşüncemizde ise sanat konusu, bağlaçlara muhtaç olmaksızın, hayata dair şeylerden bir şey olarak yeri geldikçe ele alınır, değerlendirilir. Bu yanıyla sanat da diğer insan değerleri gibi, bir zihniyet öğretisi (inancı, terbiyesi, edebi) olarak hayata dahil edilir.
“Bizde sanat nazariyatı yok” denilmesinin nedeni de burada yatar. Aklımızın mevcut işleyişi, klasik düşüncemize tabi olmadığından, zikrettiğim bütüne nüfuz edemeyişimizi ve bölmeli zihinlerimizle parçalı bilginin peşinde sürüklenişimizi bu soruyla ifade ediyoruz.
Bu yazımda örneğimi İbnü’l-Arabî’den vermek istiyorum. Hazret, Fütûhât-ı Mekiyye’sini adeta bir müridi terbiye etme maksadıyla yazmış gibidir. Bundan olmalı ki, fıkıhtan kelama, siyerden menkıbeye, tesettürden zekata, ilimden irfana... hemen her konuyu tek bir metafizik (İslam metafiziği) içinde uzun soluklu olarak anlatmıştır. Dolayısıyla sanat da bir bağlaç konusu olarak değil söz konusu bütüne dahil bir değer olarak bu anlatımda yerini almıştır.
Hal böyle olunca, “İbnü’l-Arabî’nin Fütuhat’ında sanat” vb. başlıklar altında bir bölümlemeye gitmek, konuyu bulandırmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Çünkü o, Kabe’yi anlatırken sanattan bahsedebildiği gibi, görmeyi anlatırken de sanattan bahsedebilmektedir. Ekrem Demirli’nin Fütûhât-ı Mekkiyye çevirisinden ilham, görme ve kelamla ilgili onlarca örnekten bir kaçını zikredebilirim:
“(...) Hak’tan gelen (ilhamlar), bulutlarını yağdırmaksızın gitmezler. Bulutlardaki yağmurun yağmasıyla ortalık aydınlık dolar, bulutlar gider, ortalık açılır, yeryüzü ‘kendi haberlerini söyler’, perdelerini kaldırır, sırlarını izhar eder, toprak nur ışıkların vurmasıyla çiçekler ortaya çıkarır.” Cilt 18, s: 19
“(G)örmenin sebebi idrak edilecek şekilde görülenin istidadıdır. (...) Görülenin bize görünmesi yönüyle bir nispet olduğunu söylediğimizde, şöyle deriz: Görülen bizi görüyor olması bakımından var olan bir şeydir.” Cilt 17, s:132
“(G)örülen hakkında görenin talebi, kendisine ait olduğu halde görmektir. Görülen ise ancak kendisine dair bilginin suretinde ona tecelli etmiştir. Böyle tecelli etmeseydi, kişi gördüğünü inkar ederdi. Dolayısıyla Hak insana ancak talep ettiği durumda (kendisi hakkındaki bilgisine göre) tecelli eder. Öyleyse görmek de bir ihsan ve lütuftur! Çünkü görme insanın talebine göre gerçekleşmemiştir. Bununla birlikte insan gördüğüyle talep ettiğini bir zanneder, halbuki gerçek öyle değildir! Gördüğüyle haz alıp onu matlubu zannettiğinde, bu kez -kendi talebi olmaksızın- Hak insana tecelli eder. Bu durumda ikinci tecelli bir ihsan olur ve daha önce sahip olmadığı Hakk’a dair yeni bir bilgiyi ona verir. Onun bu konuda herhangi bir düşüncesi de yoktur.” Cilt 14, s:39
“Göz kendisi görse bile, o şey kendiliğinde gözün gördüğünden farklıdır. Bu durum (yani görmeyle kendindeki durum arasındaki çelişki), cisimsel ve ruhani güçlere yayılmış bir durumdur. Bütün bilgi, ortaya konulmuş misaller gibidir ve varlık mertebesi hayal mertebesidir. Sonra gördüğün şeyler, duyulur ve hayali suretlere ayrılır ve hepsi hayaldir.” Cilt 14, s: 217
“Allah bir kulunu bir mekandan başka bir mekana kendisini görmek üzere değil, görmediği ayetlerini göstermek üzere taşımıştır. (...) (Ç)ünkü yakîn, görmekten meydana gelir.” Cilt 13, s:99
“Kelam nefisteki tesiri nedeniyle ‘yaralamak’ anlamındaki kalem’den türetilerek böyle isimlendirilmiştir. Kelam aynı gerekçeyle lafız diye isimlendirilmiştir; ‘lafız’ ise atmak demektir. Lafız nefste bulunan gizli manayı ibare vasıtasıyla dinleyicinin kulağına ulaştırır ve ‘atar’. Bu esnada konuşanın söylediği söz hakkında gayreti ve kıskançlığı olmamalıdır; gayret söz konusu olursa içindeki manayı izhar etmez ve fısıltıyla söyler. Fısıltıyı ise ancak duyması amaçlanan duyabilir. Bir şey hakkındaki böyle bir gayret, dinleyenleri –veya her kim olursa olsun- bir kısmının ona karşı hürmet duymamaları nedeniyle ortaya çıkar. Herkesin var olan şeye saygısı tam olsaydı, hiç kuşkusuz gerçek tamamen açık olurdu.” Cilt 18, s:143
Bunların, sanatla doğru ilişkilendirilmesi ve başkalarının istifadelerine sunulması ancak bütüncül bir okumayla mümkündür.
Örneğimi, adı en çok bilinen bir arif olması nedeniyle İbnü’l-Arabî’den verdim.
Daha yüzlerce alimin ve arifin eserleri, sözleri belirttiğim şekilde okunmayı, anlaşılmayı ve ilgililerine yeni bir yorumla sunulmayı bekliyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.